Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
NANKÖRLÜK HAKKINDA
Köşe Yazısı Tarihi : 08-11-2011       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
NANKÖRLÜK HAKKINDA

Nankör kelimesi dilimize farsçadan girmiș bir kelimedir. Osmanlıca-türkçe sözlüğe göre nankörlük ; gördüğü iyiliği unutmak, nimeti inkâr etmek, nimetin șükrünü eda etmemek, gâfil olmak, șeklinde tarif edilmiștir. İnsanoğlunun fıtratında bulunan kötü huylardan biridir.

Insan olarak kendimize karșı yapılan bir iyiliğe daha iyisiyle karșılık vermek hem insanlık görevi, hem de medenîlik alâmetidir. Ama insanın fıtratındaki bu duygu, bazılarında kendisine yapılan iyilikleri çabuk unutarak beklenen tepkiyi değil de olmaması gereken hareketi yapması șeklinde görülür. Hani denir ki ; bir köpek veya bașka bir hayvan bile kendisine yapılan iyiliğe karșı duygusuz kalmaz, en azından kuyruk sallar,gelir bacakjarına sürünür, bir șekilde sana karșı teșekkûrûnû göstermeye çalıșır. Ama insanoğlu içerisinde bazıları bu hayvanlar kadar bile olamazlar.

Gördüğü iyilikleri, kavuştuğu maddî ve manevi nimetleri inkâr eden, iyilik edeni ve nimet vereni bilmeyen, basit bir teșekkürü bile çok gören, şükretmekten âciz kimseye de nankör anlamında arapçada‘kâfir-i nimet’ denmiştir. Kâfir, Allah’tan gelen gerçeğin üzerini örten, gizleyen, tanımayan ve inkâr edendir. Nankör de, yapılan iyilikleri, verilen nimetleri görmekten âciz olandır.

Nankôrlûğü Allah’a karșı ve Allah’ın yarttıklarına karșı olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

Kur'an-ı Kerim’in birçok âyetinde belirtildiği üzere; nankörlük, adetâ insanı karakterize eden bir özellik durumundadır: Başına bir musibet geldiğinde Allah'a yalvarır, kendini emniyette hissedince de O'nu unutur. Rabbi kendisine bir nimet verdiğinde ona sevinir, fakat kendi hatası yüzünden başına bir kötülük geldiğinde nankörlük huyu yeniden kabar. Rabbimiz, insanın bu vaziyetini, Kitâb-ı Mübîn'inde şöyle ifade buyurur:

"...Doğrusu biz katımızdan insana bir nimet tattırırsak, ona sevinir; ama kendi yaptıkları yüzünden başına bir kötülük gelirse işte o zaman insan pek nankördür” (eş-Şûrâ :48).

Âdiyât sûresi 6. âyette ise șöyle buyurur : « Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür. »

İnsanlıktan nasibini almıș olan kișiler, kendilerine karșı yapılan en kûçûk iyiliğe bile en azından basit bir teșekkürü sakınmazlar. Ama eğitimsiz, vicdanı tașlașmıș, görünüșü insana benzeyen ama ruhu basit bir hayvan kadar bile gelișmemiș olanlar ise, gördüğü iyiliğe karșı kötülük yapmaktan çekinmezler.

İnsan kendine yapılan iyilik ve yardımların, verilen nimet ve rızıkların değerini bilmelidir. Bu iyilikler ister insandan gelsin, isterse Allah’tan gelsin; kişi bunun şuurunda olmalıdır. İyilik yapanlar genellikle karşılık beklemezler. Ancak iyilik yapanlar teşekkürü hak ederler. Bu teşekkür, hem yapılan iyiliğin derecesini artırır, hem nimetin devamını sağlar, hem de iyilik yapan ile yapılan arasında sevgi bağı kurar.

Nankörlük ya insanlara karşı, ya da âlemlerin Rabbine karşı yapılır. Kişi, başkasından gördüğü bir iyiliği, bir yardımı, bir desteği, görmezlikten gelse, bu bir nankörlüktür. İyilik yapanı unutarak nankörce davranmadır. İnsanlar ölünceye kadar birbirlerine muhtaçtırlar. Başkaları olmadan hayatlarını sürdüremezler. Maddi gücün her şeyi çözmediği açık bir gerçektir. Kişiye ana-babasının iyiliğinden tutun da, hasta olunca tedavi eden doktora, ilim öğreten hocaya, yol gösteren bir büyüğe kadar, pek çok kimsenin iyiliği dokunur. Bir insana ana-babasının yaptığı iyilikleri saymak mümkün deir. Bu karşılıksız iyiliklere teşekkür etmek, insanlık ve yardım etme duygusunun yüceliğinin gereğidir.

Türkçedeki ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ atasözü çok şey ifade etmektedir. Maddeyi bütün ilişkilerin temeline yerleştiren, çıkarından başka bir kutsal tanımayan, bu yüzden de derin bir egoizme saplanan günümüzdeki bu tip insanlara bunu anlatmak zordur. İnsan, diğer insanlardan gördüğü iyilik ve yardımlara teşekkür etmeli. Fakat iyilik edene kul köle olmak, onun karşısında ezilip büzülmek, zelil olmak da doğru değildir. İyilik eden böyle bir şey beklerse, bu iyilik değil sömürü niyetidir. İyiliklere ve yapılan yardımlara, nankörlük etmek bir kötü ahlâktır, kınanması gereken kötü bir davranıştır. Kendisine iyilik yapılanın teşekkür etmesi, nasıl ahlâkî bir görev ise, yapılacak iyiliğin bir teşekkür ve minnettarlık beklentisine bağlı olmaması da aynı şekilde bir ahlak ilkesidir ve asla bașa kakılmamalıdır.
Esas nankörlük, Allah'a karşı yapılandır. Nimeti haramlarda kullanmak, o nimete nankörlüktür. Gözü haramda kullanmak, göz nimetine; kulağı haramda kullanmak kulak nimetine nankörlüktür. Dolayısıyla insandan sâdır olan her amel, ya şükürdür veya nankörlüktür.
Nankör insan, Allah’ın nimetlerine karşı duyarsız kalan, kendisine bahşedilen nimetlerin kadrini bilemeyen kimsedir (16/Nahl, 111-112).


Nimetlere karșı șükretmek kișinin rızkını artırır. Bunun aksine nimetlere karșı nankörlük ise rızkı azaltır.

Peygamberimiz (S.A.V.), konuların daha iyi anlașılmasını sağlamak içik geçmiș ümmetlerin bașına elen olayları hikâyeleștirirdi.

Imam-ı Nevevî’nin, âyet ve hadisleri konularına göre derleyerek meydana getirdiği “Riyaz-üs-sâlihîn” isimli eserinin birinci cildinde 66. Madde olarak zikredilen ve Ebu Hureyre (R.A.) dan rivayet edilen ve Buhârî ve Müslim’in naklettiği hadiste ders alınması gereken șu olayı anlatmıștır:

66- Ebû Hureyre Radiyallahü Anh’den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebî (s.a.v.) in șöyle buyurduğunu ișitmiștir:

"İsrâil oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek ala tenliye geldi:

- En çok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli:

- Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi,

dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

- En çok sahip olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam:

- Deve (yahut da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

- Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.

Sonra kele gelerek:

- En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel:

- Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:

- En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam:

- Sığır dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

- Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve :

- En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör:

- Allah'ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek:

- En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da:

- Koyun dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.

Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu.

Daha sonra melek ala tenliye, eski ala tenli kılığında geldi ve:

- Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.

Adam: - Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:

- Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah'ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:

- Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:

- Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.

Sonra melek, eski kel kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

- Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:

- Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah'ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

- Ben gerçekten kör idim. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah'a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek: -Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı). ( Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10 )

İște insan oğlu da, bu âmânın yaptığı gibi kendisine yapılan iyilikler karșısında Rabb’ına șükredebilmeli ama ala tenli ve kel’in yaptığı gibi nankör olmamalıdır. Kendisinden yukarıdakilere bakmaya kalkarsa hırslı ve mutsuz olur. Kendisinden așağıdakileri görürse șükretmesini bilen, cömert ve mutlu bir insan olur.

Ne mutlu șükretmeyi ve teșekkür etmesini bilenlere!
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları