Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
SURİYE OLAYI ÜZERİNE GÖRÜŞLER-2
Köşe Yazısı Tarihi : 01-10-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

Türkiye, İsrail ile işbirliği anlaşması imzaladığında Suriye bunu kendilerine ve bölge ülkelerine yönelik bir ittifak olarak değerlendirdi, Arap Birliği’ni kullanarak Arap ülkelerini Türkiye aleyhine kışkırttı.

Suriye bunlarla da yetinmedi ve Türkiye’yi daha çok su bırakmaya zorlamak için terörü kullandı. Türkiye’yi kana bulamak ve ekonomisini sarsmak için 1984 yılından itibaren terör örgütlerini ülkesinde barındırarak açıkça destekledi ve Türkiye’yi su projelerinden vazgeçirmeye çalıştı. Strateji uzmanları tarafından “Suriye tarafından yürütülen ilan edilmemiş ve sıfır maliyetli bir savaş” olarak tanımlanan bu durum karşısında Türkiye’nin barışçı girişimleri ve anlaşma çabaları sonuç vermedi. Sonuçta iki ülke savaşın eşiğine geldi, ama gerginlik son haddine geldiğinde, savaşa bir adım kala Suriye geri adım attı. İki ülke arasında 20 Ekim 1998’de Adana’da “Suriye’nin terör örgütünü ve liderini ülke dışına çıkarma ve bir daha terörist eylemlere izin vermeme” taahhütlerini içeren bir protokol imzalanarak gerginlik sona erdirildi.

Yapılan değerlendirmelere göre o dönemdeki Türkiye-Suriye anlaşmazlığının temelinde yatan sebeplerden biri de, Türkiye’nin yumuşak ve sürekli uzlaşmacılığı tercih eden, pasif ve unutkanlıkla malûl dış politikasıydı. Buna karşılık Suriye “kurnaz şarklı” rolünü üstlenerek uzlaşmaz ve kaypak bir politika izlemiş, sonuçta Türkiye, karşısında konuları ciddiyetle müzakere edebileceği ve sözüne güvenebileceği bir muhatap bulamamıştır.

Suriye ile yaşanan gerginlik, ne Türk halkının, ne de Suriye halkının bir tercihidir. Çünkü iki halk birbirine akrabalık ilişkileriyle, dostluk bağlarıyla bağlıdır. Türkiye hiç bir zaman Suriye’ye düşmanca tavırlar sergilememiş, aksine Suriye’nin barış ve refah içinde gelişmesini arzulamıştır. Yani iki ülke ilişkilerinin bozulması Türkiye’nin değil, varlığını  politik manevralara, pragmatik yönetime, Türkiye karşıtlığına, İsrail düşmanlığına borçlu olan; bunun yanında Sovyetler Birliği, İran  gibi daha güçlü ülkelere yaklaşarak çevresine meydan okumayı ilke edinen fanatik Arap milliyetçisi kadroların eseriydi. Bölge ile ilgilenen uzmanların kanaatlerine göre Suriye’nin bu durumdan kurtulması, ancak militarizmden ve despotizmden vazgeçip, bazı refomlar yaparak demokratik ve çok partili bir sistem kurmasıyla mümkün olabilirdi.

1989’da SSCB’nin dağılmasıyla boşlukta kalan, en büyük destekçisini, en önemli silah kaynağını kaybeden  ve 1991 Körfez Krizi sırasında, ABD yanlısı tutumuyla bir hayli çıkar sağlayan Hafız Esad, 1999 yılında 7 yıl için yeniden Suriye Devlet Başkanlığına seçildi. Bu arada Suriye yeniden Rusya’ya yaklaşarak eski bağları güçlendirmeye çalıştı ve Rusya’dan füze sistemleri, uçak, tank, silah ve malzeme talep etti. 2000 yılında Hafız Esad öldü, fetişist bir yaklaşımla oğlu Beşar Esad Suriye Cumhurbaşkanlığına seçildi. Bu dönemde Türkiye ile ilişkiler gelişmeye başladı. Bu arada Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi gündeme geldi.

DEVAM EDECEK
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları