Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
SURİYE’DE TÜRKMENLERİN NE İŞİ VAR?
Köşe Yazısı Tarihi : 03-02-2014       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

SURİYE’DE TÜRKMENLERİN NE İŞİ VAR?

Televizyon haberlerini izlerken Suriye’de Türkmenlerin de çarpışmalara karıştığı ve zor durumda kalan Türkmenlerin Kilis sınırını geçerek Türkiye’ye sığındıkları haberi bana 75 yıl öncesini hatırlattı. Bazı kişiler “biz Türkmenlerin sadece Irak’ta olduğunu biliyorduk. Suriye Türkmenleri de nereden çıktı?” diye bir soru sorsalar, yerden göğe kadar haklıdırlar.  Çünkü bugüne kadar Suriye Türkmenleri hiç gündeme getirilmemiş, “Türkmen” denince hep Irak Türkmenleri hatırlanmıştır.

Suriye Türkmenlerinin tarihi de Irak’takiler kadar eskidir. Bölgede Hanoğlu Harun’la başlayan, Suriye Selçukluları, Eyyubiler dönemlerinde varlığını sürdüren Türk-Türkmen unsuru, Haçlı dönemi dışında  Memlükler döneminde yine bölgede hâkim unsur haline gelmiştir. Memlük Sultanı Baybars 1268 yılında Antakya Haçlı Prensliği’ni ortadan kaldırdıktan sonra Anadolu içlerine kadar ilerlediğinde, Moğol orduları önünden kaçıp Anadolu’ya sığınan ve mevcutları yüz binleri bulan Türk aşiretleriyle karşılaştı. Bu aşiretler kendisinden vatan talep edince, Sis’ten (Kozan) başlayıp  Gazze’ye kadar olan devam eden bütün kıyı bölgesini kendilerine tahsis etti ve 40 bin çadır ( kişi değil!) Türkmenin bu bölgeye yerleştirilmesini emretti. Muhtemelen bu sayı, o günkü Suriye nüfusuna yakın bir nüfusu içeriyordu. Bu nüfus buradan bir yere gitmedi.

 Daha sonraki dönemlerde devam eden nüfus akınıyla buradaki Türk-Türkmen nüfusu daha da arttı. Osmanlı döneminde Suriye’ye 500’den fazla oymak, aşiret ve cemaat iskân edildi. Bu dönemde Halep  “Türkmen Halep” olarak anılıyordu. Bugün de hâlâ Suriye’de Türk Kültürünün en yoğun yaşandığı bölge, her gün bir parçası tahrip edilen Halep bölgesidir.

Osmanlı Devleti’nin zayıflama dönemlerinde, geçmişte iskânla gelen yüzlerce aşiretin çoğunun dillerini kaybettiği, Arapça konuşur hale geldikleri de bir gerçektir.. 1900’lü yıllarda genç bir subay olarak Suriye’de görev yaptığı sırada bu durumu fark eden Mustafa Kemal, daha sonra Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığı sırasında söylediği “bölge nüfusunun dörtte üçünün Arapça tekellüm eden Türklerden oluştuğunun her hususta dikkate alınması gerektiği” ifadesiyle bu gerçeğe dikkat çekmek istemiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Ankara İtilafnamesi (20 Ekim 1921) ile, alel acele ve çaresizlikler içinde çizilen, Osmanlı arazisini cetvelle çizilmiş gibi kesen sınır, yüz binlerce Türk’ü ve milyonlarca dönüm arazilerini Suriye sınırları içinde bırakmıştır (Suriye o dönemde Fransa’nın mandası altındadır). Mardin’in, Urfa’nın, Kilis’in ve Hatay’ın güneyinde, Suriye sınırları içinde kalan Türkler başlangıçta rahatlıkla Türkiye’ye gidip gelebilirken zamanla sınırlarda geçişler zorlaşmıştır.1938 yılının ilkbaharında Hatay meselesinin alevlendiği günlerde Suriye’de Kilis’in karşısına rastlayan bölgelerde ve Kürt Dağı’nda isyanlar çıkmış, “Şeyh Horoz hadisesi” denilen bu olaylarda Fransızlar uçak ve ağır silahlar kullanmışlardı. Ayaklanma sırasında çatışmalardan ve bombardımanlardan zarar gören yüzlerce Türkmen, yaralı ve perişan halde, her şeylerini orada terk ederek -aynen televizyonda izlediğimiz şekilde- sınırı geçip Türkiye’ye sığınmışlar, bir daha dönememişler, bütün varlıkları da orada kalmıştır. (O zaman Kilis sınırında gümrük askeri olan Merhum Postacı Tahir Doğanlı olayın görgü tanıklarından biriydi.)

Bundan on yıl kadar  sonra, Fransa’nın Suriye’den çekilmesini izleyen yıllarda Suriye yönetimi Hatay dolayısıyla Türk düşmanlığını körüklemiş, Suriye’deki Türkmenlere baskılar artmış, Bayır-Bucak bölgesinden çok sayıda Türkmen baskılara dayanamayıp sınırı geçerek Türkiye’ye sığınmışlardır. Bu kaçış 1950’li, 1960’lı yıllarda peyderpey devam etmiştir.

Suriye’de Sovyet etkisinin arttığı ve Baas rejiminin güçlendiği dönemlerde Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında bulunan ve büyük bir kısmı Türklere ait olan araziler belli bir derinliğe kadar tümüyle kamulaştırıldı, bundan 500 kadar Türkmen köyü etkilendi. Buralarda yaşayan Türk nüfusun büyük bir kısmı iç kısımlara göçe zorlanarak ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları parçalandı, Araplaşma hızlandı. Hafız Esad döneminde bu asimilasyon ve sindirme faaliyeti arttı, yeni nesiller sistematik bir kültürleme, aileye ve kültürüne  yabancılaştırma faaliyetine hedef oldu..Türkmenler rejim aleyhine hiçbir faaliyette bulunmamalarına, problem yaratmamalarına rağmen hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüler, evlâtlar ana-babalardan uzaklaştırıldı. Bir zamanlar bölgenin asli sahipleri olan ve Suriye yönetimi altında Türklüğünü korumakta ısrar eden pek çok Türkmen yıllarca hapishanelerde yattı, çok sayıda Türkmen “Türkiye taraftarlığı ve casusluk” suçlamasıyla idam edildi. Bütün bu baskılara rağmen güney sınırı boylarında, Halep, Hama, Hums, Lazkıye ve Kuneytra bölgelerindeki Türkmenler varlıklarını sürdürdüler.

Anlaşılıyor ki IŞİD denilen, belli çevrelerin yönlendirdiği, belli senaryolara hizmet için kurulup desteklenen oluşumun sebep olduğu ve bölgedeki son Türkmenleri tasfiye amacı taşıyan çatışmalarda Suriye’deki Türkmen köyleri hedef alınmıştır. Bu yüzden, oradaki Türkmenler can güvenlikleri kalmadığı için köylerini, yurtlarını terk edip Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmışlardır. Bunların kabahatleri kavgada taraf olmak değil, Türk olmak, Türkmen olmaktır. Bunların bir kısmı akrabalarının yanında barınıyor olsa da, büyük çoğunluğu diğer Suriyeliler gibi kamplarda barınmaktadırlar. Ve hepsi milletimizin himmetine muhtaçtırlar. Bu harekâtın bir yönü de bölgeyi Türklerden arındırmayı hedeflediğinden, bu hedef peşinde koşan unsurlar amaçlarına günden güne daha da yaklaşmaktadır.

Sınırlarımız dışında yaşayan ve -Türk olsun, olmasın- Türkiye’yi anavatan gören bütün unsurlar canımızdan birer parçadır, başımızın üstünde yerleri vardır. Ama sınırlarımız dışında kalmış olan ve varlıkları tehdit altına giren her unsurun Türkiye’ye getirilmesi sağlıklı bir çözüm değildir. Herkes varlığını kudretli Türk Devletinin manevi himayesi altında ata-baba yurdunda sürdürebilmelidir. Onlara olan sevgi bağlarımız nerede olurlarsa olsunlar devam edecektir.

 Bu nedenle, Öncelikle devlet, sınırlarımız dışında yaşayan bütün Türklerin, Türkmenlerin haklarını ve varlıklarını korumalı, yaygara koparılmadan, propaganda yapılmadan ve zarara uğratılmadan, ezilmeleri, zulüm görmeleri önlenerek insanca yaşayabilmeleri sağlanmalı ve Türk milletini hedef alan bütün unsurların hevesleri kursaklarında bırakılmalıdır. Türkiye’ye sığınan Suriyeliler Türk Milletinin konuklarıdır, ama Türkmenlerin de bu milletin bir uzv-u aslîsi olduğu, ayrı bir  öneme sahip oldukları unutulmamalıdır.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Sevgili hocam ibret verici aydınlatıcı çok güzel açıklamalarınız bizleri mutlu etti.Allah razı olsun bu ve benzeri yazlarınızın devamını bekliyoruz.Bu sıcak gelişmeleri yanlış değerlendiren Türkmenlere ve ÖSO ya yapılan yardımları partizanlık veya parelelci yapısı olanların görmek istememeleri,hatta bu sürece zarar vermek için hainlik yapacak kadar şaşıranlara da TÜRKİYEMİZE OYNANAN OYUNLARI VE DEVLETİMİZİN YAPTIKLARINI VE YAPMASI GEREKENLERİ de yazarsanız İNŞAALLAH daha AYDINLATICI VE YOL GÖSTERİCİ OLURkanaatindeyim.selam ve saygılarla. ( 19-08-2015 / 12:36:00 )

Fevzi Ozçelik
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları