Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
BÖYLE OLUR ALAMAN'IN DOSTLUĞU
Köşe Yazısı Tarihi : 07-06-2016       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

Mehmet Tekin

 Türk milleti Almanya’yı hep dost bilmiş, ona neredeyse akraba sayacak kadar ayrı bir önem atfetmişken,  Almanya’nın bu dostluğa lâyık olmak için hiçbir çaba harcamadığını, bu dostluğa karşılık olarak “Ermenilere şirin görünmek uğruna Türkiye’yi harcama” yolunu seçtiğini gördü.   2 Haziran 2016 günü Alman Parlamentosu, AİHM’nin bu konuda verilmiş bir kararı da olmasına rağmen, 1915 yılında Osmanlı topraklarında yaşanan tehcir olayını “soykırım” olarak kabul etti ve böylece haddi aşmış, uluslararası kuralları çiğnemiş oldu. Ama onlar  bunu bir hak olarak kabul ettikleri için mahzur görmediler.  

 Sözümüze,  Türklere isnat edilen soykırım iddiasının gerçek olmadığını vurgulayarak başlayalım, ardından da iddia sahibi Almanların 2. Dünya Savaşı yıllarında binlerce Yahudiyi kin ve nefretle, vahşi bir hazla fırınlarda yakarak, işkenceler uygulayarak çeşitli şekillerde yok ettiğini ve bunun Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen tek soykırım olduğunu; daha sonra aynı şekilde yine Almanların dünyanın gözleri önünde Namibya’da katliamlar yaptıklarını hatırlatalım.  Bu iki gerçeği bilenler de takdir edeceklerdir ki, “katliam” sözü geçtiğinde, söz söyleyecek en son ülke Almanya’dır. Ama görülüyor ki,  bu ülkede demokrasi, İnsanlık değerleri, hukuk vb. her şey ayaklar altına alınmış, yüzsüzlük öne çıkmış ve bu devlet  tarihindeki kara lekeyi örtmek için meclisi eliyle bu ayıbı işlemiştir.

Tescilli soykırımcı olan bir milletin temsilcilerinin böyle bir şeyi ağızlarına almaları utanç verici bir olaydır. Başkalarına çamur atarak alınlarındaki o silinmez lekeyi örtmek istiyorlarsa, örtemezler. Diğer bir husus da, bir devletin parlamentosunun  başka bir devleti yargılama, mahkûm etme anlamına gelen bir karar almasıdır ki, bu uluslararası hukuk açısından bir rezalettir. Politik ve ideolojik saplantıları yansıtan bu rezalet, çağdaş olduğu iddiasıyla hareket eden ve dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkışan AB‘nin üyesi  bir devletin parlamentosunda yaşanmıştır.

Alman parlamentosundaki 200 küsur kara vicdanlının oylarıyla alınan bu kararla iki devletin geçmişteki  ve bugünkü bağları da hiçe sayılmış, geçmişin üzerine bir çizgi çekilmiş ve  bu parlamento “dostluk” maskesini çıkararak gizlediği cüzamlı yüzünü göstermiştir.

 Bu karar insanın aklına türlü türlü şeyler getiriyor. Mesela böyle bir karara neden şimdi gerek duyuldu?  Kimin için  ve neyin karşılığında bu leke Alman milletinin alnına sürüldü? Gerçi şimdiye kadar Almanya’nın iç işlerimize müdahele anlamında birçok girişimleri görüldü, küstah milletvekilleri müstemleke valisi gibi Türkiye’ye gönderilip tahriklerde ve girişimlerde bulunduruldu, nedense  bunlar sineye çekildi. Sık sık  “AB’ye almayız” tehditleri savuruldu (sanki umurumuzdaydı). Söyleseler de, söylemeseler de almayacakları kesin. Ama bu ani çıkış neden? Acaba Türkiye kimin ayağına bastı? Herhalde Ortadoğu’da 100 yıl önce emellerine kavuşamayan ve bu emellerine engelle karşılaşmadan nail olmak isteyen birileri  Türkiye’yi cezalandırmak ve hizaya sokmak  istedi ve Almanya’yı taşeron olarak kullandı (Yarın başkaları da çıkarsa hiç şaşırmayın!). Muhtemelen bu kolektif hareketle gündem değiştirilecek,  dikkatler Ortadoğu’dan başka yerlere çekilecek, böylece Türk Devleti meşgul edilip, yıpratılıp yıldırılarak, sınırlarının içinde kuzu kuzu oturması sağlanacak.. Bunu  ispatlamak hiç te zor değildir ve bu girişimler Ortadoğu’da o birilerinin emelleri gerçekleşip  hakimiyeti kesinleşinceye kadar devam edecektir.

Bu dengesiz ve küstah girişime koca Alman milletinin çıt çıkarmadığına bakılırsa, ya hepsi içinden alkışlıyor, ya da  bilerek pasif kalıyorlar. Çünkü kanaatimizce bu harekete dayanak teşkil eden kaynaklarından biri de çağdaş geçinen bu toplumun -diğer devletler de buna dahil- dini fanatizmi ve Haçlı hastalığıdır. Bu devletlerin geçmiş nesilleri ve bugünkü halkları Haçlı seferlerini anlatan destanları dinleye dinleye, özümseye özümseye  iyi birer Türk ve Müslüman karşıtı  olarak yetiştirildiler. Kitaplarında, destanlarında Türkler barbar, kâfir olarak tanıtıldı, böylece hem Haçlı seferleri döneminin, hem de hınçla andıkları Osmanlı dönemin intikamını alma yolunda adımlar atıldı. Bu kin bitmez. Bu milletler zemzemle yıkasanız, ya da değil uzaya, cennete bile gitseler bilinçaltından kaynaklanan bu düşmanlık bitmez. Bunun belirtilerini önceden de yaşadık ve nedense Avrupalı olma sevdasıyla yuttuk. Hatırlanacağı gibi geçmişte, Türkiye daha AB ülkesi olmadan terbiye etmeye başlamışlar, bu fasıldan olarak AB ve Dünya bankası gibi rengi, niyeti belli odakları kullanarak 15-20 yıl önce ders kitaplarımıza kadar uzanmışlar, kitaplardaki milli mefahirimizi ve kültürel değerlerimizi temizleyip iğdiş etmişlerdi. Herhalde arzu ve beklentileri millî duygudan, inançtan, kahramanlık duygularından ve kültürel değerlerden yoksun nesiller yetişmesiydi. Ama bizim eğitimcilerimiz bunları kuzu kuzu yaptı, “biz” namına ne varsa silip süpürüldü.   Aynı şeyi Avrupa devletleri de yapmalıydı, ama yapmadılar. Hiçbir adım atmadılar.  Kitaplarına el bile sürmediler, sürdürmediler. Ve iş buraya geldi.

 Çok tuhaf ve yazıktır ki, yurt içinde de, dışarda meydana gelen bu ve benzeri girişimleri alkışlayan, destekleyen hatta bu konuda ihanet derecesinde sözler sarfeden Türk vatandaşı kisvesi altında yanlış kimlikli kişiler çıkabiliyor. Nitekim son dönemlerde tarihini ve milletini, kendini besleyip büyüten bu kutsal vatanın nimetleriyle birlikte kendilerini de inkâr eden tiplerin sayısı artmaya başladı. (Herhalde az önce bahsettiğim operasyon sonuç vermeye başladı!). Bunun yanında, bazı çevrelerden “aman sesimizi çıkarmayalım, aman Ermenistan’la aramızı düzeltelim de bu iş bitsin” gibi tavsiyeler de duyulmaya başladı. Ama ne gariptir ki ne Almanlar, ne de bu tür sözleri söyleyenler Ermenilerin Azerbaycan topraklarının işgalini ve orada yaptıkları katliamları hiç ağızlarına almadılar. Çünkü hedef Türkiye’dir ve mesele Türkiye’nin yıpratılmasıdır. Bizim insanımızdan da böyle düşünenler varsa, bu demektir ki eğitim sistemimizin bir yerlerinde bazı arızalar var. Tarih müfredatımız ve eğitimimiz çökmüştür ve yetişen nesillerin içinde sanki daha çok enternasyonal yönelimli ve yabancı düşkünü vatandaş çıkmaktadır. (Ortak insanlık değerlerini kastetmiyorum). Hal böyleyse, geleceğimiz açısından  bunun araştırılıp tedbir alınması devletin ve MEB’ nın en önemli görevi değil midir?

 Sonuç olarak, Almanya ne derse desin,  ne tarihin akışı geri çevrilir, ne de güneş balçıkla sıvanır. Türk milletinin alnı ak, vicdanı rahattır. Onlar bu yalanlarla ancak kendilerini ve aynı çanağa işedikleri müttefiklerini tatmin eder, onları kuzu gibi güden ağabeylerinden de aferinlerini alırlar (Belki cennete böyle gireceklerini sanıyorlardır), ama gerçeği değiştiremezler. İnanmak istiyoruz ki, bu durumu tasvip etmeyen ve üzülen sağduyu sahibi çok Alman da vardır. Ama unutmayalım ki, sükût ikrardan gelir.

 Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, Dünya yine dönmeye devam eder, “gün doğmadan neler doğar” ve -teşbihte hata olmaz- atasözümüzde de ifade edildiği gibi, it ürür, kervan yürür. Baki kalan, barış, dostluk ve insanlıktır, vesselâm.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları