Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI -3–
Köşe Yazısı Tarihi : 14-04-2012       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI - 3 –
İLK HALİFENİN SEÇİMİ
Hazret-i Peygamber (s.a.s.)in teçhiz ve tekfinini anlattıktan sonra yeniden vefat ettiği 632 yılının on iki rabiu’l-evvel Pazartesi gününe dönelim :
Vâkıdî, Bankipor șehrinde el yazması șeklinde bulunmakta olan « Kitâbu’r-ridde » adlı eserinde konuyu detaylı olarak anlatmaktadır. O, bu hususta șu bilgileri vermektedir ; « Ebû Bekir Hz. Peygamber (s.a.s.)in evinden çıkıp mescide geldi ve orada bulunanlara șöyle hitap etti : (Bu hitabını daha önceki yazımda belirtmiștim). Hitabının sonunda da șöyle dedi : …Bilmiș olun ki hakikatte Muhammed (s.a.s.) kendine has yoluna koyuldu gitti. Bu durumda O’nun Emirliğinde (devlet bașkanlığı ișinde) herhangi bir kimsenin, O’nun yerini alması kaçınılmaz bulunuyor. Düșünün tașının ve iyice bakın, sonra düșündüğünüzü söyleyin. Allah size merhamet etsin. » dedi. Orada bulunanlar da ; « peki, yarın bunu düșüneceğiz inșallah » dediler ve sonra dağılındı.
Ertesi günü (13 rabîu’l-evvel Salı günü), mekkeli muhâcirlerden bir kısmı Ebû Bekir’in yanına vardılar. Medineli (ensâr) dan bir kısmı da Mescid-i nebînin güney batısında bulunan ve Benî Sakîfe kabilesinin toplantı salonu olarak kullandığı (Sakîfe) diye adlandırılan salonda, Hazrec Kabîlesinin reisi olan Sa’d İbn-i Ubâde etrafinda toplandılar. Hazreti Ali ise ,Yanında Zübeyr Ibn-i Avvâm olduğu halde Hâșim oğulları mensupları ile , üzüntüsünden, evinden dıșarı çıkmadı. Bütün Medine halkı Mekkeli muhâcirlerin ve Medîneli ensâr’ın diyeceklerini dinlemek üzere evlerinden dıșarı çıkmıștı. Benî Saîde Sakîfesinde bulunan Ensâr arasında bulunan HUZEYMETU’BNU SÂBİT ilk sözü alarak șöyle dedi : « Ey Ensar !Șâyet siz Mekkeli Kureyșlilere bir öncelik tanıyacak olursanız onlar sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar kalacaklardır. Kendi kitabında Allah sizi Ensâr (Yardımcılar) olarak tanımlamıș ve Peygamber sizin aranızda iken vefat etmiștir. Bu duruma göre Kureyșlilerin çekinecekleri ve Ensârın emniyet içinde kabul edeceği birini seçiniz. »
Hazrec kabilesinden olan ensâr zümresi șu cevabı verdi : « Haklısın ! biz kendi bașkanımız olan SA’D’ÜBNÜ UBÂDE’yi seçiyoruz.» Mekkeli Muhâcirlerden bazıları da orada bulunmaktaydı. Onlar henüz șaskınlıktan kurtulamamıșlardı.
Bu arada EVS kabilesinden USEYD ‘ÜBNÜ HUDEYR ayağa kalktı ve șunları söyledi : Ey Ensâr ! Allah sizi Ensar (yardımcılar) diye adlandırarak ve sizin yanınızı bir melce’ (sığınak) ve Peygamber’in vefâtını sizin aranızda takdir ederek sizi nimetlere gark etti. Bu halde bu Emîr’i (halîfeliği) Allah’ın takdirine bırakın. Bu Emîr, sizden çok Kureyșlilere aittir. Bu durumda siz sadece onların tercih edecekleri kimseyi tercih edin ve onların uzaklașacakları kimseden uzaklașın.
Hiç kimse fırlayıp ona hakâret yağdırmadı veya onu susmaya mecbur etmedi. Hazreti BEȘÎR’UBNU SA’D șu hatırlatmayı yaptı : « Ey Ensâr ! Siz Kureyșlilere bağlısınız, Kureyșliler de size bağlı bulunmaktadır. Sâyet siz bir șeyin doğru ve hakk olduğunu ortaya atsanız kimse bunun aksini söylemez. Șâyet siz (Peygambere) melce’ hakkı tanıdık ve (Ona) yardım ettik diyecek olsanız gerçekte Allah Kureyșlilere daha iyisini nasip etmiș bulunmaktadır. O halde siz Allah’ın nimetini nankörlükle değiștiren ve kavmini zarar-ziyan içine süren kimselerden olmayın. »
Bunun üzerine Evs kabilesinden UYEYM’UBNU S’İDE ayağa kalkarak șunları söyledi : Ey Ensâr ! Siz İslâm’ı müdâfaa eden ilk kimseler olmuștunuz, șimdi iman edenlerle vurușan ilk insanlar olmayın. Hilâfet, ancak peygamberlik vazifesi kimler arasından gelmișse onlara aittir. O halde halifeliği Allah’ın peygamberlik vazifesini yüklediği kimseler arasına bırakınız ; zira bu, İbrâhim Peygamberin bir duâsının istihdaf ettiği (amaçladığı) yerdir. (Bakara sûresi 128 ve 129. Âyetlerinde Hazreti İbrâhim (a.s.) Mekke’ye bir peygamber göndermesini Allah’tan duâ etmektedir.)
Bundan sonra (Evs kabîlesine bağlı Balî kabîlesi mensubu olan) MA’N İBNİ ‘ADÎ ayağa kalktı ve șöyle dedi : Ey Ensâr ! Șâyet bu Emîr (Halifelik) kureyșliler bir tarafa size ait ise sizin tarafınızdan seçilecek olan kimseye bîat edebilmeleri için onları da bu durumdan haberdar edin. Fakat bu halifelik Kureyșlilere aitse ve siz bunun dıșında iseniz, bu iși onlara bırakın. Zira vallahi Peygamber Ebû Bekir’i cemâat namazlarını kıldırmak üzere imam tâyin etmeden evvel vefat etmedi ; biz de bu hareketten, dinin direğini teșkil eden namazda peygamberin onu bizim için seçtiğini öğrenmiș olduk.
Ensâr bu tartıșmaları yaparken EBÛ BEKİR, ÖMER ve EBÛ UBEYDE yanlarında mekkeli muhâcirlerden bir topluluk olduğu halde oraya geldiler. Yer alıp oturdular ve bir müddet hiçbir șey söylemediler. Daha sonra Hazrec kabilesinden SÂBİT’UBNU KAYS ayağa kalktı ve șöyle konuștu : Ey Muhâcirler ! Siz de bizim gibi biliyorsunuz ki Allah Muhammed’i (s.a.s.) kendi rasûlü olarak göndermiștir ; kendisi bașlangıçta (insanların) inkâr ve ișkencelerine rağmen Mekke’de, Allah ona bütün șiddet hareketlerinden sakınması emrini vermiș olduğu halde kaldı. Bundan sonra onun hicret etmesine ve mücâdeleye bașlamasına izin vermiștir. Biz O’nun yardımcıları ve melcei (sığınağı) olduk. Sonra siz geldiniz ve biz mallarımızı sizinle paylaștık. Bu durumda biz İslâm’ın gerçek kuvvet ve kudretiyiz ve Kur’an’da (Hașr sûresi, 9. Âyet) Allah’ın ismini zikrettiği zümre de bizleriz. Bu, kimsenin inkâr edemiyeceği diğer âyetler arasındadır. Bundan bașka sizler, bizim șeref ve itibârımız için Peygamberin bütün iyi sözleri sarfetmiș olduğunu biliyorsunuz. O bu dünyayı terketmiș ve açıkça kendine Halîfe olarak kimseyi tâyin etmemiș bulunuyor ; fakat ümmetine, Allah’ın Kitabına ve Peygamberin sünnetine sıkı sıkı sarılmalarını kat’î sûrette emretmiș bulunuyor. Bunlara tutunulduğu sürece yanlıș ve bâtıl üzerinde birleșilip ittifak halinde bulunulamayacaktır. Bizim Allah’ın yardımcıları olmamız sebebiyle halkın idâresi de ancak bize âittir. Ey Muhâcirler (mekkeliler) bu konuda ne düșünüyorsunuz ? Esselâmü aleyküm. »
Bunun üzerine EBÛ BEKİR doğruldu ve șöyle bir cevap verdi : « Ey Sâbit ! Senin halkın (yâni Medineli Ensâr) tamâmen senin anlattığın gibidir. Kimse bunun aksini söyleyemez. Bize (yâni muhâcirlere) gelince, bizim hakkımızda da Allah vahiyde bulunmuștur (Hașr sûresi 8. Âyet) . Ve Allah size Kur’an’da (Tevbe sûresi, 9. Âyet) :« Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve sâdık olanlarla berâber olun » derken sâdıkları tâkib etmenizi emretmektedir. Ayrıca bu EMR (Halîfelik) ișini araplar, ancak kendi aralarında en ünlü ve șerefli kabîle olarak kabul ettikleri Kureyșliler için kabul edeceklerdir. Ve aynı zamanda Ibrâhim Peygamber’in duâsının ișaret ettiği kimseler iște bunlardır. Bu duruma göre ben sizin için <ÖMER ve EBÛ UBEYDE’nin ikisinden birini seçtim. Onlardan hangisini isterseniz, birine bîat ediniz. »
Kendisinde modern bir avukat ruhu ve edâsı sezilebilen SÂBİT’UBN KAYS șu soruyu sormak için ayağa kalktı : Ey Muhâcirler (mekkeliler) ! Ebû Bekir’in söylediği șey üzerinde hem fikir misiniz ?
Onlar : - « Evet hemfikiriz ! » dediler.
Sâbit : -Sizin Ebû Bekir’e, Hazreti Peygamber’e karșı bir itaatsizlik suçu ișlediği suçlamasında bulunmamanız gerekirdi ! »
Onlar : - « Bu nasıl olur ? »
Sâbit : - « Onun namazları idâre etmek üzere Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından seçildiğini ve bunun ancak onu kendine Halife olarak tayin ve tesbit için yaptığını siz zikretmediniz mi ? Halbuki Ebû Bekir halife seçiminden çekilmek ve ( ben sizin için ÖMER ve EBÛ UBEYDE’ nin ikisinden birini seçtim ) demek sûretiyle Peygamber’e itaatsizlik yapmıș bulunuyor. Siz nasıl olur da Peygamber tarafından bizzat tercih edilmiș ve seçilmiș olan kimseyi (Ebû Bekir’i) bırakır da șu kimselere (Ömer ve Ebû Ubeyde) tâbî olursunuz ? Ey Muhâcirler ! Hazreti Peygamber (s.a.s.) in Ebû Bekir’i Halîfesi olarak tâyin ettiğine șahitlik yaptığınıza göre (eğer bașkasını seçerseniz) siz bile Allah’a itaatsizlik etmiș olabilirsiniz. »
Muhâcirler (mekkeliler), ilk müslümanların kendi kabîlelerinden olduğuna dikkati çekmekle beraber Ensârın (medinelilerin) büyük liyâkatlarını hiç bir zaman inkâr etmediler. Onlar șöyle dediler : « Biz dâima șu hususta mutâbık bulunuyoruz ki șâyet bașkan muhâcirler arasından seçilirse, bakanlar ensar arasından olacaktır ; biz onlar hazır olmadıkça ve onlarla istișâre etmedikçe hiçbir karar almayacağız. »
Hazrec kabîlesinden EL-HUBÂB’UBN’UL-MUNZİR bir uzlașma teklifinde bulunmak üzere ayağa kalktı. Kendisi, Ensârın halîfelik konusunda , her kim olursa olsun ondan daha çok hakka sahip olduğunu teyit ettikten sonra șu teklifte bulundu : Șâyet bu kimseler (mekkeli muhâcirler) bizim dediğimiz bu șeyi kabul etmezlerse o halde bir halife bizden bir halife de onlardan olsun !
Fakat kendisinin iki yeğeni, USEYD’UBN HUDEYR ve BEȘÎR’UBN SA’D ayağa fırlayarak « bir tek șehirde birbirine muhalefet eden iki halife olmaz » dediler.
El-Hubâb’ubn’ul-Munzir, sadece Ensârın menfaatini gözetmek istediğini ve yapmıș olduğu teklifin pek önemli olmadığını belirterek özür diledi.
Bu konușmayı, Ömer ile El-Hubâb arasında, șâir HASSÂN’UBN SÂBİT’in de karıștığı kısa fakat șiddetli bir münâkașa takip etti. Karıșıklık büyüyordu. Elle müdâhele hareketlerinin bile çıkacağindan endișe edilmeye bașlanmıștı. Bu arada MA’N’UBNU ADİYY yeniden söz aldı ve onun șahsiyeti sükûnu yeniden tesis etti : O șöyle dedi: « Ey Muhâcirler Mekkeliler) ! Vallâhi yeryüzünde bizim için sizden daha aziz kimse yoktur. Bizim endișemiz sadece, takip edilecek kimsenin veya yolun Muhammed ümmetinin adâlet anlayıșına uygun olmasıdır ki, O bu hususta : « idâreciler Kureyștendir » demiști. O halde bu, ancak onlar arasından olmalıdır. » ( Ibni Hișâm tarafından nakledildiğine göre, Hazreti Peygamber (s.a.s.) in Ensar tarafından da pek iyi bilinen bu hadisini ilk olarak belirten Ebû Bekir (r.a.) olmuștur.
Bunun üzerine BEȘÎR’UBN SA’D, o âna kadar kimsenin hatırına gelmemiș olan Hz. Peygamber (a.s.) ın bu hadisinin hatırlatılmasından iyice șasırmıș halde ve hayret içinde șunu beyan etti : « Evet doğru ; vallahi biz gerçekten O’nun bu hadisi irad ettiğini ișitmiștik ve ben gayet iyi anlamıștım ki bu Emr (halifelik makamı) Ondan sonra Kureyșlilere kalacaktır.Allah’a yemin ederim ki artık bu halifelik ișini onlarla münakașa etmeyi (Allah) bana göstermez. Ey Ensâr ! Allah’dan korkunuz, ve artık bu iși onlarla münakașa etmeyiniz.
Sonra EBÛ BEKİR söz aldı. BEȘÎR’UBN SA’D hakkında en hararetli methü senâda bulundu ve șöyle dedi :Ben bu Emr (Halifelik) için bir aday olamam ve size hangisi olursa ; ÖMER veya EBÛ UBEYDE’yi teklif ediyorum.
Her ikisi de bu teklifi reddettiler ve muhâcirlerin (mekkelilerin) en iyisi, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sığındığı mağarada O’narefâkat eden tek kimse olduğunu ve günlük namazları kıldırmada kendi yerini almak üzere bizzat Hz. Peygamber (a.s.) tarafından tayin edilmiș bir kimse olması dolayısıyla EBÛ BEKİR’in seçilmesinin gerektiğini ileri sürdüler. Hemen arkasından da kendisine bîat edilmek üzere elini uzatmasını EBÛ BEKİR’den istediler.
BEȘÎR’UBN SA’D yerinden ayağa fırladı ve haykırdı : « Allah așkına sizden talep ediyorum ! Benden önce kimse Ebû Bekir’e bîat etmesin » ve hakikaten bu dediğini yaptı, ona ilk biat eden o oldu.
Bazı așırılar karșılıklı acı sözler söylemeye devam ettilerse de Ensâr da dahil olduğu halde bütün orada bulunanlar kabullerinin bir ifadesi olarak birbiri ardından Ebû Bekir’in elini sıkmak üzere geldiler.
Hazrec’lilerin adayı olan ve o sırada çok hasta durumda olan SA’D’UBNU UBÂDE’nin razı edilmesi ve muvafakatının alınması o kadar da kolay olmadıysa da EBÛ BEKİR’in güttüğü siyâset neticesi herkes yumușadı ; zîra o, halifeliğini kabul ettirmek için kimseye karșı zor kullanmadı ve kendisi ister muhalifi olsun ister taraftarı olsun herkese eșit ve adaletli davrandı. Öyle ki sonuçta, yukarıda adı geçen Sa’d , bizzat kendi kabîlesi mensupları tarafından bile yalnız bırakılmıștır.
Hz. Peygamber’in âilesi, Benî Hâșim ve Hz. Ali ile bazı zorluklar ortaya çıkmıștı. Medinelilerin genelinden bîat aldıktan sonra Ebû Bekr Hz. Ali’yi çağırdı. Hz. Ali kendisi ile istișâre edilmemesi ve bir oldu-bitti karșısında bırakılmasından dolayı memnunuyetsizliğini açıkça söyledi ve özetle șunları dedi : « Siz Mekkeli muhâcirlerden olmanız sebebiyle halîfelik hakkında, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) kendi aranızdan çıktığını ve Ebû Bekir’in de ona yakın olduğunu söylemek sûretiyle Ensâr’a karșı sinirlenip hırçınlaștınız; fakat ben Peygamber’in âile efrâdı ( ehl-i beyti ) olarak size aynı delilleri yani O’na kim olursa olsun herkesten daha yakın olduğumuzun delillerini sunabilirim.
Bunun üzerine Mekkeli muhâcirlerden EBÛ UBEYDE ve Medîneli Ensârdan BEȘÎR İBNİ SA’D, Hz. Ali’ye, kendisinin, halifelik konusunda bizzat kendisi lehine daha lâyık olduğu hususunda iddiada bulunduğundan haberdar olmadıklarını temin ve teyit ettiler. Onlar, esasen herkesin kabul ettiği șeyi Ali’nin de kabul etmesi için iknâ çaresi aradılar. Ebû Bekir șöyle dedi : « Ah Ali, senin bu halîfelik konusunda muhâlefet edip itiraz edeceğini bir bilebilseydim ! Ne halifeliğin peșinde koștum ne de istedim. Șu anda herkes bîat etmiș bulunuyor. Șâyet sen de aynı șekilde hareket edersen senden beklediğim șey(i yapmıș olursun). Șâyet aksine, hemen bîat etmek istemez ve düșünmek arzu edersen seni zorlayacak değilim. Sana hak veriyorum, selâmetle evine, ehline dön. » Ali evine gitti. Diğer kaynakların ifade ettiğine göre , akșam üzeri, Hz. Ali’nin de eși olan Hz. Peygamber (s.a.s.) in kızı Hz. Fâtıma (r.a.hâ) Hz. Ebû Bekir’in huzûruna gelerek Fedek arazisini, Hz. Peygamber’in mirası olarak istedi. Ebû Bekir deHz. Peygamber’in (s.a.s.) « biz peygamberler miras olarak bir șey bırakmayız » șeklindeki hadisini hatırlattı ve ona, tıpkı Peygamber’in hayatta iken yaptığı gibi , peygamber ailesi efradının masraflarını karșılamaya devam edeceği hususunda teminat verdi. Fâtıma bundan memnun olmadı ise de Hz. Ebû Bekir’e fazla bir șey söylemedi. Hazreti Ali (r.a.) Peygamber (s.a.s.) in kızı olan zevcesine hürmeten Ebû Bekir’e bîat etme ișini, İslâm Devletinin karșılaștığı bütün ișlerde kendisi ile yakın ișbirliği içinde bulunduğu halde bir süre için askıda bıraktı. Bu olaydan birkaç ay geçtikten sonra, Hazreti Fâtıma’nın vefâtını müteakip gelerek herkesin huzûrunda Hz. Ebû Bekir’e bîat etmiștir.
Görüleceği üzere ilk halifenin seçimi, herkesin kendi fikrini serbest bir șekilde ifade ettiği bir topantının sonunda gerçekleștirilmiștir. Yâni bir tayin değil bir nevî demokratik seçim yoluyla olmuștur. Bununla beraber Hz. Peygamber (s.a.s.) açıkça belirtmemekle birlikte Hz. Ebû Bekir’in bu ișe lâyık olduğunü bazı söz ve davranıșlarıyla hissettirmiștir.
***Bu son bölüm , Merhum Prof. Dr. M. Hamîdullah’ın İslâm Peygamberi adlı eserinden nakildir.
Faydalanılan kaynaklar :
1- Merhum Profesör Doktor Muhammed Hamidullah ; İslam Peygamberi. Hayatı ve Eseri. İrfan Yayınevi, İstanbul 1969 (Tercüme ; M. Sait Mutlu-Doç. Dr. Sâlih Tuğ)
2- Muhterem hocamız Celâleddin Karakılıç ; Hazreti Peygamber’in Hayatı, Eșsiz Ahlâk ve fazileti.
3- Doç. Dr. Yașar Kutluay : İslâm ve Yahudi Mezhepleri. A.Ü. İlâhiyat Fak. Yayınları, 1965.
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Hilafet insan için bir imtiyaz,bir ikram,bir şeref olduğu kadar ağır bir mesuliyettir.
Allah Teala bu mesuliyeti taşıyabilmesi için gerekli bütün imkanlarla donatıp,mahlukatın en şereflisi olarak en kıvamda bizleri yani insanları yaratmış.Akıl,irade vermiş.Peyğamberler gönderip,kitaplar indirerek doğruyu göstermiş.
İnsanın alem sultanlığı Cenab-ı Hakk'a sadakati ile kaimdir.
İdareci;Eger Allah'ın her dakika yanında olduğunu,her davranışını gördüğünü bilirse,hiç bir zaman yanlış iş yapamaz.
O zaman idare edecek olanın eli karda,dili ikrarda,gönlü Allah'ta olması gerekir.
Çok kıymetli ağabeyciğim ilgi alanına giriyorsam özür dilerim.Yazılarını okuyor,feyz alıyorum.Allah razı olsun.Sağlıklar dilerim.Selamlar. ( 18-04-2012 / 18:28:55 )

Dede Cihan
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları