Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
TARİHİMİZ,KÜLTÜRÜMÜZ,MÜZELER VE DİNAR MÜZESİ
Köşe Yazısı Tarihi : 24-09-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )
TARİHİMİZ, KÜLTÜRÜMÜZ, MÜZELER VE DİNAR MÜZESİ
Mehmet Tekin
Tarihimiz, büyüklüğü kavranamayan bir ummandır. Çünkü milletimiz tarihte çok sayıda devletler, imparatorluklar kurmuş ve varlığıyla tarihe şan vermiş büyük bir millettir. Bundan dolayı, Türk tarihi ve kültürü ile birlikte mahalli kültüre ilişkin araştırma ve yayın faaliyetlerine daha çok kaynak ayırılması hayati bir zorunluluktur. Bu sayede gelecekte, yapılacak arkeolojik araştırmaların sayısı artacak, arşivlerimizde ve yabancı arşivlerde incelenmeyi bekleyen sayısız belge değerlendirilecek ve Türk tarihiyle ilgili bilgi dağarcığı kat kat artacaktır. Böyle bir birikimin sosyologlar, tarihçiler ve tarihi roman yazarları için de bol malzeme sağlayacağına şüphe yoktur.
Günümüzde konusunu tarihten alan romanların giderek çoğaldığı ve tarihin bir kurmaca oyun alanına, bir pop-tarihe dönüştürülmeye çalışıldığı görülmektedir. Bir yandan bakıldığında, konusu ne olursa olsun, kitaba ve okumaya ilgi gösterilmesi sevindiricidir. Diğer yandan bakıldığında ise, okullarda tarihi sevememiş ve yeterince öğrenememiş her seviyede insanımızın bunlara dört elle sarıldığı, tarihi bu yolla sevdikleri ve bunların büyüsüne kapılıp romanın içeriğini tarihi gerçekler olarak kabul ettikleri dikkati çekmektedir.
Bu etkilenme bazı hallerde yazarın görüşü, tutumu ve becerisiyle orantılı olarak farklı etkiler yapmakta, örnek olarak Osmanlı aleyhtarı iseniz, okuyucunun tarih programlarına ve mevcut tarih kitaplarına güvenini sarsacak, hatta onu kendi tarihinden soğutacak boyutlara ulaşabilmektedir.
Burada okuyucu, tarihi romanın, bir “tarih” olmadığı gerçeğini gözden kaçırmaktadır. “Romanda tarihi kullanmak”la “ tarihi romanlaştırmak” farklı şeylerdir.
Tarihi romanlaştıran yazar okuyucusuna tarih öğretir. Okuyucuya bir mesajı, bugüne bir ışık tutma hevesi yoktur. Kitabında tarihi kullanan romancı ise, konusunu tamamen tarihten seçse de, romana tarihi sokarken aklını ve sezgilerini ve siyasi tercihlerini kullanır. Yazdığı eserde romantik unsurları bolca kullanmak suretiyle kafasında tarihi yeniden kurar, kurgular, yorumlar ve günümüz insanına yönelik bazı mesajlar verir. Bunu yaparken yazarın tarihî gerçeklere bağlı kalma kaygısı yoktur. Yazar için tarihi gerçekler değil, romanın gerçekleri önemlidir. Bunu son dönemde çevrilen film ve dizilerde de görmek mümkündür.
Yaşadığımız dönemde tarih yazımını ve tarihi romanları etkileyen postmodern tarih anlayışı bu türden eğilimleri körüklemektedir. Bunun zaman içinde ne gibi sonuçlar doğuracağını bilemeyiz. Ancak bu alanda zaafa düşmemeli, “millî tarih bilinci” denen yol gösterici daima göz önünde bulundurulmalı, geçmişini sağlıklı öğrenemeyen nesillerin geleceğe sağlıklı ve güvenli bakamayacakları unutulmamalıdır.
Edebiyat, halk kültürü eğitimi ve araştırmaları konularında da aynı endişeler vardır.
Kökünü tarihten alan ve değişerek çağlar boyunca topluma ruh veren kültür, günümüzde buhranlı bir değişim süreci yaşamaktadır ve bu alanda bir yozlaşmadan, kendi değerlerine yabancılaşmadan söz edilmektedir. Bu değişim elbette belli bir seviyede istikrar bulacaktır. Ama bunun sağlıklı bir gelişim seyri izlemesi için devletin ciddi bir politika izlemesi zorunlu ve yararlıdır... Bu konuda mahalli boyutta yapılacak çalışmaların ayrı bir değeri ve önemi vardır . Bunlar, bilimsel çalışmalara bir destek, denize düşen katre misali bir katkı olacaktır. Ama görünüşe göre mahalli çalışmalar destek görmemekte, yapılan araştırmalar ve hazırlanan eserler yayınlanma, yurt çapında dağıtılma imkânı bulamamaktadır.
Bu konunun bir yanını da müzeler oluşturmaktadır. Tarih ve kültür eğitiminde müzelerin önemli bir yeri vardır. Ama bu güne kadar müzeler hep belli merkezlerde yapılmış, üstelik yeni nesillerin onlardan yararlanma oranı hep düşük kalmıştır. Sanki müzeler turistler içindir, Türkler müzeye gitmez! Her yerin bir geçmişi, bir tarihi varsa, her yerin de bir müzesi olmalıdır. Ama yakın zamana kadar bu yapılmamış ve üstelik olanlardan da eğitim kurumları hiç mi hiç yararlanmamıştır.(Muhtemelen hayatında müzeye gitmemiş çok sayıda öğretmenimiz de vardır). Halbuki her okulun, her öğretmenin bütün öğrencilerini belli bir plan dahilinde müzelere götürmesi ve müzeleri birer laboratuvar gibi kullanması eğitim açısından hayati öneme sahiptir. Her ilimizde ve ilçemizde birer etnoğrafya müzesi, kent müzesi, tarihi varlıkları uygun olan yerlerde arkeoloji müzesi kurulmasını asgari zorunluluk olarak görüyoruz. Bu müzeler sadece bu konularda değil, başka konularda da kurulabilir: Sanayi müzesi, demiryolu müzesi, tarım, madencilik, marangozluk, mobilyacılık, bakırcılık, mutfak, el sanatları, edebiyat müzeleri gibi.…Yöresine ve imkânına göre, gereken müzeler kurulmalı, şehir esnafının ürettiği el sanatları ürünleri yanında, çağdaş sanat eserleri de buralarda sergilenmelidir. Yoksa gelecek nesiller bu çağ insanının izlerini bulamayacak, tarih, bu kuşakların adını bile anmayacaktır.
Dinar son 3-4 yılda bu konuda bir atılım içindedir. Geçmişte yok edilen tarihi kalıntılardan kurtarılabilen parçalar Suçıkan’da toplanmış, halkın, kentin geçmişi hakkında bir fikir edinmesi sağlanmıştır. Anladığımız kadarıyla bu hayırlı girişim Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan takdir görmediği gibi engellenmeye çalışılmış, hatta hesap vermek zorunda bırakılmıştır. Dinar bölgesi etnografik malzeme yönünden çok zengin bir bölge olduğu halde yakın zamana kadar bir etnografya müzesi dahi açmayan ve müzelik malzemenin yok olmasını sadece seyreden Bakanlığın bu tutumu şaşırtıcı ve yıldırıcıdır.. Buna rağmen Dinar Belediye Başkanı Saffet Acar yılmamış, daha da ileri giderek, cesur ve basiretli bir tutumla Suçıkan’daki oteli müze haline getirmiştir. Bu konuda görev üstlenen Avukat Mehmet Özalp’ın çabalarıyla toplanan malzeme, yine aynı kişinin özverili çalışmalarıyla düzenlenerek hizmete açılmış, büyük bir hazine ortaya çıkmıştır. İl merkezlerinin yüzde doksanı henüz böyle bir müze açamamıştır. Bu müze Dinar’a yapılmış çok büyük ve kalıcı bir hizmettir. Herkesin bu hizmeti canü gönülden kutlaması ve alkışlaması gerekir. Ancak müzenin kalıcı olabilmesi ve verimli olabilmesi için daimi ve ehil görevliler görevlendirilmesi, müze için özel ödenek ayrılmasi, özel bir yönetmelik hazırlanıp titizlikle uygulanması ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurularak tescil ettirilmesi şarttır.
Burada müze konusunda Başkanın çabalarının yalnız kalmadığını belirtmekte yarar vardır. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü de Dinar tren istasyonunda bir demiryolu müzesi açmış, çevreye de örnek olmuştur. Ayrıca Yaşar Sağlam da Halk Eğitim Müdürlüğü görevine başladığı günden beri bu konularda büyük çaba harcamakta, derleme ve yayınlar konusunda elinden geleni yapmaktadır. Özellikle Raif Öztürk’le birlikte Dinar Belediyesi adına hazırladıkları kültür yayınları Belediye tarihinde birer ilktir. Bundan dolayı hem kendilerini, hem de bu konularda sınırsız destek sağlayarak yiğitlik gösteren, böylece geleceğe örnek olan Belediye Başkanı Sayın Saffet Acar’ı kutlamak istiyoruz. İlçeyi bir kültür kenti haline getiren, eğitim kurumları için zengin birer laboratuvara ve değerli kaynaklara kavuşturan bu çabalar her dönemde takdirle anılacaktır.
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları