Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
(ÖNCELİKLİ NOT)
Köşe Yazısı Tarihi : 13-07-2015       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

(ÖNCELİKLİ NOT)

Kurumsal aidiyetin kişileri militanlaştırdığını görmek, gerçekten üzücü. Kişilerin kurumunu benimsemesi, sahiplenmesi elbette ki takdir edilecek ve örnek alınacak bir tutumdur ama bu aidiyetin olay ve olguları çarpıtmak suretiyle kişileri manipüle etmeye varan davranışlar doğurması çok sağlıklı bir durum değil.  Bizler, resmi kurumlarda, gelip geçici kadrolarda görev yapan memurlarız,

“Baki kalan şu gök kubbede bir hoş sada imiş.”

misali ardımızda ancak iyilikler, güzel işler/güzel dostluklar, iş ahlakı, dürüstlük, emanete (bize emanet edilen öğrencilere) sadakat gibi insani değerler bırakabiliriz/bırakmaya çalışmalıyız. Biz, dostuna çelme takarak onu geride bırakmayı marifet sayan Batı medeniyetinin değil, düşen dostuna omuz veren, “galibiyet onun hakkıydı, siz ödülü ona verin” diyeBİLEn Doğu medeniyetinin mirasçılarıyız. Şahsen, taşıyıcısı olmaktan onur duyduğum bu mirası korumamız gerektiği kanaatindeyim.

Biz rekabete/yarışa karşı değiliz, bilakis rekabetin safları sıklaştırma, içsel motivasyon, kurum aidiyeti gibi konularda olumlu katkılar yaptığını hem gördük hem de öngörebiliriz. Ama biz rekabetin, yine Batı medeniyetinin bize dayattığı,  vahşi kapitalist nitelikte olanına karşıyız. Yine biz ufkumuzu geniş tutmaktan yanayız, evet, kurumsal başarıyı(a) tabii ki önemsiyor ve odaklanıyoruz ama biz aynı zamanda rekabet ettiğimiz/omuz omuza verdiğimiz meslektaşlarımızı, farklı kurumlarda olsalar bile, hem tanıyor hem de saygı duyuyoruz, bu nedenle onların başarısızlıklarıyla mutlu olmaktan öte ilçe başarısıyla övünmeye öncelik verirken, buna kurumsal başarıyı da eklemek için çaba sarf ediyoruz. Lafı çok uzatmayayım, rakamlar ve istatistik bilimi yalan söylemez, görmek için bakan gözler gerçek fotoğrafı gayet rahat görebilirler. )

 

İNSANLIĞA DAVET

Evet, gayet ciddiyim. En gösterişli davetiyeyi hazırlayarak, insanlığa davet etmek istediğim geniş bir kitle var. Dinimizde ve kültürümüzde davete icabet esastır, bekliyorum.

Matematikten anlamayanları mesela;

“Suriyeli çocuklara BİLE yardım eden devletimiz…” şeklinde kurulmuş bir denklemde, “bile” sembolünün kullanılamayacağını, bu denkleme yerleştirilecek sembol seçiminin, aslında, kişinin insanlıkla sınavı olduğunu bilmeyenleri,

Allah’ın yarattığı iki kul arasına <> (küçüktür, büyüktür) işareti konulabileceğini, insanları hiyerarşik anlamda kategorize edebileceğini ve < (küçüktür) işaretinin sol tarafına yerleştirdikleriyle ilgili cümleler kurarken, “bile” ifadesini kullanabileceğini sananları,

Allah’ın yarattığı iki kul arasına sadece = (eşittir) işaretinin kullanılabileceğini bilmeyenleri hem matematik öğrenmeye hem de insanlığa davet ediyorum.

Şahsen, bu konuda kendimi “Yüzbinlerce Suriyeli mülteciye kapılarını açan hükümetinizi ve zat-i alinizi ayakta alkışlardı” noktasında konumlandırıyorum.

Yine, mesela, siyer ve meal bilmeyenleri de;

Ümmetinden bir çocuğun, beslediği kuşu öldü diye başsağlığına gidecek kadar ve –örneğin- sahibi tarafından aç bırakıldığı için karnı sırtına yapışmış bir deveyi görünce, devenin sahibine “Konuşamayan bu hayvana bakarken Allah’tan kork.” Şeklinde uyarıda bulunacak kadar hayvana değer veren bir peygamberin ümmeti olmasına rağmen, ona ve hayatına dair hiçbir bilgisi olmadığı, asitle yakabildiği, ciğeri patlayarak ölene kadar koşturtarak öldürebildiği (ve daha nice) hayvanlardan belli olanları,

“Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” şeklinde, insanı kutsayan bir temel kabulü olan bir dine mensup olup, -hatta ve hatta, bu din için savaştığını iddia ederek- türdeşlerini yakarak, boğazını keserek öldürüp, yüz binlercesini yurdundan edebilecek bir suç makinesine dönüşebilenleri de insanlığa davet ediyorum.

Vicdanını aldırmış gibi davranıyor insanlar ve biz bu insanlarla, çok basit bir ilke üzerinde bir türlü anlaşamıyoruz; Zulme karşı olmak ilkesel bir tavırdır ve parti ya da kulüp taraftarlığıyla karıştırılmamalıdır. –Örneğin- Fenerbahçe taraftarı olan bir kişinin aynı zamanda Galatasaray taraftarı da olamaması, kendi dengeleri içerisinde, anlaşılır bir tutumdur ama Suriyeli bir mazlum için kanayan bir vicdanın Kerküklü bir Türkmen veya Güney Afrikalı bir zenci için de aynı hisleri, aynı anda paylaşmasının önünde bir engel olmadığı gibi asıl tutarlı olan tavır da zaten budur. Çünkü kişi, bir mazlum için üzülebiliyorsa, bu, onun bir vicdan sahibi olduğunu gösterir ve vicdan, belli kodlar girilmek suretiyle, belli durumlara/olaylara/kişilere karşı tepki verme(me)si sağlanabilen bir yapı değildir.

(Evet vicdanın mekanik bir sistem olmadığı, belli kodlarla çalışmadığı muhakkak ama bu noktada psikoloji ve sosyolojinin söyleyecekleri var. Öncelikle Alev Alatlı’dan bir alıntı yapalım;

“Bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanma kaygısına bırakıyor.” Gerçekten de bu kaygı kişileri, normal şartlar altında yapmayacağı davranışları, sanki çok sıradan bir şey yapıyormuşçasına, yapmaya itiyor. İnsanlar “kabul görme” adına, toplu tepkilerin dışında kalamıyor ve bu nedenle -örneğin- “sosyal linç” hadisesi olağan bir hadise haline gelebiliyor. Gustave Le Bon’da, kitlelerin oluşumu ve etkilerini tahlil ettiği eseri Kitleler Psikolojisinde “Kalabalıkların Kudreti” kavramının altını çizdikten sonra “içine girmekte olduğumuz çağ, hakikaten Kitleler Çağı olacaktır” diyerek “kitle”nin önem ve etkisini vurguluyor. Kitlesel doğruların bireysel doğruların önüne geçtiğini birçok olayda tecrübe ettik. Kitlenin birey üzerinde ne kadar belirleyici olduğunu, bireyin değerlerinin içini boşaltarak kitlenin çıkarları doğrultusunda yeni değerler inşa ettiğini Erıc Hoffer’in “Bir insanı benliğinden sıyırmak bir bakıma onu insanlığından sıyırmaktır.” önermesiyle birlikte düşündüğümüzde, durumun vahameti daha net görülebilmektedir.) 

Bu noktada bizim/ve tüm dünyanın “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” diyeBİLEcek (işte, BİLE buraya yakışır.) liderlere, “Çocuklara zulmedilen bu dünyayı sevmeyi, ölünceye kadar reddeceğim.” diyeBİLEcek kanaat önderlerine, ihtiyacı(mız) var.

Ama, galiba, en fazla da “Mazlumun öç aldığı gün, zalimin zulmettiği günden korkunç olacaktır.” diyebilecek Hz. Ali’lere ihtiyacımız var ve biz o günü bekliyoruz Rabbim, biliyoruz ki Hz. Ali o gün gelecek demişse, mutlaka gelir. “İntikam alanların en hayırlısı” olarak senden de intikamını almanı diliyoruz. Biz senin sabırlı sıfatını taşımıyoruz, sen intikamını almak için zalime mühlet verir sana dönmesini beklersin ama biz bir an önce adaletin tecelli etmesini, zalimlerin cezalarını çektiklerini görmeyi ve duymayı diliyor ve

“Biliniz ki sonunuz alevli bir ahtır

İntikam alanların en hayırlısı Allah’tır.” diye haykırmak istiyoruz.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları