Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
YALPALAMAK 3
Köşe Yazısı Tarihi : 19-01-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

YALPALAMAK 3

Önceden, dinarhaberleri sitesinin –yazıların tirajını ölçme imkânı sunan- bir sayacı vardı. Bu sayede bir fikir sahibi olabiliyorduk. Şahsen ben, yazım kaç defa tıklanmışsa onun yarısını kendim, diğer yarısını da hasbelkader benim yazımı tıklayanlar olduğunu kabul ediyordum. Şimdi o imkân yok ama ben yeni bir formül geliştirdim ve her yazı sonrası şahsi tirajımı hesaplıyorum. Formül şu birkaç değişkenin bir araya getirilmesinden oluşuyor; (Yazımı Facebook’da paylaşıyorum ve aşağı yukarı 10 kişi beğeniyor) 10+ (Farklı mecralardan mesaj göndererek yazıma dair fikirlerini paylaşan 3 dost) 3+ (Bir de benim rica-minnet/zorla okuttuğum 2 kişi) 2= Toplam 15. Ancak beğenenlerden 2-3 kişinin okumadan beğendiğini kabul edersek 12-13 kişilik bir sadık okur kitlem var diyebilir-miy-iz. Hesabı yaptıktan sonra kendime soruyor ve şu cevabı alıyorum; “Evet, ben yazılarımı –eleştirel yazılarımın muhatabı kitleyi bile yok sayarak- bu 12-13 kişi okusun diye yazıyorum.” Bundan dolayı her yazı sonrası 12-13 rakamına ulaşınca, sadık okur kitlesine mesajın ulaştığını, yazının da amacına ulaştığını düşünerek huzur buluyorum. 

                Fakat bazen beklediğim dönütü alamadığım da oluyor. O zaman işi yüzsüzlüğe vurup, kendim mesaj atıyorum, acaba okumadı mı yoksa düşüncelerime katılmadığı için mi tepki vermediğini anlamak için. Bu fikirsel mübadele sürecinin ne kadar faydalı geçtiğine şu örnekten pay biçebiliriz;

“İlk ‘Yalpalamak’ yazımdan sonra görüş alışverişinde bulunduğum ve camianın ‘vicdan’ını temsil etme gibi ender rastlanan bir vasfı taşıdığına inandığım bir dostum, ‘Neden Mondros?’ diye sordu. Bende ‘Herkesin mağlup olduğu bir savaşta Mondros’tan başkası imzalanamaz. Önce Mondros’u imzalayacağız sonra Mudanya’nın mücadelesini başlatacağız” dedim. O da “Haklısın, sınavı kazananlar kazandı ama biz birbirimizin gönül tahtını kaybettik” dedi. Haklıydı.

                Her yazı bir mesaj mübadelesi sürecini başlatıyor. Şahsıma dönük asıl mesajın “Beğenmeyenler” üzerinden ulaştığının farkındayım. (7. Sınıf Sosyal Bilgiler dersinde “İletişim” ünitesini anlatırken, iletişimi sözlü ve sözsüz iletişim olarak sınıflandırır ve sözsüz iletişimi ‘jets-mimk, beden dili’ üzerinden gerçekleşen iletişim şeklinde açıklarız. Galiba günümüzde sözsüz iletişim tekniklerine bir madde daha ekleyerek; ‘sözsüz iletişim jest-mimikler, beden dili ve sosyal medya üzerinden beğenmek/beğenmemek şeklinde gerçekleşen iletişim türüdür’ dememiz gerekecek.) Bu mesajı alıyor, not ediyor ve tekrar bir muhasebe yaptığımda mesajın doğruluğunu anlıyorum. Sonuçta birilerini memnun etmek –veya tam tersi- için yazmıyorum. Doğru olduğuna inandığım şeyleri dile getiriyorum. “Den doğru yolda kaybolmuş kimse görmedim” der, Sadi Şirazi. Haktır ve hakikattir. Doğru yolda kimse kaybolmaz. Doğrunun ölçütü meselesinde de laf oyununa gerek yok, en kestirme ve en kapsayıcı ölçüt “vicdan”dır. Vicdanına sor, gece başını yastığa huzurla koyabiliyorsan sorun yok. Önemli olan yastığın değil vicdanının rahat olması.

Son dönemde peşpeşe yazdığım yazıları bir yap-bozun parçaları olarak görmek gerek. “Gönül Nikahı” yazısından bu yana yayınlanan tüm yazılarımın ortak bir ana fikri var. Öncelikle net bir şekilde “durduğum yer”i ortaya koymaya çalıştım. Bu önemliydi, bilen tabii ki biliyordu ama bilmeyenler için kimliksel tanımlamamı yapmam gerekliydi. Böylece bir sonraki basamakta yapacağım eleştirilerin içeriden eleştiriler/iç ses ve –belkide- bir öz eleştiri olarak algılanması ve okunması gerektiğini göstermeye çalıştım. Geriye dönüp baktığımda istediğim şekilde, durduğum yerin tanımlamasını yapabildiğimi görüyorum. Hatta mesajla fikirlerini belirten başka bir dostum da “aşırı siyasallaşarak taraf olmuşsunuz.” eleştirisini yaparken, niyetimin zaten bu olduğunu ve bundan memnuniyet duyduğumu belirttim.

                Niyetim, insanlara Orwell’ın Hayvan Çiftliğindeki domuzları hatırlatmaktı. Bu eserde ezileni temsil eden çiftlik hayvanları, ezeni temsil eden çiftlik sahibine karşı ayaklanarak devrim yapar ve çiftçiyi çiftlikten kovar. Ama bir süre sora devrimin lider kadrosu olan domuzlar çiftçiden daha despot bir hale gelirler. İktidar mevkiini devralan her yapıya birilerinin Orwell’ın domuzlarını hatırlatması gerek. Kalifiye elemanlar çekildiğinde sahnenin çapulculara, vicdanlı insanlar çekildiğinde leşçilere kalacağını unutmayalım.

Bu arada –ilk fırsatta- kabuğuma çekildiğimde “Toplumsal İlişkiler ve İnsan Davranışları”na dair bir şeyler yazacağım. Kişinin insan davranışlarına dair bir şeyler öğrenmesinin bedelleri ve diyeti var. Bu konuda Hoffer’in Kesin İnançlılar’ı eşsiz bir örnektir. Bu kitabı yazabilmek için Hoffer yıllarca liman işçiliği gibi zorlu işlerde çalışmış ve gözlemlerinden yola çıkarak bu değerli eseri yazmıştır. Yazmayı düşündüğüm yazıdan bir pasaj paylaşayım; “Netlik gerektiren kriz dönemlerinde yalpalayanların tavrı nasıl olur? Bu dönem bu tür insanlar için en ciddi kriz dönemidir. İlk zamanlar “her limanda bir sevgili” şeklinde özetlenebilecek tutumlarının sürdürülebilirliğini test ederler. Eğer netlik talebi kati ise bir limana demirlemek zorunda ‘bırakılırlar’”.

Görevim bittiğinde yazılacak, ne çok şey biriktirdim.

NOT: Yalpalayanlar kazanmaya devam ederse, düşmanımın güçlülüğü ile; kaybederse ilahi adaletin yeryüzü tecelli mekanizmasının kurulmuş olması ile teselli bulacağım.

NOT: Link veremiyorum, bir zahmet Üstat’tan “Bilmesin O Felek

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları