Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
ÖZEL DERSANELER: NEREDEN NEREYE?  
Köşe Yazısı Tarihi : 19-11-2013       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

ÖZEL DERSANELER: NEREDEN NEREYE?

“Dersane” kavramıyla ilk olarak 1960’lı yıllarda karşılaştık. Dersanelere zemin hazırlayan ortam da aynı yıllarda doğdu ve o günden bu yana bu kurumlar varlıklarını sürdürdü. Teoride dersane olayına karşı olan, ama bir dönem bu ortamın havasını teneffüs eden bir kişi olarak bu kurumlarla ilgili bazı  fikirlerimi ifade etmek istiyorum.

Milli Eğitim Bakanlığı, 1962 yılında sanki memleketin bütün kurumları düzelmiş, güllük gülistanlık olmuş gibi eğitimi de düzeltmeye kalktı ve ilkokullarda 1948 yılından beri uygulanmakta plan Programı kaldırıp, hiçbir hazırlık yapılmadan, ülke gerçekleriyle bağdaşmayan bir programı yürürlüğe koydu. Programa herkes yabancıydı, ama uygulandı. Hem de körü körüne. Yıllar geçti, sınıflarda yığılmalar başladı. 1968 yılında program büyük ölçüde değiştirilip daha tutarlı bir hüviyete kavuşturuldu. Ama o birkaç yılın zararlarla dolu birikimi eritilemedi. Eğitimde başarı düştü. Bunu telafi etmek için standartlardan fedakârlık yapılıp yönetmelik değiştirildi, sınıfta kalmak neredeyse imkânsız hale getirildi. Rakamsal olarak başarı yükseldi, ama nitelik çok düştü. 1,2 ve 3. Sınıflar okuma yazma bilmeyen çocuklarla, 5. Sınıflar 4. Sınıfın bilgilerinden bile mahrum çocuklarla doldu. Aynı değişiklikler bu defa 1971-1972 yıllarında liselerde yapıldı ve iyileşmesi beklenen sistem tamamen kimliğini kaybetti. Bunalımlar başladı. 1960’lı yıllarda büyük şehirlerde filizlenmeye başlayan dersaneler burada devreye girdi. Ama ülkede çalkantılar başlamıştı ve eğitimin kalitesi kimsenin umurunda değildi.

 O yıllarda çağdaş eğitim sistemlerini ve eğitim sistemimizi incelerken, o zaman yaygın bir sistem olmayan dersaneler konusunu da incelemiş ve ülkemizi değil de olması gereken eğitim sistemini düşünerek dersaneler için ”sınavlara hazırlama endüstrisi”  ifadesini kullanmıştım. Kanaatime göre normal bir eğitim sisteminde okullar görevini tam yerine getireceği için dersaneler sistemin vazgeçilmez  parçaları değil, nadir hallerde başvurulan bir çözüm olmalıydı. Ama olmadı. Çalkantılı yıllarda parça parça olmuş öğretmen camiası, zaten ilk ve ortaokuldan temeli olmayan, neye uğradığını şaşıran ve kapanın elinde kalan öğrencilere bir şey veremedi. Neler verip neler yaptırıldığını da hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum.

1980 sonrasında eğitim sisteminin geçmişte aldığı yaraları tamir için alınan tedbirler yeni yaralar açtı. Yine çare olamadı. Üniversiteye giriş sınavları merkezileşti. Bu yeni dönemde, yaşanan eksikliklerin, ihmallerin ve istismarların sarstığı çocuklar ve gençler okullarda aradıklarını bulamayınca gelecek kaygısıyla dört elle dersanelere sarıldı. Nadir çözüm olan dersaneler can simidi oldu. Devletin izniyle (hem de bu konuda müteşebbisin karşısına her güçlüğü çıkaran devletin izniyle) bir çok dersaneler kuruldu. (Kuruluş izninin koparılması, yönetmeliğe bir rüşvet olarak, yüzde onluk parasız öğrenci kontenjanı konularak koparılabilmişti). Kısa bir sürede büyük bir kitleye hitap eden, çocukları, çekip çeviren muazzam bir “sınavlara hazırlama endüstrisi” doğdu. Bir süre sonra bunları yıldırmaya yönelik çalışmalar oldu, zaman geldi kapatılmaya çalışıldı. Hatta okullarda öğretmenlere kurslar verdirilerek önünün kesilmesine çalışıldı. Ama okulda öğretmen zaten çocuğa bir şey verememiş olmalıydı ki çocuklar dersaneye gidiyordu. Tabii ki bu da çözüm olmadı. 1990’lı yıllarda liselerde ilkel bir yaklaşımla “pat” diye kredili sistem uygulandı, neredeyse tüm sistemi çöküntüye götüren bir fiyaskoyla sonuçlandı. Ardından yine bir emrivaki ile 8 yıllık İlköğretim Okulu uygulaması başlatıldı.

 

Her geçen yıl eğitimde iyileşme olur ümidiyle bekledik. Düzelen bir şey olmadı. Dersaneler çığ gibi büyüdü. Çocuklar 5 gün okulda, iki gün dersanede. Herhalde iki günde dersanede daha çok şey öğreniyorlar ki, okulda zil çalınca sınıfa sallana sallana giden ve her yeni ünitede  öğretmene “hocam ÖYS’de bu üniteden kaç soru çıkıyor?” diyen, soru çıkmıyorsa “bu üniteyi geçelim” diyen çocuklar, dersanede sınıfa koşa koşa giriyor, 5-6 saat gık demeden dersi izliyorlar ve dönem sonunda üniversite sınavını kazanıyorlar.   Sonra bakıyorsunuz, okul “benim öğrencim sınavda filan dereceyi kazandı… şu kadar öğrencim kazandı” diye övünüyor. Diğer yanda, aynı isimler dersanelerin duvarlarında bayrak gibi dalgalanıyor. Ve kimse, “bu kimin başarısı” diye sormuyor. Bir aldatmacadır, gidiyor.

 

Eğitim sisteminde bir eksiklik varsa, bu tek boyuta indirgenip günah keçisi aranmamalı, Milli Eğitim Bakanlığı önce aklına estikçe sistem değiştirmekten, yerleşmiş değerlerle oynamaktan vazgeçmeli, öğretmen yetiştirme, istihdam, hizmet içi eğitim ve denetim sistemlerini gözden geçirmelidir. Eğitimi geliştirme, modernleştirme yönündeki büyük projeler takdirle karşılanacak, iyi niyetli girişimlerdir. Ama eğitim sistemi sadece okullardan, sadece dersanelerden, sadece araçlardan, binalardan ve üzerine asılan tabelalardan ibaret değildir.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları