Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
RAMAZAN DA, BAYRAM DA HOŞ GELDİ
Köşe Yazısı Tarihi : 06-08-2013       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )
RAMAZAN DA, BAYRAM DA HOŞ GELDİ

Bir Ramazan ayına daha sağlık ve huzur içinde kavuştuk, “hoş geldin” demeden veda günleri ve ardından bayram geldi. Zaman mı çok hızlı geçiyor, meşgalemiz mi çok fazla, kafalarımız mı çok karışık, bilmiyorum. Ama sadece Ramazan ayı değil, galiba seneler de çok çabuk geçiyor. Geriye baktığınızda koca bir ömrün “bir yel esip geçmiş gibi” geçip gittiğini görüyorsunuz.

Hatırlamaya çalışıyorum: 1950’li yılların sonlarında ve 1960’lı yıllarda Ramazan’ı karşılama sevinci bir başkaydı. Ramazan ayında her gün sabah namazından önce ve ikindi vakti namazdan sonra mukabele okunur, cemaatin çoğu mukabeleye katılırdı. İkindiden sonra akşam telaşı başlar, eve ekmek, pide, yiyecek götürme tek meşgale olurdu. İftar saatinde sokaklar boşalır, yemek ve çaylardan sonra sokaklar, caddeler yeniden dolmaya, teravihe gidecek olanlar camiye, gitmeyenler kahveye veya sinemaya doğru yönelirdi. Hatırladığım kadarıyla eski Hükümet Konağı’nın altında Sabri’nin kahvede namazdan sonra tombala oynanırdı. Herhalde başka eğlence de yoktu. Camiden sonra ahbap grupları devamlı gittikleri kahvehanelerde buluşur, koyu sohbet sırasında çay üstüne çay içilirdi.

O zaman Dinar’da birkaç fırın vardı. Ama bir dönem Hasır Pazarı’ndaki fırında Merhum Ahmet Usta’nın (Gürgen) pişirdiği ekmekten alabilmek için uzak yerlerden gelenlerin olduğu söylenirdi. Daha sonra Merhum Kemal usta (Kalaycı Kemal) marka olmaya çalıştı. Pideci Hasan Hüseyin amca işinin en kıdemlisiydi. O zaman ne elektrikli fırın ya da ekmek fabrikası, ne alışveriş merkezi ya da market ve ne de toplu iftar yemekleri vardı.

O zamanlar ve her devirde evlerde Ramazan ayını anlamlı hale getiren unsur, kadınlardı. Kadınların iftar ve sahur sofralarını hazırlama, sofraları zenginleştirme ve oruç tutmayı kolaylaştırma konusundaki görülmez ve takdir edilmez çabaları, çoğu kişinin oruçtan uzaklaşmasını önleyen, destekleyen ve teşvik eden bir faktör idi.

Ramazan akşamları teravih namazı için genç yaştakiler genellikle namazı hızlı kıldıran hocaların camilerini tercih ederdi. Yeni Cami’de Bakırcı Hoca’nın ya da Ulu Cami’nin hocasının namazı hızlı kıldırmasını kimse beklemez, öyle bir şey olsa halk yadırgardı. Çünkü Bakırcı Hafız merhum hem çok otoriter, hem de cüsseliydi. Ulucami ise, geçmişten gelen ve müezzin Bekir amca ile Çerçinli İbrahim Hoca ve daha sonra Mehmet Hoca ile Ali Hoca zamanlarında da devam eden gelenekleriyle adeta bir selatin camii idi. Teravih namazında camiler ağzına kadar dolardı. Sahurda çalgı ile uyandırma geleneği Dinar’ın değişmeyen geleneklerinden biriydi. Kadir Gecesi’nde mutlaka camilerden birinde tesbih namazı kılınırdı.

Bayram günlerini yetişkinlerden çok çocuklar bekler, o günler yeni elbise, ayakkabı aldırmak için en meşru mazeret olurdu. Arefe gününden alınan ayakkabı ya da giyecek, elbise o gece başucunda bir yere konur, o sevinçle uykuya yatılırdı. Şimdiki çocukların o hazzı tatması, o heyecanı duyması mümkün değil. Çünkü analar babalar çocuklara “her gün bayram” dedirtecek sınırsız imkânlar sunmak için yırtınıyor.

Bayram namazından sonra sokak ve caddeler yavaş yavaş hareketlenir; önce, başka bir şehirde yaşayıp ta araba bulup vaktinde gelemeyenler sabah treniyle, motorluyla gelir, birer ikişer sokaklara, evlere dağılırlar. Sonra evlatlar, gelinler, damatlar, torunlar ana-babalarının evlerine yönelir, el öper, bayramlaşırlar. Çocuklar şekerlerini, harçlıklarını alırlar. Bundan sonra çocuk ordusu mahallelerinden başlayıp akrabalarda devam eden el öpme turlarına başlar, cepler şekerle dolar, yerine, adamına göre harçlık ta alırlar. Topluca balon, mantar tabancası ve çıtır pıtırla oynama, dondurmacı, macun şekerci, pamuk şekerci, Şam tatlıcı, gazozcu gibi satıcıları ziyaret çocukların asli faaliyetleriydi. Bazan panayır kurulurdu. Tekke Mahallesi’nde Zekiye Teyzenin evinin avlusundaki gıncırdak o mahallenin çocuklarının bir ayrıcalığıydı. Yetişkinlerin aile ziyaretleri öğleden sonra başlardı.

Akşam olunca yorgun ve bitkin düşen çocuklar, yarını kaçırmamak için erkenden yatar, sabah erkenden kalkıp bayram mesaisine başlama hayaliyle uyurlardı.

O dönemlerin, ailesinin kazancıyla yetinen, olana kanaat eden nesilleri, bütün sıkıntılara rağmen sanki daha mutluydu. Şimdi ne yetişkinler mutlu, ne de çocuklar. Her ikisi de gerek maddi, gerekse manevi doyumsuzluğun akıntısına kapılmış, mutluluğu sanal dünyaların büyüleyici ufuklarında arıyorlar.

Şimdi herhalde dostluk, arkadaşlık kavramı da değişti. İnternet ortamında edinilmiş sanal dostlar, iki üç kelimelik mesajlarla haberleşmeler, ziyaret yerine hem kısaltmalı, hem de kısa bir mesajla işi halletme (o da aklına gelirse) bu devrin modası oldu. “Dost” yok, “can dost” hiç yok. Çünkü dostluk bire-bir temasla, feragat ve fedakârlıklarla, sevinçleri, tasaları birlikte yaşamakla doğar, güçlenir. Bugünün toplumu, bugünün ana babaları “bencil” ya da “özentili” denilebilecek tutumlar yüzünden bu ortamı yaratmaktan aciz hale gelmiştir.

Bayramlarda ailece akraba ve dost ziyaretleri yapılması; hastanelerin, huzur evlerinin ziyaret edilmesi bizi bireyselleşme ve bencilleşme eğilimlerinden kurtaracak, topluma ve kendimize “yabancılaşma” girdabına düşmekten koruyacak en önemli etkinliklerdir.

Bayramlarımızı yaşatmak, aynı sevinç ve coşkuyla devam ettirmek istiyorsak, bir şeyler yapmak zorundayız. Çünkü bu sevgi ve sevince, bunlardan doğan dayanışmaya toplum olarak her zamankinden daha çok muhtacız. Gelecekte çocuklarımızın bu duygulara yabancılaşmış kişiler haline gelmesi ailelerimiz ve toplumumuz için bir yıkım olur.

Her şeye rağmen hâlâ ümitvar ve iyimser olmak için pek çok sebebimiz var. Çünkü hâlâ hiçbir millette görülemeyecek kadar güzel, temiz insani duygu ve değerlere, birlikte yaşama bilincine sahip olan milletimiz, siyasi gerginliklere, birbirine düşürme çabalarına rağmen bu değerlerini kaybetmemek, eşsiz güzellikteki duygularını yaşatmak için bütün gücüyle direniyor. Bu konuda daima sağduyunun galip geleceğine hiç şüphemiz yoktur.

Bu ümitle ve birlik, beraberlik, kardeşlik duygularının günden güne artacağı inancıyla Dinar’ımızın ve tüm milletimizin bayramlarını içtenlikle kutluyor, bayramın huzur, sağlık, mutluluk ve eşsiz güzellikler içinde geçmesini diliyorum.6.8.2013

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları