Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
BEN 32 YAŞINDA İKEN
Köşe Yazısı Tarihi : 01-01-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

BEN 32 YAŞINDA İKEN

Biz ne –dünyadaki- 68 kuşağı ne de -ülkemizdeki- 80 öncesi gençliği gibi siyasallaşamamış, apolitik bir nesil olarak tarif edileceğiz, ilerleyen yıllarda. Amerika’nın bir zamanlar yaratmaya çalıştığı “Y Kuşağı”nın katmerli deformasyona uğramış bir hali de denebilir. Üniversite çağına geldiğimizde bile küreselleşme/globalleşme/postmodernizm türünden kavramları duymamış, aktivist grupların düzenlediği bu tür anketlerde epey saçmalamışlığımız vardır. Bilmemek ve öğrenmeye çalışmamak belirgin özelliklerimiz arasında sayılabilir.

                Bilmeyen ve öğrenmeye niyeti olmayanın derdi olmaz, derdi olmayanın davası/kavgası da olmaz. Bizim neslin derdi yok değildi ama kendisi ile ilgiliydi hep, sınırları kendinde başlar kendinde biter; teknolojinin, sistemin esiri olmuş; mevcut durumunu aşabileceğini, bununla yetinmeyebileceğini, farklı bir dünyanın kurulabileceğini tasavvur edemeyen; aurası çok sınırlı; aynı zamanda toplumsallaşamayan, içe/kendine dönük; ‘maddi dünya’ ve ‘formel’in esiri; her sorunu(nu)n çaresini kendinde ve sistemin doğrularıyla sistemin içinde çözmeye çalışan garip bir nesil. “Bir fotoğraf çekebilir misiniz?” nezaketi ve toplumsallaşma adımını yok eden Selfie Çubuğu da bizim neslimizin dünya medeniyetine bir armağanı, mesela. Geniş aileden çekirdek aileye geçiş (apartman daireleri), çekirdek aileden de bireysel yaşama geçiş (apart, studio tipi yerleşim) bireyselliğin/bencilliğin zirve yaptığı bizim neslin gerçeklerinden.

                Toptancı yaklaşım, her zaman, bireysel örneklerle yanlışlanmaya mahkûm olduğundan, istisnaları bu genellemenin dışında ayrı/özel bir yere koymamız gerekir. Kendi çabasıyla öğrenmiş, öğrendikçe dertlenmiş, bir davanın bir kavganın peşine düşmüş –gerçek- dava adamları da muhakkak vardı. Yalnız tüm bu genellemeleri, toptan, yanlışlama potansiyeline sahip –bizim toplumumuza özgü- bir gerçek daha olduğuna inanıyorum; 

                Bu topluma yanlış atılmış “Batılaşma” mayası tutmadı, özünde hep “Doğulu” kaldı. Talepleri, beklentileri, doğruları, olay/olgulara bakışı doğuluydu. Bu nedenle, mesela, ardından yürüyebileceği karizmatik bir lider arayış ve beklentisi her zaman vardı. Tavır alması, taraf olması gerektiğinde ne kadrolara ne de vaatlere baktı, gözünü en tepeye dikti, gözü yukarıda olduğundan değil en tepedekinin tabandan nasıl göründüğünü görmek için. Siz,

                “Hangi makam ve mevkide olursak olalım kibiri ve gururu yanımıza yaklaştırmadık, yaklaştırmayacağız.” dediğinizde, bu millet en esaslı vaadi duymuş oldu. Kibir ve gurur yakışmazdı çünkü “Mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah var.” demiş bir ceddin torunlarına.

Her zaferden sonra çıkıp “Bugün kaybeden yok, bugün herkes kazandı.” dediğinizde  “Komşusu açken tok yatmayan” bu milletin doğulu damarına dokunup, en tepedekinin tabandakiyle hemdert, hemhal olduğunu gösterdiniz.

Dünyanın gözüne baka baka “Dünya beşten büyüktür.” dediğinizde de, bu tavrı sadece Güney Amerika ve Ortadoğu diktatörlerinde görmeye alışmış dünya afallarken, “Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyen bu toplum ayakta alkışladı ve biliyor ki yıllar geçse bile bu söz unutulmayacak.

Yine, zalimin yüzüne “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz.” dediğinizde mazlumların vicdanına tercüman olurken, “Ey İslam dünyası, kardeşlerin katlediliyor. Nerdesin?” diye sorduğunuzda da dilsiz şeytanları işaret eden yürekler sizin dilinizde telaffuz buldu.

Ancak bir kuşak değişecek kadar karar mevkiinde bulunmuş bir yapının               “Asımın nesli”ni yaratması beklenir. Bu tür yapıların “İşte Türkiye, işte Türk vatandaşı budur.” diye işaret edebileceği bir nesli inşa etme sorumluluğu vardır. Görünen o ki, Sunay Akın’ın

“Yarısını tuttum

Çocuk doktoru

Olmamı isteyen anneme

Hasta yatağında verdiğim sözün

Doktor olamadım ama

Çocuk kaldım” şiirindeki gibi yarım yamalak bir durum yaşanıyor. Namaz kılan bir nesil yetiştirdik ama “Müslüman o kimsedir ki, onun elinden ve dilinden tüm insanlar emindir, salimdir.” hadisinde tarif edilen kendisinden emin olunan bir nesil yetiştiremedik. Ezan ile namaza koşan ama ardından katıldığı toplantıda birilerinin kuyusunu kazan/başına çorap ören bir prototipi Asımın nesli olarak kabul edemeyiz, etmemeliyiz. Aynı şekilde,

Alametleri (başörtüsü, Osmanlı, mehter…vs) bayraklaştıran ama bu alametlerin işaret ettiği ve gerektirdiği tavrı/duruşu gösteremeyen,

Bırakın yasal olmayanı yasal olsa bile meşru olmayan, hak olmayan tutum ve eylemlerde ısrar eden zihniyeti de Asımın nesli davasında mahkum etmek zorundayız.

Eğer bir gün karar verebilirsek, başlangıç noktamızın şu olması gerektiğini düşünüyorum;

Eleştiride bulunanları gemiyi terk eden fareler olarak değil, geminin su alan deliklerini işaret eden ve tamiri için kafa yoran, risk alan dostlar olarak görmek gerekiyor. Bakın, Nazım Hikmet toplumumuzun bir kesiminin nefret ettiği bir kesiminin bayraklaştırdığı ama her halükarda saygıyı hak eden biri. Onun kıblesi Moskova’ydı, Sovyetlerden başlayarak tüm dünyayı fethedecek bir komünist yayılışın hayalini kuruyordu, olmadı. Ama o, Sovyetlere bir ziyaretinde, gözlemleri sonucu, “Bürokrasi sizin içinize kadar girmiş, her yeri ele geçirmiş.” (Komünizm de bürokrasiye yer yoktur.) eleştirisini yüzlerine yapacak kadar dava adamıydı. Çünkü inandığı bir davası vardı ve bu davanın galip gelmesini istiyordu. Yine bakın, Hakan Albayrak “Düşmanlarımızın bile saygı duyacağı, örnek göstereceği bir medya olmalıyız.” diyerek kendi cenahının özeleştirisini yapıp, çekildi. Sıra tüm cenahlarda.

Kant “Bilmeye cüret et.” diyerek Aydınlanma Çağı’nın fitilini ateşledi, bizde “Bildiğini söylemeye cüret et.” diyerek bir restorasyon çağını başlatsak fena mı olur?

NOT: Sevenlerin Kaderi neymiş üstat?

https://www.youtube.com/watch?v=DHeraFy3l6M&index=60&list=PLE1D315E48F147593

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Teşekkür kıymetli müdürüm. ( 09-01-2016 / 13:01:31 )

Ersin Acar

Harika aynen katılmakla birlikte tebrik ediyorum. ( 07-01-2016 / 16:24:42 )

Mehmet Öztürkj
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları