Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
ÖĞRETMENLİĞİN MESLEKİ ONURU
Köşe Yazısı Tarihi : 14-02-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

ÖĞRETMENLİĞİN MESLEKİ ONURU

Yıl 2006.

İlk görev yerim, Bursa’nın Yıldırım ilçesinde bir okul.

Bize üniversitede öğretmenliğe dair hiçbir şey öğretilmediğini, Eğitim Fakültelerinin bireyi teorik bilgi hamalı haline getirmekten başka bir işe yaramadığını, öğretmenliğin ancak sınıfta öğrenilebileceğini anladığım yer. Anayasa Mahkemesinin, Danıştay’ın, TBMM’in görev ve yetkilerini çatır çatır saydığım ama 10-12 yaşlarında bir bireye hukuku, adalet duygusunu nasıl kavratacağımı, nasıl örneklendireceğimi henüz bilmediğim; adaletin eşitlikten üstün olduğunu, çoğu zaman adalet için eşitsizliğin kaçınılmaz olduğunu henüz kestiremediğim yıllar.

Okulda yapılan ilk sene başı kurul toplantısı, ki benimde mesleki hayatımın ilk toplantısında okul müdürü, vatandaşın gözünde en değersiz kamusal mesleklerden birinin öğretmenlik olmasının nedenlerini sorgulayan bir konuşma yaparak, bu konuda bizim fikirlerimizi beleyen bir soru yöneltmişti. O zaman;

“İnsanların kendi imkanları ile (dershane, özel ders..vb) eğitimi satın alabilme ve eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilme imkanına karşın diğer sektörlerde bu imkanların çok daha sınırlı olduğunu,

Sağlık, güvenlik, adalet gibi ihtiyaçların bireysel imkânlarla karşılanmasının imkânsıza yakın olduğunu,

Sağlık, güvenlik, adalet gibi kurum ve hizmetlere ihtiyaç duyulan dönemlerin ciddi problemler ile karşılaşılmış ve hayatiyet arz eden durumlar olmasına ve bu durumun bir muhtaçlık hissi yaratmasına karşın eğitimin adı geçen hizmetlere nazaran daha uzun bir sürece yayılan bir hizmet olmasının vatandaşın gözündeki kıymet sıralamasında öğretmenliği çok gerilere ittiğini, buna bağlı olarak öğretmene karşı tutum ve tavır belirlerken daha özensiz davranmaya yönelerek bir emniyet veya yargı mensubuna karşı takındığı tavrı bir öğretmene karşı takınmaya lüzum görmediği” mealinde bir şeyler söylemiştim. Bu düşüncemi “eğitimi satın alabilme imkanlarıyla” temellendirmiş olmamın pek kabul görmediğini, yadırgandığını hatırlıyorum. Çıkış noktası olarak farklı fikirler ileri sürülebilir tabi ama süreç ve sonuca dair düşüncelerimin hala arkasındayım.

Eğitim “baş ağrısı çeken birinin, bu ağrıdan kurtulma isteğiyle başvurduğu ve yapılacak bir iğne ile çözüm üreten” bir hizmet sektörü değildir. Bu sektörden hizmet alan birey, olumlu veya olumsuz anlamda sonuçlarını yıllar sonra alabilir. Bu durumda bir iğne ile ağrı yok etme gibi yöntem ve meziyetleri olmayan eğitimin, toplumun gözünde, pek de acelesi ve hayatiyeti yoktur. Bakmayın protokol konuşmalarında eğitimin hayatiyet sıralamasında en başa konduğuna. Toplumumuzun, sonunda ölüm bile olsa, yıllar sonra karşılaşacağı bir duruma karşı kayıtsızlığını, uzmanların gerçekleşmesini kesin hükmünde gördüğü İstanbul depreminin gerçekleşme zamanın belirsizliğine bağlı olarak vatandaşta bir panik yaratmaması örneğinde de görebiliriz. Bu nedenle “10-15 sene sonra iyi bir meslek sahibi, iyi bir insan olmayı” sağlama vaadindeki eğitimin, vatandaşın gözündeki öncelik sırasını varın siz düşünün. (Burada kaçınılmaz bir parantez; Eğitimde birkaç ay içerisinde meyve toplamanın imkânsız olduğunu, radikal bir değişime gidilmiş olsa bile bunun sonucunun ancak yıllar sonra ortaya çıkacağını unutmamalıyız. Peşinen, hiç kimsenin elinde anında sonuç veren sihirli bir değnek olmadığını, halen gerçekleştirilmeye çalışılan yeniliklerin yıllar içerisinde meyve vereceğini, eğitimde birkaç ay içerisinde rekorları alt üst etmenin imkânsız olduğunu önce kendimiz kabul etmeliyiz.)

Bir şeyin önemli veya gerekli olduğunu söylem ile kanıtlamak mümkün değildir. Ben de bizim mesleğin önemli olduğunu iddia edecek değilim, varsın ona vatandaş karar versin ama farklı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her şeyden önce malzememiz “insan”. Her biri ayrı bir dünya olan ve aynı zamanda dünyanın da geleceğine yön verecek olan varlık. Hani şu meşhur, “100 yıl sonrasını düşünüyorsan insan eğit” diyen Çin atasözünde bahsedilen canlı. Genel çerçeveden baktığımızda “ülkenin, dünyanın geleceği” , özele indiğimizde de “evlat” kavramı karşımıza çıkıyor. Biz dünyanın geleceği olan kuşakları yetiştirirken, aynı zamanda sizin evlatlarınızı eğitiyoruz. Bu çerçeveden bakıldığında, geleceği inşa etme misyonunun bir dönemi okuldan, öğretmenden geçiyor.

Buna karşın dönem dönem öğretmenliğe karşı yıpratıcı eylemlerin yoğunlaştığı olur. Bir süre önce de sistemli bir saldırı başlatılmıştı öğretmenliğe dair ve en tepeden en aşağı kadar, alakalı alakasız geniş bir kesimin dâhil olduğu bir saldırıydı bu. Öğretmenliğin “Altı üstü 15 saat ders” mantı(ksızlı)ğıyla değersizleştirilmeye çalışıldığı o dönemde “Sahipsizsin Öğretmenim” diye bir yazı yazmış ve bazı örneklerle bu mesleğin diğer meslekler ile karşılaştırılmaması gerektiğini savunmuştum. Güncel bir örnek daha vereyim ama kimseyi rencide etmemek adına isim vermeden ve özetle;

Çok, hatta en çok sorun yaşadığınız kişi veya durumdan eğer imkân varsa bir an önce kurtulmanın yollarını ararsınız. Uzaklaştırma, yok etme şansınız varsa bu seçeneği sonuna kadar zorlarsınız. Ama bizim iş, “o, en çok sorun yaşatan, gittiğinde daha çok üzülecek daha çok acı çekecek endişesiyle, gitmediğini gördüğünüzde sizi sevindiren” bir iştir. O yine size en çok sorunu çıkarır, uğraştırır, deli eder ama yine de sevinirsiniz. Bunu mazoşizm ile açıklayamazsınız, belki de buna “mesleki vicdan” denilebilir.

Öyle ya da böyle toplumun öğretmen algısında negatif yönde bir ivmenin var olduğu yadsınamaz bir gerçek. Böyle bir tutumu ortaya çıkaran belki de yüzlerce neden sayılabilir, hatta camia ve paydaşlar olarak bizimde bu algının oluşmasında katkımız olduğu muhakkak. Bizden kaynaklanan birçok nedenin de bizi değersizleştirdiğini ve değersizleştirmeye devam ettiğini kabul etmeliyiz. Bu algının yarattığı tutumun birçok olumsuz yansımasını, her an hissedebiliyoruz. Bunun bir yansıması olarak, zaman zaman öğrenci velisi bize işimizi öğretmeye kalkabiliyor. Konuyu anlatma tekniğimizin, öğrenciye yaklaşım tarzımızın nasıl olması gerektiğinin dersini velilerden almak zorunda kalıyoruz bazen. Hiçbir zaman eleştirel ve yapıcı akla karşı çıkmayız ama ehil olmayan buyurgan akla tahammül etmemizi kimse beklememeli. Böyle durumların meslek onurunun iyice ayağa düştüğü anlar olduğunu düşünüyorum. Bunun böyle devam edemeyeceğini ve etmemesi gerektiğini de biliyorum. Mesleki onuru düştüğü yerden tutup kaldıracak olan yine bizleriz, başkası değil. Eksiklerimizi, hatalarımızı masaya yatırıp çözüm yolları üretmek ve bu durumun üstesinden gelmek zorundayız. Benim aklımda, çözüme katkı sunacağına inandığım bir fikir var aslında. Hani sınıfsal karakteristik özellikler vardır. Asker disiplini, hakim/savcı hakkaniyeti, doktor yardımseverliği gibi. Eğer “aydın, hoşgörülü ve yeniliğe açık olmayı” öğretmenliğin ayırıcı vasfı haline getirebilirsek bu sorun çözülür diye düşünüyorum. Cemil Meriç’ten bir alıntı yaparak bu düşüncemi güçlendirmek isterim;

“Hoca, öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.”

Belki de tartışmaya en başından başlamalıyız; “Kelime”den; sınırlayan, zincire vuran, amacından saptıran bir tanımı kabul etmeyerek.

“İki öğrenci gelir, biri ‘hocam’ diye söze başladığında, diğeri ‘Hoca camide’ der.” Niteliksiz dizilerden kültür inşa etmeye kalkar, yüzyılların kadim kültürünü yok sayarsanız camidekinin “imam” olduğunu, hocanın imamı da öğretmeni de kapsayan daha genel ve isabetli bir tanım olduğunu, bu milletin öğrenmeye rehberlik eden, yol gösteren herkesi hoca kabul ettiğini asla kavrayamazsınız.  Öğretmeni, doğaüstü güçleriyle bilgi öğreten bir Süpermen sanır, aslında bu işin öğrenmeye, doğru bilgiye yönelmeye rehberlik eden bir hocalık olduğunu idrak edemezsiniz.

NOT: Yaptığımız her iş yürekten olsun üstadım;

https://www.youtube.com/watch?v=meeTbMI3y1Y

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları