Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
GÖNÜL NİKÂHI
Köşe Yazısı Tarihi : 03-12-2015       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

GÖNÜL NİKÂHI

Siyaset yazmamam, siyaseti anlamadığımdan veya siyaset konuşmayı sevmediğimden değil, bilakis belli standartlarda, bazı temel önkabulleri olan siyasi tartışmaları gerçekten severim. “Dostlarınızla siyaset konuşmayın, dostunuzu kaybedersiniz.” tarzındaki aforizmaları da çok önemsemiyorum. Benim düşündüğümün tam aksini söyleyen bir dostuma, cevabi mesajımı yazdıktan sonra “yine de kardeşimsin” diyerek tartışmayı noktalama olgunluğunu gösterebildikten sonra, siyaseti, dostlarla konuşmayacağız da kiminle konuşacağız diye sormadan edemiyorum. Bu konuda referansımız Cemil Meriç. Üstat, tokuşturulan fikirlerden zaferle çıkanın hem daha da güçleneceğini hem de yeni bir fetih gerçekleştirmiş olacağını ve bu kavgada “kaybeden”in aslında “kazanan” olduğunu, daha güçlü bir fikir tarafından fethedilmenin aslında bir tür zafer olduğunu söyleyerek bize yol gösteriyor. Yalnız şu nokta önemli, kişide yeni bir fikir tarafından fethedilmenin anlam ve önemine dair bir bilinç olmalı ve mevcut fikrine dair tutucu bir muhafazakârlık göstermemeli. Tabi siyasi tartışmaların derin ayrışmalara neden olmaması belli önkabullere bağlı, ya da kardeşlik bağı gibi sağlam bir bağa. Kendi canımdan, kanımdan öz abimle öyle bir siyaset tartışırız ki, gören az sonra kıyamet kopacak sanır. Hatta abim, “Devran dönsün seni hem sürdüreceğim hem de süründüreceğim” der –ama bilirim ki elinde imkân olsa en iyi yerde en iyi şartlarda çalışmamı sağlar-. Bir süre sonra bakmışsınız, o tartışmadan eser yok, kardeşlik hukuku böyle bir şey.

Siyasi tartışmalarda pîrim, babamın köyde yaşayan amcası. Çok net bir kriteri var, onu evrensel bir yasa olarak kabullenmiş, belli ki ampirik gözlemler ve yaşamsal tecrübeyle ulaşılmış bir formül;

“Bu ülkede taş üstüne bir taş koyan kişinin Allah yardımcısıdır ve o mutlaka kazanır.” Bu kadar yalın, bu kadar net. Bu ilkenin, Etyen Mahçupyan’ın bir sürü saha analizi, istatistiki veri ve bilimsel araştırma sonucu ortaya koyduğu “yeni orta sınıf, çevre-merkez dönüşümü” gibi teorilerin halk ağzındaki karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yine, bana göre, bu formülün içinde “hizmet odaklı, adam yerine konma” talebi/gerçeği/memnuniyeti gizli. Benim mensubu olduğum sosyal sınıf(ın atası) bu formülü zamanında keşfedip, ucundan yakalamış ama güçlü bir karşı saldırı karşısında, iradesinin arkasında durup savunamamıştı. Uzun yıllar baskıyla ve çeşitli algı yönetimleri ile bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve siyasallaşması engellenmiş (ve tabi bu nedenle, gerektiğinde tankların bile önüne çıkıp fikrini ve zikrini savunabilecek bir eylemselliğe ulaşamamış) bu sosyal sınıfın, iyi incelendiğinde, mevcut sosyolojik kuramlarda tarifi yapılan sosyal sınıflara pek benzemediği görülür. Ekonomik, kültürel ve düşünsel açıdan ciddi bir çeşitlilik arza eden bu sınıfın içerisinde, en basitinden, Kayserili bir işadamı ile hiçbir geliri olmayan dedem birlikte saf tutuyor. Bu birliktelik birçok siyasi/toplumsal teori açısından tutarsız ve mantıksız görünebilir ancak kişilerin öncelikleri ve tehdit algısının güçlülüğü karşısında farklı bir ortak payda altında birleşmek suretiyle bu tür ortaklıkların kurulabildiği, günümüz dünyasında, bir gerçek. Ortak bir geçmişe sahip olmamıza rağmen neden, siyasi tavır açısından abimle farklılaştığımız da, bu yeni toplumsal sınıfın ne denli dinamik, standart normlar dışı ve öngörülemez olduğunun kanıtı.

Yine, söz konusu formüle dönecek olursak, bu formül ancak ciddi yaşamsal tecrübelerin ürünü olabilirdi ki sözünü ettiğim sosyal sınıf bu hayat tecrübeleri ile büyüdü ve şekillendi. Bunun en bariz örneği, devlet kapısında makbul görülmemesi ve itilip kakılmasıydı. Şahsi tecrübelerim ile de söyleyebilirim ki, bundan 20 yıl evvel sosyal güvencesi SSK olan vatandaşların sağlık hakkı falan sadece kağıt üzerinde yazılı olan bir haktı, asla bir güvence olarak değerlendirilemezdi. Sabahın 5’inde kuyruğa girip, binbir güçlükle aldığınız muayene sıranızı(aylar sonrasına verilen sıraları söylemiyorum bile) beklerken temizlik görevlisinden doktoruna, hemşiresinden başhekimine kadar herkes, sizi azarlama hakkını kendinde bulur; sıranız gelip muayene odasına girmeyi başardığınızda, aradaki -minimum- 5 metrelik mesafeyi koruyan doktor, Sabri’nin kaleyi bulmayan uzaktan şutları misali bir teşhis koyar, reçeteyi de aynı şekilde uzaktan fırlatırdı. Genellemek adil olmaz, mutlaka güzel örneklerde vardı, fakat onlar bilinir, efsaneleşirdi. SSK hastanelerinde, hastayla ilgilenen doktor dilden dile dolaşır, efsane olurdu. Yalnız hakkını yemeyeyim, bütün bu çilelere son verecek basit bir formülde yok değildi, onun yolu özel muayenehaneden geçerdi, bunu hepimiz bilirdik, herşey şeffaftı yani. Fırsat eşitliği de vardı, hepimiz bu formülü bilirdik sonuçta , ama tabi sadece imkanı olanlar bu fırsatı kullanabilirdi.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok, diyeceğim o ki, beni ve mensubu olduğum sınıfı soyut, hayali tehdit söylemleri ile, -yıllardır bir türlü gelmeyen- “geldi, geliyor”lar ile, -yıllardır gitmeyen- “elden gidiyor”lar ile ikna edemez, satın alamazsınız. Ortaya attığınız kitabi, siyasi teorilerde çizdiğiniz sınıfsal kalıplarda bizi bağlamaz. Biz bakacağımız yönü biliriz…

Söz sizin üstat:

https://www.youtube.com/watch?v=cGGdQsZOR6g

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları