Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
TEKMEYE KAFA ATARIZ, RAHAT OLUN
Köşe Yazısı Tarihi : 16-12-2014       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

TEKMEYE KAFA ATARIZ, RAHAT OLUN

Büyük hayal kırıklıklarını, hesapsız hayal kuranlar yaşar ve şüphesiz yaşamımız, hayallerimizle hayatın gerçekleri arasındaki müsabakanın neticesine göre şekillenmektedir. Aslında bu müsabakanın sonucu baştan bellidir ve bu nedenle asıl merak edilen farkın ne kadar olacağıdır. (Hayallerimizin ne kadarı, hayatın gerçeklerine direnebilecek?) Hayatımız üzerine oynanan bu müsabakada, biz, bir seyirciden ibaretiz, belli oranda müdahil olma imkânımız olsa da, sonucu etkileyecek hamleler yapabilmemiz imkânsız. Sonuç, baştan belli bile olsa kişilerin, bu mücadele karşısında kendini konumlandırma durumları farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle kişileri, sonuca dair tahmin ve beklentilerine göre bir sınıflamaya tabi tutmak mantıklı görünüyor. Sınıflamayı (1) hayalperestler ve (2) rasyonalist-gerçekçiler şeklinde yapmam mümkün. Bir de sonucu doğru tahmin etmesine rağmen, bahsi, hayalleri/idealleri üzerine oynayan ara bir sınıf var ki onların hangi sıfatlarla anılabileceğini kestirmek güç. (Belik, maceracı denilebilir.) (Bu sınıf için tek teselli –yenilme pahasına da olsa- haklı çıkmanın vereceği huzurdur.) Neyse…

-Kendi çapımızda-, -yerel ölçekte- hareketli günlerden geçiyoruz. Bir dost, durumu Nietzsche’den yaptığı şu alıntıyla özetledi:

“Vicdanlı ve dürüst olmak hesaplı olmaktan iyidir. Hesaplı olmak insanı makam sahibi yapar ama vicdanlı ve dürüst olmak insanı, insan yapar.”

Şüphesiz, doğru. Hem Nietzsche’nin sözünün hem de alıntıyı yapan dostun düşüncelerinin altına imzamı atarım. Yüreğinize sağlık. Evet, o Nietzsche’ki “Ben yalnızlığın insan haliyim.” diye özetleyecekti hayatını. İnandığı doğrular doğrultusunda yaşadığı hayatı, onu yalnızlığa mahkûm edecekti. Zamana göre, mekâna göre, ona göre, buna göre eğip bükemediği, taviz vermediği doğrular… Söz buraya gelince, kaçarı yok, akla Amin Maalouf geliyor. Hani “Toplum yasaları, yerçekimi yasalarına benzemez, insan genellikle aşağı değil yukarı doğru düşer.” diyerek, üstat, liyakat temelli sağlam zemine oturmayan sistemlerin sakatlığını yüzümüze haykırıyordu.

Neyse…

Bir konuya daha değineyim. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” ilkesi, ampirik gözlemlere dayalı toplumsal bir yasadır, şüphesiz, ama şahsen, bu ilkeye iki kalemde itirazım var. İlki, lafın/sözün eyleme dönüşme, eylemi çağırma gücünü yok sayması; ikincisi lafın/sözün bol keseden kullanabilecek bir metaya dönüşmesine zemin hazırlamasıdır. Söz önemlidir, söz ilgili olduğu eylemi/tavrı beraberinde sürükleyecek bir çekim gücüne sahiptir. “Söz” vermek bir senedin altına imza atmak, bir mükellefiyet yüklenmek demektir. Sözü, senet kabul edenler vardı, eskiden…

Son olarak iki uyarıyla noktayı koyalım:

İlki, çok yukarıya: “Siz tepede –kelle koltukta- erdemliler hareketini tesis etmeye çalışırken, tabanda dönen dolaplardan da haberdar olabilseniz keşke!”

İkincisi: Cülustan sadaka devşirenler, diyetini hazırlasın, derim. Zira “Sizin bir planınız varsa, Allah’ın da bir planı vardır.”

Not: “Tekmeye kafa uzatmak” bir futbol terimi. İşine yüreğini koyan, idealleri doğrultusunda, şov yapmadan, süslü laflar etmeden, mükâfat beklemeden işini yapan, ama yürekten yapan futbolun dava adamları için kullanılır.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları