Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
ANAYASA ÇALIŞMALARI, VATANDAŞLIK VE İSTİKLAL MARŞI ÜZERİNE BİRKAÇ NOT
Köşe Yazısı Tarihi : 22-08-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )
Son aylarda ülkemizde gündemi en çok meşgul eden konu yeni anayasa çalışmaları oldu.
Bu konudaki çalışmaları ve bu çalışmalar sırasında bazı grupların dayatmacı yaklaşımlarını sabır ve dikkatle izliyoruz. Peşinen söyleyelim ki, çalışmaların gidişi, önceki tepki anayasaları gibi, bu anayasanın da bir tepki anayasasına benzeyeceği endişeleri uyandırıyor. “Uzlaşma” komisyonunun çalışmaları sanki uzlaşmamak için toplanıldığı kanaatini uyandırıyor.
Bu konularda yorum yapacak değiliz. Ama vatandaş olarak bazı endişelerimiz de belirtmek zorundayız.Örnek olarak, devletin niteliği, rengi, şekli, vatandaşlık, haklar, özgürlükler konusundaki tartışmalar sırasında endişe verici sözler sarfedilmesi vatandaşlarda huzursuzluk yaratıyor. Tartışmalardan, “haklar”, “özgürlükler” denince tüm milletin değil, belli kesimlerin kastedildiği anlaşılıyor. Peki bu devlete adını veren “millet” ne olacak? Diğer yandan, bu ülkede kanun önünde herkes eşit değil mi? Yoksa “daha eşit” olmak isteyen kesimler mi var? Acaba onlara kim, kimin sırtından ne haklar bağışlayacak?
Vatandaş kim?
Temmuz ayında basında çıkan bir haber “Anayasadan ‘Türk’ çıkıyor” başlığını taşıyordu. Anayasadan “Türk” çıkarsa bu ülkeye nasıl Türkiye dersiniz? Anayasadaki “Türk” kavramı, bir ırkın ifadesi değil, ülkemizde yaşayan herkesi içine alan ve kimseyi dışlamayan bir kavramdır. Türk Devleti’nin vatandaşı nın “Türk” olarak adlandırılmasının temeli budur.
1.Dünya Savaşında “Yedi düvel” , Haçlı seferlerinden beri bitmeyen bir kinle, ezeli düşmanları olan “Türk”ü yok etmek için savaş açmış, milletin-Türk, Kürt,Arap, Çerkez vb. - bu kavramı benimsemiş her ferdi vatanını kurtarmak ve “Türk Milleti”ni hür ve müstakil yaşatmak için canını ortaya koymuştur. Zaferden sonra Türklerin devleti “Türkiye Cumhuriyeti” bu bina üzerine kurulmuştur. Milletimiz bir ve birlik olmaktan rahatsız değildir. Bundan olsa olsa, milletin birliğinden rahatsız olan kötü niyetli çevrelerin çıkarı olur. Kanaatimizce, “Türk vatandaşlığı”, “Türkiye vatandaşlığı” tanımları ya da vatandaşlık tanımının kanuna bırakılması gibi yaklaşımlar, tabiri caizse Türk kelimesine allerjisi olan bazı uç çevreleri memnun edecek “kıvırtma”dan başka bir şey değildir. Bununla kime yaranılacaktır bilmiyoruz. Bu tür muğlak ifade ve problemi ertelemekten başka yararı olmayan yaklaşımlar yerine mevcut anayasadaki tanımın aynen bırakılması daha uygundur. Yoksa vatandaşın kafasındaki vatandaşlık imajı sarsılır, benlik kavramı değişime uğrar. Dileriz milletin sesi dikkate alınır ve çalışmaların sonucu devletimiz, milletimiz için hayırlı olur.
İstiklâl Marşı değişmeli mi?
Bunları düşünürken, bir başka gazetede “İstiklal Marşı sorunsalı”ndan (?) bahseden bir köşe yazısı dikkatimizi çekti. Yazarın yaklaşımı ne olursa olsun, önemli olan, konunun gündeme getirilmiş olmasıdır. Yazıda dolaylı yoldan İstiklâl Marşı ‘nın değişmesi arzusu vurgulanıyor, İstiklâl Marşı’nı değiştirme projesinin yeni olmadığı, hatta 1936’da iktidar partisinin İstiklâl Marşı’nı değiştirmek için bir yarışma açtığına, hatta başkalarının da İstiklâl Marşına kusur bulup takıldığına dikkat çekiliyordu.
İstiklâl Marşı’nın yazılmasının, TBMM’de kabulünün, bestelenmesinin ve daha sonra değiştirilme isteklerinin hikâyesi uzundur. Geçmişte İstiklâl Marşı’nın sözlerini beğenmeyen, bestesine kusur bulan, prozodisinin (söz-beste uyumu) kusurlu olduğunu ileri süren, ritmine takılan pek çok kişi oldu, bunlardan bazılarının taraftarları zaman zaman seslerini yükselterek etkili olmaya çalıştılar. Ama o günleri yaşamamış olan bu çevreler, bu marşı, savaşı bizzat cephelerde yaşayan, o çileleri çeken ve İlk Mecliste milletvekili olarak bulunan güçlü bir şairin yazdığını, o çileleri yaşayanlardan oluşan Meclisin alkışlarla kabul ettiğini hiç dikkate almamışlardır. Bir milli marş çocuk oyuncağı değil, bir ölüm kalım savaşının ve bir milletin yaşama arzu ve iradesinin en kuvvetli ifadesidir. Dolayısıyla, herkesin keyfine göre değişemez. Hele hele rahat ve huzur içinde kaygısız oturduğu yerde “şu marş eskidi, üstelik kusurları da var, artık değişmeli, çağdaşlaşmalı” diyerek hiç değişmez. Bu marş Türk Milletidir, Türk Milletinin ruhudur, benliğidir. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin marşı olan İstiklâl Marşı’nın sözleri, nağmeleri Türk Milletinin genlerine işlemiştir. Onsuz olmaz, bizi başka hiç bir şey coşturamaz.
İstiklal Marşı’nın diğer bir özelliği de, üç devletin millî marşı olmasıdır. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti, Hatay Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Bu husus da dikkate alınarak İstiklal Marşı’nı değiştirme konusu bir daha gündeme getirilmemeli, bu marşın bir entellektüel fantezisine ya da bir muhalif eleştirisine malzeme yapılmasından kaçınılmalı diyerek konuyu şimdilik kapatıyorum.
Bu arada sayılı günler bitti ve Ramazan Bayramı’na kavuştuk. Bu vesileyle bütün okuyucuların bayramlarını kutluyor, sağlık ve mutluluk dolu nice bayramlar diliyorum.
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları