Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
DAVRANIŞIN ESKİSİ OLUR MU?
Köşe Yazısı Tarihi : 24-04-2015       
H. Fikri Ulusoy
fikriulusoy@gmail.com

( Uzak Bakış )

DAVRANIŞIN ESKİSİ OLUR MU?

 

                Üç aylara girdiğimiz bugünlerde eskiden neler vardı hayatımızda, nasıl bir anlayış vardı, insanların davranışları, edepleri nasıldı bu topraklarda bakmak istedim. Eski derken epey geçmişe gitmişim. Okurken şaşırdım da...  

                Gerçekten yazdıklarım yaşandı mı bilmiyorum? İyi tarafından bakıyorum. Yaşanmaya çalışılmıştır diye düşünüyorum.

                Neden mi?

                Çocukluğumdaki toplumun yaşadığı güzelliklerden bile geriye çok bir şey kalmadığına göre, yazdıklarım afaki gibi görünse de, bu davranışlar bu toplumda gerçekten yaşanmış mı diye sorgulasakta ... Olabilir diyorum. Müslümanın Müslümana gülümsemesinin bile sadaka olduğunu ifade eden bir dinimiz varken. Yaşanmış olması muhtemeldir diyelim.

                Geçmişini bilmeyen bugünün insanına, geçmişte yaşanmış eskimeyen davranışları hatırlatmak istedim.

                Davranışlarında bırakın insanı, çevrenin, hayvanın bile değerli olduğunu gösteren bir millet için; hala aklı bir karış hava da ihanet içerisinde sözde soykırımın olabileceğini ifade edenlerin gözüne sokmak istedim.

                Medeniyetler gelişirken sosyal ilişkiler, değerler azalır. Bu toplum “Soğuk Toplum” olarak adlandırılır ( bir başka yazımda bu konuyu işlerim). Ama hiç bir gelişmenin içinde olmayan, teknolojik hiçbir şey üretmeyen, sosyal ilişkinin azaldığı ülkemizin düştüğü bu durumu izah etmenin zorluğu içinde, geçmişinde o kadar çok güzellik barındıran, edebi hiç unutmayan bir milletin yeniden kendini tanımasını istedim.

 

                Özellikle, dini referans gösteripte, dinimize daha fazla zarar veren insanları gördükçe, haktan, liyakatten bahsedip tersini yapanları izledikçe, bir geçmişe baktım bir bugüne ve nereden nereye geldiğimizi üzülerek gördüm, görmenizi istedim.

 

                Eskimeyen o davranışlara bir göz atalım şimdi:

 

1-Evin kapısında ay ve yıldız varsa bu evden birisinin hacca gittiği anlaşılır, arkadan da “Allah gitmeyenlere de nasip etsin” duaları edilirdi.

 

2-Kahvenin yanında su gelirdi. Şayet misafir toksa önce kahveyi alır, açsa suyu alırdı. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya da Allah ne verdiyse ...

 

3-Kapıların üstünde iki tokmak olurdu. Biri kalın biri ince... Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vururdu. Evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açardı. Erkekse kalın tokmakla kapıyı vururdu. Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açar ya da bir mahremi (kocası, oğlu, vs.) açardı...

 

4-Pencerenin önünde sarı çiçek varsa "Bu evde hasta var. Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma..." anlamına gelirdi.

 

5-Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa "Bu evde gelinlik çağına gelmiş, bekar kız var. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme..." anlamına gelirdi.

 

6-Peygamber efendimiz (sav) in 63 yaşında vefatından dolayı 63 yaşını geçmiş büyüklerimiz yaşları sorulduğunda "Haddi aştık" derlerdi...

 

7-Herkes birbirini tanır, zengin fakiri korur, fakir de zenginin malına göz dikmezdi. İnsanlar birbirine hürmet eder, selâm verirdi.

8-Evden çıkanların ayakkabılarının uç kısmı, evin içine dönük hâle getirilir, böylece misafirlerden memnun kalındığı, onların tekrar davet edildiği ve ziyaretten duyulan memnuniyet belirtilirdi. Hem bu şekilde ayakkabı giyilirken misafirin sırtının ev sahibine doğru dönmesi de engellenirdi.

 

9-Birçok şehir ya da köyde eşekler haftada iki gün çalıştırılmazdı.

 

10-İnsanlar arasında yere tükürerek edepsizlik eden bir Müslüman’ın şahitliği kabul edilmezdi.

 

11-Mahallede birisi öldüğünde, cenaze evine ilk önce kıble istikâmetindeki komşusundan olmak üzere, bir hafta, on gün yemek yollanır, kimse onlara işittirecek tarzda gülüp, eğlenmezdi. Böylece komşunun acısına ortak olunurdu.

 

12-Cuma namazına esnaf -ki kuyumcular da dahil- kapıya kilit vurmadan giderlerdi...

 

13-Fitre, zekat Ramazan ayından önce Şaban ayında verilirdi. Fakir fukara Ramazan ayına erzaksız girmesin diye...

 

14-Evde çocuklar dahil kimse ayakta yemek yemezdi, önce eller yıkanır, sofraya birlikte oturulur, evin en büyüğü başlamadan, yemeğe kimse başlamazdı. Büyük anne veya büyük baba yemeğe başlarken herkesin hatırlaması için besmeleyi yüksek sesle çeker, sofradan kalkılırken “hayırların fethi, şerlerin def’i için Fâtiha Suresi okunurdu.

 

15-Esnaf Ramazan ayında toplanıp gerçek bir ihtiyaç sahibinin "borç defterini" kapatırdı.

 

Edebi yitiriyoruz, adabı unutuyoruz... En azından dua etmeyi unutmayalım.

 

Ancak dualarınız, bu Milletin kaderini  değiştirebilir! Özellikle üç aylarda...

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları