Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
I list my arabesque (Benim arabesk listem)
Köşe Yazısı Tarihi : 29-12-2014       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

I list my arabesque

Epey emek vererek hazırladığım “arabesk” yazılarının bende ayrı bir yeri var. Bu yazılar için kaynakları tararken, şarkıları –tekrar- dinlerken ve filmleri –tekrar- izlerken, işimi, büyük bir keyif alarak yaptım. Aslında bu konuyu –tez düzeyinde- daha kapsamlı, daha bilimsel çalışabilmeyi dilerim ama bunun için ne imkân ne de zaman var ve bu nedenle kaleme aldığım yazılar –sadece- konuya giriş niteliği taşıyor diyebilirim. Bununla birlikte, bu site için yazacağım arabesk yazılarının planlama aşamasında, daha ciddi bir iş çıkarabileceğime inanıyordum. Öncelikle, bu iş için bir dosya oluşturdum, -kaynak olarak kullanacağım kitap ve makaleleri bir ön incelemeden geçirdikten sonra- yazı başına konu sınırlandırması ve başlık seçimi yaptım. Bu doğrultuda (1) Giriş yazısı – ki bunu “Ağlarsın Bilsen” başlığıyla yaptım-, (2) Arabeskin Doğuşu – bunu da “Arabeski gebe bir toplum” başlığıyla yaptım-, (3) Devletin arabeske yaklaşımı/Elit tabakanın bakışı/Sol jargonun eleştirisi – bu yarım kaldı-, (4) Arabeskin dönüşümü, (5) Portreler şeklinde bir konu tasnifi gerçekleştirdim. Bu tasnifte beni en çok heyecanlandıran bölüm, portreler – daha özelde de, hiç kuşkusuz, Orhan Gencebay- bölümü idi. Bu bölüm için belgesel ve televizyon programlarının yanı sıra O. Gencebay, M. Gürses, F. Tayfur ve H. Altın’ın filmlerinin bir bölümünü izledim. (Daha kapsamlı bir çalışmada bu filmlerin tamamını izlemek benim için mutluluk olurdu.) Yeri gelmişken, bu filmler hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle sinema konusunda, arabesk yıldızları arasında en başarılı bulduğum ismin F.Tayfur olduğunu belirtmeliyim. Onun filmlerinin senaryoları, kurguları daha başarılı. Mesela 1976 yapımı ilk filmi olan “Çeşme” hala televizyonda yayınlanmakta ve izleyici bulabilmektedir. –Daha sonra birçok filminde de olacağı gibi- Bir çiftlikte ırgatlık yapan F. Tayfur, ağanın(Erol Taş) kızına(Gülşen Bubikoğlu) âşık olur; ancak ağa, mühendis bir damat istemektedir. Bu kurgu üzerine inşa edilen film, kötü sonla –ölümle- bitecektir. Filmde dikkat çeken bir nokta da toplumun farklı kesimlerinin arabeske bakışını yansıtan ayrıntılara yer vermiş olmasıdır. Erol Taş’ın kızına “Senin yaşında kızlar tangolar, valsler dinliyor” söylemi, üst tabakanın arabeske bakışının bir örneğini sunarken, F. Tayfur’un halk tarafından çok sevilip, bağıra basılmasında alt tabakanın arabeske bakışının net bir fotoğrafı yansıtılmaktadır. Aynı paralelde örnekleri O. Gencebay’ın filmlerinde de bulmak mümkün. Bir tamirci ustasını canlandırdığı “Bir Teselli Ver” filminde Gencebay, dürüst, güvenilir, sayılan ve sözü dinlenen bir karakter olarak tasvir edilir. Patronun kızının aracını tamire gider, patronun kızının arkadaşları zengin, şımarık, ahlak ve terbiye yoksunu karakterlerdir. Gencebay’ı görünce “Nermin safariden dönmüş, yanında da bıyıklı bir aslan var. Nermin nerde vurdun bu aslanı?” diye dalga geçerler. Yine diğer bir sahnede zengin veletler, daha Gencebay şarkıya başlamadan sıkılacak ve kendi müziklerini açacaklardır. Bu, arabeskin elit tabakadaki yenilgisinin bir itirafıdır aynı zamanda. Birçok filmde işlenen bu klişeler, zengin, şımarık, toplumdan kopuk bu karakterlerin arabeske ve onunla özdeşleştirdikleri toplumun alt tabakalarına bakışlarının, yerinde bir tespitidir. Gencebay’ın diğer bir filmi “Batsın Bu Dünya”da da benzer bir kurgu vardır. Bu defa Gencebay, vefa borcunun olduğu bir işadamının yanındadır. Bu işadamının şımarık çocuğunu birçok beladan kurtaracak, ama son vukuatıyla her şey farklı bir boyut kazanacaktır. Şımarık genç, Müjde Ar’a tecavüz edecek, babası milletvekili adayı olduğu için, kız, Gencebay’la evlendirilerek olay ört bas edilecektir. Bir süre yabancı gibidirler birbirlerine ama sonra sevgi doğacaktır aralarında. Yalnız, işadamının oğlu M. Ar’a tekrar saldırmaya kalktığında, Gencebay, cesedini teknede sallandıracaktır, bu, Gencebay’ın M. Ar’a düğün hediyesidir. Bir sonraki filmi “Kır Gönlünün Zincirini” de de tecavüz vardır. Bu defa Gencebay’ın, zengin bir hayata özenen kız kardeşi, kendisini intihara sürükleyecek olan bu belayla yüzleşecektir. (Burada bir sosyal mesaj kaygısı da göze çarpıyor) Kardeşinin intikamını Gencebay alacaktır ama mazlumun intikamı da mazlum olacak, intikam alayım derken yine acı çeken bir konuma düşecektir. Yani istese bile kötü/vicdansız olmayı beceremeyecek, bu filmde kötü sonla bitecektir. M. Gürses’in ilk filmi “İsyankar” ise tam bir faciadır, bana göre. Daha girişten hatalı bir kurguya sahiptir, Gürses, iş yapmayan virane bir gazinoda şarkıcıdır. Ses üzerine değil olay üzerine kurgulanmış bir senaryoya sahip. Milyonların sevgilisi, arabeskin babasını bu konumda görmeyi hiç kimse ummazdı herhalde. Kardeşine hem anne hem baba olmaya çalışan bir karakteri canlandıran Gürses, bir yandan da gazetedeki ilanlardan “isyankar” rumuzlu Oya Aydoğan’la mektuplaşmaya başlar. Bir süre sonra karşılıklı fotoğraf isterler ama Gürses, kendisini çirkin bulmaktadır ve bu nedenle kardeşinin fotoğrafını gönderir. Sonunda olaylar isyankar ile kardeşi arasında bir aşka doğru evrilecek ve Gürses “Evvela Huda’yı tanımamış olsaydım, vallahi güzel, sen benim Allah’ım olurdun” diye haykıracaktır. (Arabesk şarkılardaki isyanın boyutları, esaslı bir içerik analizi gerektiren, araştırmaya değer bir konudur. “Yıkılsın camiler, açılsın meyhaneler.”, “Yazan acımamış, çektiren acır mı?”, “Gitmeseydi onun kulu olurdum.”  Tarzında isyan cümleleri, nadir karşılaştığımız şeyler değil.) İlerleyen sahnelerde yine bir kötü adam devreye girecek ama Gürses, kardeşlerini canı pahasına koruyacaktır. Diğer bir arabeskçi H. Altın, Garip Kullar filminde zengin bir toprak ağası olan Erol Taş’ın en küçük oğlu rolündedir. Ama bu durum kimseyi yanıltmasın, o, zengin kastın içerisinde yer almasına rağmen ezilen, horlanan bir karakterdir zira doğumu sırasında annesi öldüğünden bütün aile ona düşmandır. Sonunda evi terk edecek, kâhyalarının kızıyla evlenecek, evlatlıktan reddedilecek, türlü zorluklar yaşayacak ama en sonunda, muhtaç duruma düşecek olan babasına –hep kolladığı büyük oğulları değil- H. Altın yardım edecektir.

Birçok klişelerle dolu, benzer kurgulara sahip bu filmler arabesk olgusunun anlaşılmasında, kuşkusuz, önemli bir yere sahiptir. Bu filmlerde F. Tayfur – tıpkı şarkıları gibi- daha ağlak, daha acıya müpteladır. Sürekli itilen, kakılan, dövülen, acı çeken bir konumdadır. O. Gencebay’ın ise bir ağırlığı vardır. Onu dövmek kolay değildir, o herkesin saygısını kazanmış “mahallenin abisi” konumundadır. Bu şahsiyetlerin gerçek yaşamları araştırılarak,  yaptıkları müzikle benzeşen ve ayrılan yönlerinin tespiti de iyi bir araştırma konusudur. Kabaca, arabeskçilerin büyük çoğunluğunun zor bir hayat sürdüğünü, acılarla yoğrulduklarını biliyoruz.  F. Tayfur’un Adana’nın pamuk tarlalarından doğuşu, filmlerindeki yaygın kurguya dair bir fikir veriyor. Aksi bir örnek olarak da H. Bulut verilebilir, kendi ifadesiyle “ben köyden kente göç etmedim, kentte yaşıyordum. Öğretmendim.” diyen H. Bulut, sesi yanık taşralıların İstanbul’a kaçıp, yıldız olması klişesine şerh düşmeyi zorunlu kılıyor. Sürülen yaşamla, yapılan işin özdeşliğini –arabesk üzerinden- karşılaştırma anlamında diğer bir argümanda, arabeskçilerin maddi anlamda zenginleştikçe yaptıkları müziklerin karakterinde bir değişim olup olmadığının sorgulanmasıdır. 1970 lerde “Batsın Bu Dünya” diyen Gencebay’a 2004 de “Sen bir dedin amma binlerce olsun, dikenlerin bile güzel bana gül olsun, bize aslan gibi sevmek yaraşır, muradımız aşktır yavrum yürekten olsun.” dedirten şey, acaba, batması gereken dünyada yaşanan düzelme midir? (Aynı albümde yer alan “Bozamazsın Beni Dünya” şarkısını Gencebay’ın eleştirilere cevabı olarak düşünebilir miyiz?) Müslüm Gürses’in son dönemlerindeki pop-rock merakı da sorgulanmalıdır.

Bu konuda araştırılması gereken diğer bir nokta da, arabeski dünyadaki benzerleriyle karşılaştırmaktır. Nazife Güngör, Arabesk adlı kitabında, bir popüler müzik olarak değerlendirdiği arabeski Amerika da caz, Avrupa da rock müzikle karşılaştırarak, hepsinin, kendilerini üreten toplumsal yapının gereksinimlerine yanıt veren birer popüler müzik olduklarının altını çizmektedir.

Daha söylenecek şeyler var ama şimdilik burada kesmek uygun bir tercih olacağa benziyor. Kültür Bakanlığının “Acısız arabesk” projesinden, arabeskin sistemle barışması ve ilk O. Gencebay’lı yılbaşından, Abuzer Kadayıf filminden bahsetmeden bu yazı dizisinin tamamlanmış olacağını sanmıyorum. Onları da başka bir yazıya bırakarak, yazımızın başlığına dönelim. Benim arabesk listem şu şekilde, buyursunlar;

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Başlık neden Türkçe değil ki ? Parantez içine yazmak da ne demek ? ( 21-01-2015 / 09:03:52 )

Ali Kayhan
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları