Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
RAMAZAN BEREKETİYLE BİR MEDYA KRİTİK
Köşe Yazısı Tarihi : 26-07-2014       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

RAMAZAN BEREKETİYLE BİR MEDYA KRİTİK

“Afrika’da bir anne çocuğuna ‘tabağını bitir’ diye bağırana kadar dünyanın bütün tabaklarını kırmak istiyorum.” Afrika’da ki yokluğa, yoksulluğa, açlığa isyanı daha güzel anlatmak mümkün olur muydu bilmem. Morgan Freeman’a ait olan bu söz, Afrika’nın trajedisini bütün insanlığa haykırıyordu. Yoksulların, mazlumların trajedisi Afrika’yla sınırlı değil, maalesef. Afrika’nın dertlerine deva bulunamadığı gibi Filistin’de de mazlumun trajedisi, zalimin zulmü devam ediyor. Bize düşen, Filistin’de ki bütün çocuklar güne umutla uyanıp, yatağına huzurla yatana kadar söze Filistin’le başlamak, Filistin’i konuşmak. Zira biz vicdanlı insanlarız ve vicdanlı insanlar “Çocuklar uyurken susar, ölürken değil.”

Dünya böyle, kan gölü. Ülkemizde de ters giden şeyler yok değil. Her dönem söylenen “Ülkemiz, kritik bir dönemden geçiyor.” sözü, şu sıralar, her gün söylense yeridir. Ülke/insanlar -hala- çok gergin. Kutuplaşma/kamplaşma/ayrışma/düşmanlaştırma/ötekileştirme had safhada. Kendisi gibi düşünmeyene nefret kusmayı, hakaret etmeyi en doğal hakkı kabul eden bir güruh var. Bu güruh, aynı zamanda toplumda yaşanan değişimi iyi okuyamıyor, okuyanları da hazmedemiyor. Geçmişin, sindirilmiş toplumsal sınıfları –artık- oyuna dahil oluyor ve bunu körü körüne değil, bilinçli yapıyor. –Her dönemde olduğu gibi- İradesini ortaya koyuyor ve –farklı olarak, artık- iradesine sahip çıkıyor, arkasında duruyor. Eskiden, kaderi, egemen zümre tarafından tayin edilen bu toplumsal tabaka, artık kendi kaderini yazmak için, merkeze, emin adımlarla ilerliyor. Merkezin eski sahipleri, önceden yan yana bulunmaya bile tahammül edemedikleri getto zihniyetli bu insanların, yürüyüşüne kahroluyor. Sosyolojinin siyasetle dansını kavrayamayanlar, yine kaybedecekler, kaçınılmaz son.

Dünyanın ve ülkenin bu hale gelmesinde, ayrı ayrı hepimizin sorumluluğu olduğu gibi çözüm üretmede de üzerimize düşen görevler var. Öncelikle, farklı düşünceye saygı ve hoşgörünün önemli bir insanı değer olduğunun farkına varmalıyız. Bu, sonradan kazanılır bir davranış mıdır emin değilim ama en azından çaba göstermeliyiz. Birbirimizi anlamaya çalışmalıyız, bunun için daha çok okumalı, daha çok dinlemeliyiz ki savunduğumuz fikirlerin doğruluğundan, karşı çıktığımız fikirlerin yanlışlığından emin olabilelim. Karşı çıktığımız fikirlerin yanlışlığına karar verebilmek için, önce onu tanımak gerekir. Yanlış bir tabir ama (fikirlerin düşmanlığı değil, alternatifliği olabilir), düşmanınla mücadele edebilmek için önce onu tanımak gerek. Liberal öğretinin hararetle savunduğu düşünce özgürlüğü, farklı fikirlerin temsilinden hareketle, yanlış fikirlerin tespiti ve yenilgisi, doğru fikirlerin galibiyeti ve zihinleri fethetmesine imkan tanıması yönüyle çok kıymetli bir değerdir. Düşünce özgürlüğü, fikirlerin pazara çıkmasını sağlar tabi ama müşteri bulamazsa bunun da bir kıymeti kalmaz. Bu noktada bizim fikirlere talip olma sorumluluğumuz devreye giriyor. Üstelik ülkemizin seçimden seçime, seçmenin de sandıktan sandığa koştuğu, sürekli bir kıyamet beklentisinin yaratıldığı, bir tarafın kahramanının karşı tarafın “vatan hain” haline geldiği/getirildiği, bütün siyaset bilimi ve siyasi teori külliyatının yele bir edilip tek bir isme indirgenen karşıtlık ve taraftarlığa dayalı siyasal iklimin hüküm sürdüğü şu dönemde, bütün sistem düşünüldüğünde kıymetsiz ama benim açımdan hayati önemde olan oyumu/irademi belirlemek –benim için- daha bir ehemmiyet kazanıyor. (Bu arada şunu belirteyim; ülkemizin yönetimine talip hiçbir adayın –çok marjinaller bu genelleme dışında tutulabilir- gece yatarken “Bu ülkeyi nasıl satarım, nasıl bölerim..vs” diye düşünüyor olabileceğine inanmıyorum. Olaylara yaklaşımlarında ki farklılık, düşünsel ve metotsal farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, siyasetin doğası gereği, safları sıklaştırmak adına atılan sloganvari nutuklarda çizilen kıyamet senaryolarına fazla itibar etmeye gerek yok)Bunun için Ramazan ayının bereketinden de yararlanarak esaslı bir medya takibi yaptığımı söyleyebilirim. Tartışma programları, köşe yazıları ve sosyal medyayı elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.

Öncelikle sosyal medyayla başlayalım. Facebook, öğreticilikten ziyade eğlence yanı ağır basan bir mecra haline geldi. Eskiden felsefe, kitap veya yazarlara dair gruplar aracılığıyla faydalı paylaşımlara rastlıyorduk ama son dönemde fotoğraf paylaşmak, durum güncellemek ve yer etiketlemekten başka bir işe yaradığı söylenemez. Bunda twitter’ın popülerleşmesi ve ilginin o yöne kaymasının etkisi muhakkak. Twitter’da yazarları, televizyoncuları ve fenomen haline gelmiş kişileri takip etme hatta onlarla iletişime geçme imkanı var. Bu sayede, bu kişilerin yorumlarını ve paylaşımlarını güncel olarak takip edebiliyorsunuz. Tam da kendime bir twitter hesabı açtığım bu dönemde Etyen Mahçupyan’ın twitter’ı “düzeysizlik bataklığı” olarak niteleyen bir yazısı yayınlandı. Sosyal medyaya karşı çıkmaktan ziyade, kullanım metoduna dair eleştirileri dile getiren bu yazıyı okuduk, gerekli sersi çıkardık.(Bu arada Etyen Mahçupyan Akşam gazetesinde yazmaya başladı)

Tartışma programlarını ise, daha çok yayınlandığı anda televizyondan değil, daha sonra internet üzerinden izlemeye çalışıyorum. Bu alanda Sky 360’ta yayınlanan ve Etyen Mahçupyan, Vedat Bilgin ve Bekir Berat Özipek’in konuşmacı olarak yer aldığı “Dönemeç” ile Kanal 24 de yayınlanan Ali Bayramoğlu, Mustafa Karaalioğlu ve İbrahim Kiras’ın konuşmacı olarak yer aldığı “Yeni Türkiye” programlarını özellikle takip ediyorum. Bunun yanında Kadir Mısıroğlu ve Fatih Tezcan’ın konuk olduğu programları da ilgiyle takip ediyorum.

Asıl yararlandığım ve daha fazla vakit ayırdığım alan ise köşe yazsısı okumak. Gündüzleri fırsat buldukça, sahurdan sonra ise mutlaka, hatırı sayılır bir zaman ayırarak köşe yazılarını takip etmeye çalışıyorum. Bu konuda yazaroku.com’un android uygulamasının işimi epey kolaylaştırdığını söyleyebilirim. Favori listesine ekleme seçeneğiyle, yazarların takibini kolaylaştırırken; takipçi/okunma oranına göre sıralama seçenekleriyle beğenilen, çok okunan yazarları belirleme imkânı sunuyor. Şuan favori yazarlar listemde ellinin üzerinde köşe yazarı var. Tabi bu her gün elli köşe yazsısı okuduğum anlamına gelmiyor. Büyük bir kısma her gün yazmıyor, bazen ilgi alanıma girmeyen konularda yazılar çıkıyor derken bu liste, günlük, yarı yarıya azalıyor. Farklı fikirleri takip edebilmek adına her gazeteden, en az bir yazar takip etmeye çalışıyorum. Çıkardığım bilançoya göre, 8 yazarla Yenişafak, en fazla yazarını takip ettiğim gazete. Ardından Star(7), Sabah ve Akşam (5’er),  Habertürk, Radikal, Akit, Hürriyet ve Milliyet(3’er), Cumhuriyet, Vatan, Taraf, Türkiye ve T24(2’şer), Yeniçağ, Aydınlık, Milli Gazete, Takvim, Zaman, Sözcü, Evrensel ve Posta(1’er) geliyor. Bunun yanında liberal yazarlar tarafından kurulan serbestiyet.com’un da düzenli takipçisiyim. Tümü yazı/yazarlarını okumaya çalışıyorum fakat Cengiz Alğan, Bekir Berat Özipek ve Halil Berktay’ın yazılarını istisnasız okuyorum. Yine, internethaber.com yazarlarından Süleyman Özışık, Levent Gültekin, Sedat Laçiner ve Mustafa Akyol da takip ettiğim yazarlar arasında.

Her yazarı aynı heyecan ve ilgiyle okuduğumu söyleyemem. İstisnasız her yazısını okumak istediğim, çok şey öğrendiğim yazarları Ali Bayramoğlu, Atilla Yayla, Bekir Berat Özipek, Cengiz Alğan, Etyen Mahçupyan ve Gülay Göktürk şeklinde sıralayabilirim.

Okuduğum yazarlar arasında belli bir harekete, camiaya angaje olmuş, kalemini bu yolda bir silah olarak kullananlar olduğu gibi; tarafsızca, doğru bildiği yol ve yönde yürüyenlerde var.

İster fikirlerini değiştirmeyi de göze alarak okusun, ister sadece mevcut fikirlerinin doğruluğunu kanıtlamak adına okusun, okuyan insandan zarar gelmez.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları