Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
BEN 32 YAŞINDA İKEN -2- KIZIM’a
Köşe Yazısı Tarihi : 27-01-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

BEN 32 YAŞINDA İKEN -2- KIZIM’a

            “-Hadi kızım, dayına gitme vakti geldi.

            - Dayıma mı? Baba benim dayım yok ki, neler oluyor baba? Bana gerçeği söyle, senden duymak istiyorum gerçeği.”

            Bu –çok şükür ki- hayali bir diyalog. Eğer bundan yüzlerce yıl öncesinde, Cahiliye dönemi Arabistan’ında yaşıyor olsaydık, seninle aramızda böyle bir diyalog geçmesi muhtemeldi. Kim bilir tarih boyunca buna benzer kaç konuşma yapıldı ve bu konuşma sonrası evinden çıkan kaç kız çocuğu bir daha geri dönemedi. Biliyor musun “dayıya gitmek” o dönemde, kız çocukları için, diri diri toprağa gömülmek anlamına gelirmiş. Ne acı değil mi?

            Ya Resul Allah, biliriz ki her sözün her adımın Allah’tandır, bu nedenle sorgusuz iman eder, peşin sıra yürürüz. Biliriz ki ilahi iradenin tecellisidir her sözün; ama beşeri olsaydı da ve ben bunu bilseydim de, sadece, kız çocuklarını diri diri gömülmekten kurtarıp, onlara yaşamı/kıymeti, bana da kız babalığını yaşayabilmeyi bağışlamış olman bile ardında secde etmem, davanı davam bilmem için yeterli olurdu.

            Sen de kızım, Rabbimin sana bağışladığı ömrü, cehaletleri yüzünden senin elinden alan o zihniyeti mahkûm ettiği/ortadan kaldırdığı için bile peygamberimizin yolundan ayrılmamalı, her secden de ona şükretmelisin.

            Eğer ben, seni diri diri toprağa gömmek zorunda kalsaydım, seninle birlikte gömülmek için yalvarırdım. Aldığın son nefesi duymak, gözünün gördüğü son suret olmak isterdim. Ölüme giderken, bir parça daha az korku duyman için bende seninle ölmeyi dilerdim. Bir kız babasının –Allah korusun ama- kızı ölürken onun yanında olması/onunla ölmesi gerektiğini sen öğrettin bana.

            Ölüm ya da sensizlik aklıma düştüğünde “Ben sana her baktığımda ‘acaba seninle geçirebileceğim daha kaç günüm, saatim veya dakikam olacak’ sorusu gelir aklıma ki bu nedenledir çoğu zaman, uyuduğunda bile hüzünlenmem” diyorum. Hele şu günlerde seninle geçirebileceğim tatil günlerini lüzumsuz işlerle heba ediyor olmanın yaşattığı sancıyı tahmin edemezsin. Uyuduğunda bile hüzünlenmek deyince, ne diyordu Soner Arıca o şarkısında;

“Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca

Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında.”

Aynen öyle. Sen ilk doğduğun zamanlar babaannen söylemişti: “Kaç gece, o uyurken onu seyredeceksin.” diye. Anneler hep mi haklı çıkıyor ne?

            Eğer günü “Babacığım masalı senin seçmene izin veriyorum” jestinle tamamlamışsak daha huzurlu uyuyorum, inan. Yok, eğer bir şeyler ters gitmiş ve küs uyumuşsan, o gece “şeb-i yelda” oluyor benim için. Ne diyordu şair;

“Şeb-i yeldayı müneccim ile muvakkıt ne bilir

Kızıyla küs uyuyan babaya sorun ki geceler kaç saat?”

Hani bunu düşündüğümü itiraf etmek bile zor geliyor ama ‘öyle gecelerde nefes almaya devam ediyor olduğunu bile kontrol ederek aksi bir şey olsa, ben sana en son bu geceyi yaşatmış olarak nasıl yaşarım’ diye kendime sorduğum zamanlar oldu. Senden önce uyumak zorunda kaldığımda da ardımda macera dolu, sevgi dolu, seninle dolu bir dünyayı bıraktığımı düşünerek hüzün kaplar içimi.

            Bazen, çok nadiren ama, sen oyuna dalıp kendine bir dünya kurar ve kendi başına oynarsın. Dünyadaki küçük, dünyamdaki kocaman yerini bir daha anlarım, o zamanlar. Yüzün…

Yüzünü izlerim.

Yüzün ne kadar çıplak, yalın ve masum. Hiçbir maske yok.

“Yüz, bedenden ruha açılmış bir pencere gibidir” diyor Senai Demirci. Bende yüzünden ruhunu okumaya; Anadolu pedagojisinin bahsettiği, yaradanın içine gizlemiş olduğu “çocukluk sırrını”, yine yaradandan bir yansıma olan yüzünden anlamaya çalışırım.

Gözlerin…

Gözlerin elçi olur, ruhunun derinliklerine. Yeter ki bakmayı bilsin kişi. Bir sır taşıyorsun içinde, biliyorum. Her sözün, her hareketin bu sırrı çözmek için bir ipucudur, benim için. Bir kız babasının, bundan daha önemli bir görevi olabilir mi?

            Ne çok şey değişti, senden sonra. Oysa senin benim hayatımdaki varlığın, sensiz geçen hayatımın sadece onda biri kadar; ama “ben 3’ün 30’dan büyük olduğunu, sen 3 yıl önce hayatıma girerek, senden önceki 30 yıllık hayatımın anlamsızlığını/önemsizliğini gösterdiğinde anladım. Seni kızım sıfatıyla bana tanıştıran Allahıma hamd ediyorum.”

            Çocuklara eziyet edilen videoları hiç izleyemiyorum artık. Babası şehit olmuş çocuğu gördüğümde daha çok üzülüyorum. Denizin ortasında, iki kolunda iki çocuğunu boğulmaktan kurtarmak için çırpınan Suriyeli babayı gördüğümde, ne onun yabancı olduğu ne de belki yıllar sonra ülkemizin başına bela olacağı değil, sadece sen geliyorsun aklıma. Hem şükrediyorum, hem de dua ediyorum onlara.

Esma El Bilteci’yi anlatacağım sana ilerde, Rabiatül Adeviye meydanında vurulup düşen. Babasının, ölümünün ardından ona yazdığı mektubu Dursun Ali Erzincanlı’nın sesinden dinleyeceğiz, birlikte. “Bu hayat birbirimize doyacak kadar geniş değil. Birbirimize doyalım diye Allah’tan cennetinde bize bu sohbeti vermesini diliyorum” diye dua eden bir babanın mektubunu. O mektubu dinlerken ağlayan, kız babası bir başbakanın gözyaşlarının timsah gözyaşları olmadığını kendimden biliyorum ben.

            Bu arada ilk hayali karakterlerin/kahramanların da hayatımızın bir parçası haline geldi. Öğretmenin Baran Bey ve sınıf arkadaşın Ali ile olan maceralarını heyecanla anlatışını, öğretmeninin sınıfta sorduğu soruyu bilerek kazandığını iddia ettiğin rozeti taşırken ki gururlu tavrını izlemek ayrı bir keyif.

Biliyorum, sen olmasan güzel kelimeler sahipsiz/manasız kalırdı.

Ben ne yazsam sana dair hep bir yanı eksik, bir yanı yarım.

Yüklemsiz cümleye benziyor yazdıklarım.

Ama ben seninle yazmayı değil yaşamayı diliyorum. Oruç Aruoba kişinin, hayatında karşılaşacağı durumları sayarken ikinci ve üçüncü maddelerde “Gelip geçmemiş şeyler ve Gelmeyip geçmiş şeyler”i sıralar. Bunların neler olabileceğini ilerde tartışırız ama ben –özetle- zamanında yapıl-a-mayan şeyler olarak yorumluyorum bunları. Senin yaşamında, zamanında yapılamamış bir şey kalmaması benim her zaman birinci önceliğim olacak. Okunması gereken kitabı zamanında okuman, izlenmesi gereken filmi/tiyatroyu zamanında izlemen için uğraşacağım.

Oruç Aruoba demişken de, ne çok tartışacağımız kitap/yazar/konu var ilerde. Ben sana bir kütüphane bırakacağım, miras. Kendi imkânlarım ölçüsünde yelpazenin tüm kanatlarına dair eserler edinmeye/okumaya çalıştım. Seni de yönlendirmeyeceğim ama fikir vereceğim tabi. Akıllar pazara çıktığında benim aklımı satın alsan hiç fena olmaz hani…J

Kim bilir belki de ileride Marx’la Engels gibi, Abidin Dino ile Güzin Dino gibi mektuplaşırız da. Ya da ben Emre Kongar gibi “Kızlarıma Mektuplar” diye bir kitap yazarım.

Victor Hugo “Vicdan, insanın içindeki tanrıdır”, Van Gogh “Vicdan, insanın pusulasıdır” der. Unutma kızım, yolunu kaybettiğinde vicdanını rehber edin. Senin vicdanlı bir insan olmanı ve hayatın boyunca hep vicdanlı insanlarla karşılaşmanı dilerim. Bir de;

“Kızım Fatma! Babanın peygamberliğine güvenme! Öyle bir mahkeme var ki, ben bile sana torpil yapamam.” diyen bir peygamberin ümmeti olduğumuzu unutma.

            Rabbim bana bir kız evlat (yani seni) bağışladığında bahtımın büyük ikramiyesinin bu olduğunu –o an için- bilmiyordum. Ama şimdi biliyorum, o nedenle ikinci çocuğumun olacağı haberini alınca “Ya nasip” dedim. Bilir misin ne güzel bir teslimiyet, kabulleniş ve güven halidir ya nasip demek ve gönülden bir ya nasip demiş “Doğulu” bir adamı değme “Batılı” psikologlar, filozoflar anlayamaz. Ne Freud, ne Niçe, ne Sartre… Kardeşinin kız olacağını öğrendiğimde de bu haberi, tereddütsüz, bir müjde olarak aldım ve algıladım. Ee ne de olsa “İki kızım, iki gözüm.”

NOT: Şu aralar mevkiinde oynatılmayan futbolcu huzursuzluğu yaşıyorum ama sahalara dönüşüm uzak değil.

NOT: “Seni senden çok seven kalp bende var….”

https://www.youtube.com/watch?v=Eng1VnhfsTo

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları