Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
TOPLUMSAL BARIŞIN TEMEL İLKESİ “HOŞGÖRܔ
Köşe Yazısı Tarihi : 23-02-2010       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
Toplum içerisinde yaşayan herkesin en bűyűk arzusu şűphesiz huzur ve barış içerisinde yaşamaktır. İnsan ister ki haksızlığa ve ayrımcılığa uğramasın, herkesle iyi geçinsin, namusu-şerefi ayaklar altına alınmasın. İnançları ve görűşlerinden dolayı sıkıntıya dűşmesin, hor görűlmesin.. Kendisi kimseye zarar vermedikçe başkası da ona zarar vermesin. Bu dilekleri daha çoğaltmak műmkűndűr.
İnsan olarak bir toplum içinde yaşamak zorunluluğumuz vardır. Kendimizi toplumdan soyutlayarak bir köşede yaşama lűksűműz yok. Zaten böyle bir yaşam da dinimizin emirlerine uymamaktadır. Cuma namazlarının cemaatle kılınması mecburiyetinin hikmetlerinden birisi de budur. Bu dűnyada herkes birbirine muhtaçtır. Hal böyle olunca da huzurlu bir yaşam meydana getirmek bir bakıma kendi elimizdedir. Nasıl mı ? Davranışlarımızda terbiye, nezaket ve özellikle de hoşgörűlű olmak suretiyle.
O yűce insan Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) ; “Müslüman başkalarıyla hoş geçinen ve kendisiyle de hoş geçinilen kimsedir. Geçimsiz kimsede hayır yoktur.” buyuruyor.
Bizler insan olarak, bilhassa műslűman bir toplumda bulunduğumuzu dikkate alarak her varlığa ve her insana sevgiyle yaklaşmamız gerekmektedir. Yunus Emre’nin dediği gibi « yaratılmışları severiz yaratandan ötűrű »
Gűnűműzde « hoşgörű » diye ifade edilen anlayışa eskiden « műsamaha » deniyordu. Sözlűklerde bu kelime ; görmezlikten gelme, aldırmama, bir suçluya karşı şiddet göstermeyip geçiverme şeklinde ifade edilmektedir. Bir başka deyişle hoşgörű ; kişinin benimsemediği bir dűşűnce ve davranışı, bir dini, bir mezhebi anlayışla karşılayarak ona hoş bakabilmesidir. « Hoşgöru,inanışların, fikirlerin, dűşűncelerin, davranışların konuşulmasında ve gerekiyorsa tatbikatında ikna etme yönteminden ayrılmadan meseleleri çözme yoluna gitmektir. » Hoşgörű ; bir insanın kendinden farklı dűşűnenleri, farklı inançlara sahip kimseleri, farklı yaşam biçimlerini tahamműlle karşılamaktır. Hoşgörűlű ve mutlu bir hayat tarzı için bu, temel bir pirensiptir.
Insanları oldukları gibi kabuletmek durumundayız. Hayır, mutlaka benimistediğim gibi olacaksın, benim dediğim olacak… diyecek olursak bir başkasınınyaşam tarzına műdahele etmiş oluruz ki onun da bize műdahele etmesine sebepoluruz, o da haklılık kazanır. Birtoplumda iyilerle kötűler bir arada bulunacaktır. İnsanların ailelerindenaldıkları terbiye ve alışkanlıklar, tahsil durumları, zevkleri ve algılamabiçimleri farklıdır. Aynı fabrikadan çıkmış «kalıp insan modeli» bulamayız. Ohalde insanları bize zarar vermedikleri sűrece «oldukları şekilde» kabuletmeliyiz. Dűnyada bu kadar farklı insan çeşitlerinin olması, bu kadar farklıkűltűrlerin bulunması esasen bir zenginliktir. Çeşitli renklerde çiçeklerinaçtığı bir bahçe gibidir. Nitekim Kur’an-I Kerim’de bu durum şöyle ifadeedilmektedir: «O’nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması,dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şűphesiz bunda, bilenler için(alınacak) dersler vardır.» (Rûmsûresi, âyet: 22
KUR’AN’DAN BAŞKA ÖRNEKLER
Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı Hak, Nisa sûresinde Lokman Aleyhisselam’ın dilinden oğluna tavsiyeler şeklinde insanlara şu davranış biçimlerini emrediyor :
***Allah’a kulluk edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kölelere iyilik edin. Allah, kendini beğenip böbűrlenenleri elbette sevmez.” (Nisa, 4/36)
*** 'Yavrucuğum, namazı kıl, güzeli iste, fenalığı önle, başına gelene katlan, bunlar gerçekten kararlılık gösterilecek işlerdendir.'
***- 'İnsanları küçümseyip dudak bükme, yeryüzünde kasılarak yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.'
*** 'Yürüyüşünde sade ol; sesini alçalt. Seslerin en çirkini şüphesiz eşeklerin sesidir.'(Lokman 31/13-19)
***“Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan yararlı işler ise hem Rabbin katında iyi bir karşılık bulur, hem de iyi bir umuttur.” (Kehf 18/46)
*** “Rahman’ın kulları yeryüzünde gösterişsiz yürürler. Onlara kendini bilmeyenler takılırsa “Esen kalın.” deyiverirler.
Huzurlu bir yaşam için karşımızdakine sevgi ve saygı göstermek durumrndayız. Kin ve nefret ise sevginin zıddıdır ve kendisiyle dahi barışık olamayan kimsenin takındığı bir tavırdır. Sevgi birçok olumsuzu olumluya çeviren sihirli bir anahtardır. Sevdiğimiz birisi bize kűfretse dahi onun hareketini şaka gibi algılarız. Buna karşılık kızdığımız birisinin normal bir sözűnű veya davranışını, hatta selam vermesini bile ters anlayabiliriz. Bir ata sözűműz ; « Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır » der. Kötű karakterli bir insana karşı eğer siz nazik davranır ve onun kötűlűkte devam etmesine rağmen siz nezaketli davranmaya devam ederseniz, o adamın en sonunda size karşı nezaketli davranmak, en azından kötű davranmamak zorunda kaldığını göreceksiniz.
Şunu da unutmamak gerekir ki toplumun kabul ettiği bazı temel değerleri, örf ve adetleri vardır. Şűphesiz herkes bunlara saygı gösterecektir. Eğer bu kurallara uymak istemiyorsanız bir başka yerde yaşamayı seçmeniz gerekmektedir.
Kötűye iyi davranmak demek onu dost edinelim demek değildir. Tabii ki hoşgörűnűn de bir sınırı vardır. Hoşgörűlű olmak demek ; zalime, kaatile, hırsıza, soysuza, namussuza … karşı da hoşgörűlű olmak demek değildir. Aksi halde dűnyayı soysuza teslim etmek olur ve toplumun bozulmasına sebep olur. Bizim burada bahsettiğimiz hoşgörű, dinimizin ve kanunlarımızın ağır suçlar olarak nitelemediği, gűnlűk olağan davranışları içine almaktadır. Toplumun bozulmasını ve kargaşayı engellemek için gerktiğinde zor da kullanılacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak Kur’an’da : « Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, ama haksız yere saldırmayın. Çűnkű Allah haksız yere saldıranları sevmez » buyurmaktadır. Tabii ki bu da devlet eliyle kanunlar dahilinde olacaktır. Dinimiz insana, babasının kaatilini bile olsa, kendi kendine yargılayıp cezalandırma yetkisi vermemiştır. Yargı ve ceza yetkisi sadece devletin ilgili kurumlarına aittir.
Műsluman gördűğű kötűlűk karşısında tamamen sessiz kalacak demek değildir. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, en uygun tavır ne ise ( eliyle,diliyle veya en azından kalbiyle buğzederek ) kötűlűğű engellemeye gayret edecektir.
Ayet-i kerimelerde bu şöyle ifade edilmektedir:
“Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran’la uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf, 43/5)
“Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemaat bulunsun. İşte başarıya ulaşanlar yalnız onlardır.” (Al-i İmran, 3/104)
HOŞGÖRÜNÜN ÖĞRETİLMESİ
İnsanlar doğuştan hoşgörűsűz doğmazlar. Hoşgörűlűlűk de hoşgörűsűzlűk de, karakterle ilgili olmakla birlikte, sonradan öğrenilen davranışlardır. Karı-koca arasında tartışmaların çok olduğu ailelerde bűyűyen çocuklar genelde hırçın ve hoşgörűsűz olurlar. Bundan dolayı hoşgörűnűn daha aileden başlayarak ana okulundan itibaren de her seviyedeki eğitim kurumunda öğretilmesi, sosyal yönden sağlıklı bir toplum için gereklidir. Okullardaki hoşgörű eğitimi de sadece « din kűltűrű ve ahlâk dersleri’ne » bırakılmayıp, öğretmen ve idareciler de öğrenci ve velilere karşı hoşgörűlű davranışlarıyla ve anlatarak ikna metoduyla örnek olmalıdır.
Hoşgörűlű ve barışık bir toplumda yaşamamız dileğiyle efendim.
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Değerli Hocamız, İsmet Mere'nin okuyucularına buradan hitabedecek olmasını memnuniyetle öğrenmiş bulunmaktayım. Bir arkadaşı olarak, yazılarıyla ,toplumsal manevi ihtiyaçlarımıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Şimdiden başarı dileklerimi sunarım.Zekeriya ATEŞ ( 08-03-2010 / 21:48:08 )

Zekeriya Ateş
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları