Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
AFFETMEK   BÜYÜKLÜKTÜR, ÖZGÜRLÜKTÜR.
Köşe Yazısı Tarihi : 07-05-2014       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )

AFFETMEK   BÜYÜKLÜKTÜR, ÖZGÜRLÜKTÜR.

 

Günlük hayatımızda birtakım olaylarla karşılaşmışızdır ki bizi çok etlikermıştir ; Birisine çok büyük iyilikler yapmışızdır, çok  sevmişizdir, öylesine güvenmişizdir kendisine. Gün gelmiş yediǧimiz ekmek, içtiǧimiz su ayrı gitmemiştir. Ve bir gün gelmiş öyle bir hareketle karşılaşmışızdır ki, bunu ondan asla beklememişizdir. Gönlümüz öylesine kırılmış, öylesine yıkılmışızdır artık.

Veya öylesine bir haksızlıǧa uǧramışızdır ki, yapılan bu muamele düşmana bile yapılamayacak cinstendir. Bizi çok üzmüştür. Gönlümüzün derinliklerinde intikam hislerinin kabarmasına sebep olmuştur .  Hani ; « insanoǧlu çiǧ süt emmiş » derler ya. Çiǧ süt emdiǧini göstermiştir bir kere daha.

Evet insanın hayat dosyası birtakım yanlışlıklarla doludur. Bu yanlışlıklar bize karşı da yapılmış olabilir, bizim tarafımızdan bir başkasına karşı da yapılmış olabilir.

Peki ne yapacaǧız ? Hep kinle, öfkeyle, intikam duygusuyla mı yaşayacaǧız ? Hadi intikamımızı aldık diyelim. Bize bunun ne getirisi olacak, elimize ne geçecektir. Gönlümüzdeki bu kin ve öfke bize bir yük, bir sıkıntı vermemekte midir ? Her an aklımızda olan, gözümüzü kapattıǧımız anda hemen gözümüzün önüne geliverip dikilen, kafamızı hep meşgul eden bu durum bizim zihin hürriyetimizi kısıtlamıyor mudur, bizi daima germiyor mudur ? Biz bunu hak ediyor muyuz ?

« Ben, bana düşen kısmını affettim, seni Allah’a havale ettim, sana lâyık olan ne ise O gerekenini yapsın inşallah » desek ve kafamızdan bu kini silip atıversek böylece zihnimizi  rahatlatsak  olmaz mı.

Evet, affetmek zordur. Affetmekle o kişiyi mükâfatlandırdıǧımızı sanırız. Oysa kafamızdan silip atmak suretiyle zihnimizi o sıkıntıdan kurtararak, onu hürriyetine kavuşturarak asıl kendimizi mükâfatlandırmış olmaz mıyız ? Elbette onu deǧil, kendimızı mükâfatlandırmış oluruz tabii.

Bize kötülük yapmış, haksızlık etmiş kişiyi affetmekle mahşerdeki haklarımızdan vazgeçmişiz demek deǧildir.  Orada hakkımızı yine talep edeceǧiz elbette. Tamamen haklarımızdan da vazgeçebilirsek daha iyisini yapmış oluruz elbette ama haklarımızdan vazgeçmesek bile  zihnimizin rahatlıǧı için bu affı kullanmamız  gerekir.

Diǧer yandan affetmek bir büyüklük işi, bir yiǧitlik çıkışıdır. Affetmekle kişi toplumda saygınlık kazanır, olgunluǧunu insanlar takdir ederler.

Yüce Kitabımız Kur’an’da affetmekle ilgili çok sayıda âyet-i kerime vardır: A’raf sûresi 7/ 199. Âyette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; “ Sen  af yolunu tut, iyiliǧi emret ve câhillerden yüz çevir.”

Diǧer bir âyet-i kerimede ise şöyle buyurulmaktadır:

« Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. »

Rasûlüllah (s.a.s.) ise şöyle buyuruyor; « Allah affeden bir kulunun  ancak şerefini artırır. »

İnsanları affetmek aslında, ne hataları görmezden gelmek ve kabullenmek ne de gururunu ayaklar altına almaktır. Hataları affetmek suretiyle insan esasen kötülüğe kötülük, öfkeye öfke, kine kin eklemeyi reddeder. Öfkelerinin esiri olmuş kişileri bir de kin ve nefretin ateşiyle yakmak istemez.

Affetmek demek o kişiyle yeniden ilişki kurmak , onunla konuşmak ya da onu suçsuz bulup onu kucaklamak demek deǧildir.

Affetmek demek, içimizdeki kin ve nefretin bize verdiǧi baskıdan kurtulmak, özgürlügümüze yeniden kavuşmak demektir.

 

Affetmek, kîni, intikamı ve nefreti silmektir. Affetmek, düşmanlık ve intikamdan vazgeçmektir. Affetmek, kalbimizi öfke ve husumetten temizlemektir. Affetmek, yüreğimizi kaplayan ve kuşatan ağır yükleri hafifletmektir.

 

Eǧer affetmemek gerekseydi peygamberimiz affetmezdi :

 

UHUD savaşı sırasında Ebu Süfyan’ın karısı HİND, VAHŞİ adındaki kölesini Peygambarimizin amcası Hz. HAMZA’yı öldürmekle görevlendirmiş, eǧer onu öldürürse kensdisini kölelikten affedeceǧini bildirmişti. Vahşi de savaş sırasında sadece ve sadece Hazreti Hamza ile meşgul olmuş ve uygun bir anı bulunca da onu şehit etmişti. Hind’e haber vermiş, o da gelerek Hazret-i Hamza’nın göǧsünü yardırmış, kalbini çıkartarak aǧzında çiǧnemişti. Bunu duyan Efendimiz çok üzülmüştü ve bu kadının mutlaka cezalandırılacaǧını bildirmişti .  Mekke’nin fethinden sonra İslam’a kötülük yapanlar hakkında ; « görüldükleri yerde öldürülmeleri » emrini çıkarmış ama Hind ve Vahşi de dahil olmak üzere bu azılı İslam düşmanlarının İslâm’ı kabul etmeleri üzerine affedilmişlerdi.

Rasûlüllah’ın Taif ziyareti sırasında Taiflilerin O’na yaptıkları kötülük ve verdikleri ızdırap karşısında söylediǧi sözler, affetme konusunda bizlere birer örnek teşkil etmektedir. Taifliler, Efendimizle alay etmişler, ona hakarette bulunmuşlar, hatta taşlayarak onu yaralamışlardı. Ellerinden kurtulduğu zaman mübarek ayaklarından kanlar akıyordu. Bu haldeyken bile Rahmet Peygamberi’nin dudaklarından Taifliler için şu dua cümleleri dökülmüştü:  « Allah’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar. »

 Rahmet Peygaamberi (s.a.s.), Allah’ın hiç sevmediği insanın, kin tutan kimse olduğunu hatırlatmış ve «  Husumeti sürdürmen sana günah olarak yeter »  ikazında bulunmuştur. Bizzat kendi adına intikam almaktan uzak durarak da müminlere örnek olmuştur.

Bizler de O’nun yolunda giden ve O’nun gibi yaşamaya çalışan mü’minler olarak O’nun öǧretilerine uymaya çalışmalıyız.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları