Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
ELİFNUR’UN ÖYKÜSÜ
Köşe Yazısı Tarihi : 07-03-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

ELİFNUR’UN ÖYKÜSÜ

TOHUMLAR FİDANA, FİDANLAR AĞACA
18 Genç Öykücümüzün Öyküleri Kitaplaştı.
Bugün dünyanın en güzel kargosunu aldım. 
Merakla açtığım paketten bir öykü kitabı çıktı, içinden muhteşem çiçek kokularının geldiği bir kitap. İskenderun, İstanbul, Yalova, Milas, Osmaniye, Karaman, ŞanlıUrfa, Manisa, Mersin, Samsun,Fethiye, Konya'dan, ülkemizin her köşesinde yaşayan çocuklarımızdan gelen öyküler sanki tüm ülkeye o inanılmaz saflık ve samimiyetleriyle büyük bir mesaj veriyorlardı bu kitapta. Onlar duygu ve düşüncelerini, hayallerini özgürce bizlerle paylaştılar. Cesaret, saflık, umut ve sevgi bu çocukların parlak ruhlarından süzülerek kalemlerinden kağıda aktılar. Öyküler bize pek çok şey anlatıyor. Ama en dikkat çeken tarafı, o genç yüreklerin sevgiye, ilgiye özlemlerinin çığlıkları gibi...
"Elif Nur'un Öyküsü, Küçük Kalemlerden Öyküler" kitabı ülkemizdeki tüm ortaokul kütüphanelerine gönderilecek. 
Geçtiğimiz yıl Dinar, Şehit Piyade Uzman Çavuş Selçuk Gürdal Ortaokulu'nda düzenlediğimiz, seçici kurulunda yer aldığım "1. Ulusal Dinar Küçük Kalemler Öykü Yarışması"nda yurdumuzun her köşesinden gelen 300 öykü içerisinden seçilen 18 öykü kitap haline geldi ve az önce elime ulaştı.
Kitabı elime alınca çok duygulandım ve bir o kadar da mutlu oldum.
5,6,7, ve 8. sınıf öğrencilerinin katıldığı öykü yarışmasının konusu "Doğa ve İnsan Sevgisi"ydi. Bu genç öykücülerimizi zeytin fidanlarına benzetiyorum. Onlar artık tohumdan fidana dönüştüler, dilerim gelecekte ülkemiz edebiyatının Ölmez Ağaçları haline gelirler, fidandan bereketli zeytin ağaçlarına dönüşürler. Tüm yoğunluklarına rağmen beni kırmayıp seçici kurulda birlikte çalışmayı kabul eden değerli yazar dostlarım Mavisel Yener'e, Alper Akdeniz'e, Kadir Aydemir'e başta olmak üzere, Okul Müdürümüz Mehmet Öztürk'e, kıymetli Edebiyat Öğretmenlerimize, Dinar Kaymakamı Mustafa Şahin'e, Dinar Eğitim Gönüllüleri Derneği'ne, çocuklarını Türkiye'nin bir ucundan bu yarışmaya taşıyan sevgili öğretmenlere, velilere ve ülkemin rengarenk çocuklarına sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Unutmayalım gelecekte karanlıklarda kaybolduğumuzda bu evlatlarımızın ışığıyla yeniden yolumuzu bulacağız. Onların her biri geleceğimizin parlak yıldızları. Hep parlasınlar, umut ışıklarını bizlerden esirgemesinler.
Kısmet olursa bu yıl 2. Küçük Kalemler Öykü Yarışması'yla yolumuza devam edeceğiz. Duyurularını tanıdığım tüm okullara ve öğretmen arkadaşlarıma buradan yapacağım.”

Geçen yıl ilkini düzenlediğimiz Küçük Kalemler Öykü Yarışmasının Yazarlar Jürisi başkanı, kıymetli yazar Gündüz Öğüt “Elifnur’un Öyküsü”ne dair hislerini bu şekilde dile getirmiş. Aklın yolu bir deriz ya her zaman, eksik söyleriz aslında, aklın yolu nasıl bir ise gönlün yolu da yüreğin yolu da birdir aynı zamanda. Küçücük bir yüreğe tercüman olmuş, küçük bir kalemin anlattıklarına hiçbir yürek kayıtsız kalamazdı, kalmadı da. Kimin eline ulaştı ise kitabımız, kim sayfalarını karıştırdı ise şöyle bir, memnuniyetini ve bu öykülere hayat veren küçük kalemlere duyduğu hayranlığı iletti bize. Doğru bir iş yaptığımıza en başından beri inanıyorduk zaten, bu dönütler vesilesiyle de inancımızın haklılığını görmüş olduk.

Biz, elimize ulaşan eserleri okuyup değerlendirirken o eseri kaleme alan minik yüreğin heyecanını hissettik, acısına ortak olduk, sevincini paylaştık. Maalesef, çoğu zaman, “Nasıl bir hayat yaşatıyoruz çocuklarımıza” diye sorduk kendimize. Daha hayatının baharında bir çocuğun, sanki elli yılı devirmiş bir biçare misali hissettiği hüznü, yalnızlığı, sevgiden mahrumiyeti gördük. Ne acı… Tehlikenin farkında mısınız? Mutsuz çocuklar ülkesi haline geliyoruz ve inanıyorum ki bir ülkeyi –hatta dünyayı- bekleyen en büyük tehlike mutlu olmayı, hayal kurmayı beceremeyen, mutluluğunun ve hayallerinin peşinde koşamayan çocukları bırakmaktır, ardımızda.

Evet, hayat acımasız bir diyalektik. Zıtların mücadelesi; hastalık ile sağlık, zenginlik ile fakirlik, ölüm ile yaşam, iyi ile kötü. Ve galebe nöbetleşmesi, zıtlıkların. Ne hazin ki medeniyetimizin mağlup ve de mahzun olduğu bir dönemde hayat sorumluluğu yüklendi omuzlarımıza. Şu gerçeği kabul edelim; ölümün yaşama, kötülüğün iyiliğe galip geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Ne baharın bir anlamı var, ne güzel bir kitap veya şarkı bir şey ifade ediyor insanlara. “Güzel” kelimesi yabancı bir kere ve bir o kadar da uzak. Doğan her çocuk cehenneme doğuyor, bihaber. Bu doğum yaşam değil, bu doğum ölüm aslında; bu doğum ölümün, kötülüğün kendini yenilemesinden ibaret. Ölümün galebe döneminde olağanlaşır ölüm, istatistiksel bir veriden başka bir anlam ifade etmez. Mankurtlaşmışsa eğer zihinler dünyanın bir tarafındaki üç yüz ölümün, öbür tarafındaki üç yüz bin ölümden daha büyük olduğu palavrasına inanır, sorgusuz. Oysa biz matematiği de mantığı da bilirdik, eskiden. Ne üç yüzün büyüklüğüne inandırabilirlerdi bizi ne de ölümleri yarıştırma tuzağına düşürebilirlerdi. Ölüm her yerde ölüm, insan her yerde insan değil mi?

Ama ümitsizlik mi? Asla. Bu topraklardan, bu toprakların insanından ümit kesmek yok. Biz bir tohum serptik toprağa, Samsun’dan ses geldi, Yozgat’tan, Urfa’dan, Tekirdağ’dan ses geldi. Yeni tohumlar serpeceğiz, eğer “Anadolu” ise bu toprağın adı o tohuma can verecek, filizler yeşerecek, yine meyveye duracak ağaçlar. “Anadolu” öksüz koyar mı yavrusunu? Daha ne Semiha’lar, Yaprak’lar, Abidinler, Mislina’lar boy verecek bu topraklarda. Sevgiyi anlattınız, hadi bu defa da hayallerinizi paylaşın bizimle diyeceğiz. Bir çocuğun hayalinden daha saf, daha masum, daha kutsal ne olabilir ki bu hayatta. İşte elinde sihirli değneğin (kalemin) dokun istediğin yere, yeniden kur dünyayı. Ya da dokun sihirli lambaya, cin çıksa da çıkmasa da, sınır koyan mı var, ister 3, ister 33 dilek dile; gerçekleşmezse üzülme, gerçekleştiremeyen bizler kahredelim.

Anlat ki hayallerini, hep birlikte peşinden koşalım;

Savaşsız bir dünyayı anlat bize. Silahın çocuk oyuncakları reyonuna bile kabul edilmediği bir dünyadan bahset.

Dünyanın her hangi bir yerinde, her hangi bir çocuğun gözünden bir damla yaş düştüğünde o gün tüm dünya yetişkinlerinin bedel ödediği,

Düşene el uzatmanın kriterinin ırk, din, cinsiyet, maddi durum olmadığı bir dünyayı anlat.

Evrensel bir anayasa tasarla mesela. İlk ve tek maddesi “vicdanına sor.” olsun. Sen tasarla, referandumsuz koyalım yürürlüğe, bırak diktatörlük desinler. “Evet, bizim dünyamızın diktatörü vicdandır, biz onun önünde secde ederiz.” diye haykıralım.

Mevlana ol, merhameti anlat.

Hz. Ömer ol, adaleti,

Gandy ol sebatı anlat.

Hoca Said’in bilge tutisi ol ya da, hikâyeler anlat bize; dinlemez de şayet günaha meyledersek bir gece, acıma, bir odun da sen at ateşimize.

Bir çocuğun hayallerine pranga vurmaya kimin gücü yeter, söyle.

Son olarak, bu çalışmada gerçek manada emeği olan herkese teşekkür ediyorum ve bu ülkenin geleceğine yatırım yapmak istiyorsanız bu tür projelere sahip çıkın diyorum. Bu bizim değil, çocukların/geleceğimizin projesi aslında. Bir çocuğun, eline, silah yerine kalem almasına vesile olabilirsek evlatlarımız için daha yaşanılır bir dünya bırakabiliriz ardımızda.

NOT: Son noktayı sen koy üstat;

https://www.youtube.com/watch?v=-dnM19wOIYM

 

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları