Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
D İ N İ M İ Z D E  A D A K  V E  H Ü K M Ü
Köşe Yazısı Tarihi : 30-07-2016       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )

D İ N İ M İ Z D E  A D A K  V E  H Ü K M Ü

Arapça kökenli olan nezir kelimesi dilimizde adak olarak ifade edilir. fıkıh dilinde, “bir kimsenin dinen yükümlü olmadığı ibadet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılmasıdır”. Diğer bir ifadeyle “kişinin farz veya vâcip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair  Allah Teâlâ’ya söz vererek o ibadeti kendisine borç kılması”dır. Bir insanın adakta bulunmasındaki amacı, olmasını arzu ettiği bir dileğin olması, veya olmamasını istediği, ya da çekindiği bir olayın meydana gelmemesini temin için Allah’a vaadde bulunmasıdır. Adak konusu sadece müslümanlara mahsus bir olay değildir. Hemen hemen her toplumda ve her kültürde adak vardıır.  Ancak yapılış biçimleri farklıdır. Örneğin: Ağaçlara veya kutsal sayılan objelere bez bağlamak, ibadet yerlerinde mum yakmak, bazı hayvanları kurban etmek, bazı yiyecek ve içeceklerden uzak durmak veya istediğine ulaşıncaya kadar bazı zevk ve eğlenceleri terk etmek gibi. İslâm öncesi arap toplumunda da bu sayılanların dışında uygulamaları olan adak çeşitleri bulunmaktaydı. 

İslâm, insanın ruhsal tatminine yardımcı olan ve yaratıcısına olan bağını devamlı kılan bu eylemi tamamen yasaklamayıp bazı düzenlemeler getirmiştir.

Nitekim Kur’an-I Kerim’de:  değişik yerlerde; Allah’a verilen sözün tutulması (en-Nahl 14/91) emredilmiş, yapılan adakların yerine getirilmesi istenmiştir. (el-Hac22/19).

İmam Buhârî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber, Kim Allah’atâat olan bir şeyi adarsa onu yapsın ve Allah’a isyan olan bir şeyi adarsa onu yapmasın” buyurmuştur.

Bazı hadislerinde de Hz. Peygamber’in adakta bulunmayı hoş karşılamadığı görülür. Meselâ bir hadîs-i şerifte “Adak bir fayda sağlamaz, sadece cimrinin malını eksiltmiş olur” (Buhârî, “Eymân”, 26; Müslim, “Nezir”, 2) buyurmuştur.

Bu sebeple de İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere fakihlerin önemli bir kısmı adak adamanın mekruh olduğu görüşündedir.

Hanefîler ise Allah’a ibadet ve taat kabilinden adakta bulunmayı mubah görmüştür. Sonuçta bir ibadetin işlenmesine vesile olduğu için bunu müstehap görenler de vardır. 

Mâlikîler de adakta bulunmayı mendup, şarta bağlı adağı ise mubah sayarlar.

Konuyla ilgili hadisler ve İslâm âlimlerinin görüşleri incelendiğinde, kişinin hiçbir dünyevî menfaat ummadan sırf Allah’ın rızâsını kazanmak,ona şükretmek için adak adamasında bir sakınca bulunmadığı görülür. 

Adaklar Allah’ın takdirini değiştirmez. Müslümanın bunu bilerek, olmasını dilediği şeyin en hayırlı şekilde vuku bulması dileğiyle  ve ibadet mahiyetinde bir adakta bulunması sakıncalı görülmemiştir. 

Yapılan bir adağın geçerli olabilmesi için hem adakta bulunan kimseyle hem de adağın konusu ile ilgili birtakım şartlar vardır.

Adağın geçerli olabilmesi için adakta bulunan kimsenin müslüman, akıllı ve bulûğa (ergenlik çağına) ermiş bir kimse olması gerekir. 

1. Adanan şeyin cinsinden bir farz veya vâcip ibadet bulunmalıdır.

Meselâ namaz kılmayı, oruç tutmayı, sadaka vermeyi, kurban kesmeyi konu alan adaklar geçerlidir. Hasta ziyareti veya mevlid okutma adak konusu olmaz. Türbelerde mum yakma, horoz kesme, bez bağlama, şeker ve helva dağıtma gibi halk arasında görülen adak âdetlerinin İslâm’da yeri yoktur, İslâm öncesi kültürlerden özellikle hristiyanlıktan geçmedir.

2- Adanan şey bizzat hedeflenen ibadet cinsinden olmalı, başka bir ibadete sebep olduğu için farz veya vâcip sayılan bir ibadet olmamalıdır. Meselâ abdest almayı, ezan ve kamet okumayı, mescide girmeyi konu alan adak geçerli olmaz.

3- Adanan şeyin zaten vacip olmamasıdır. 5 vakit namaz, ramazan orucu, vitir namazı gibi.

4-Adanan şeyin nefsinde muhal olmamasıdır.Dünkü günün namaz veya itikâfını adamak gibi.

5-Adadığı şeyin kendisinin sahip olduğu miktardan fazla olmaması veya başkasının sahibi olduğu bir şey olmaması gerekir.u şartlar dikkate alındığında meselâ hasta ziyareti adamak caiz olmaz ve kişinin üzerine mecburiyet getirmez, zira onun cinsinden bir vacip ibadet yoktur.

c) Hükmü

Herhangi bir şart ve zamana bağlanmayan adaklar, adama anından itibaren yerine getirilmesi zorunlu hale gelir ve ilk fırsatta yerine getirilmesi gerekir.Bir şarta bağlanan adakların ise o şartın gerçekleşmesi halinde yerine getirilmesi gerekir. Şart gerçekleşmeden adak yerine getirilirse geçersizdir; yapılan ibadet nafile sayılır. Meselâ, herhangi işi olduğu takdirde üç gün oruç tutmayı nezreden kimsenin durumu böyledir, adadığı işi olduktan sonara yerine getirir.

Yerine getirilmesi ileri bir zamana bağlanan adaklar ise, Ebû Hanîfe

ve Ebû Yûsuf’a göre bu zaman kaydına itibar edilmeksizin önceden de yerine getirilebilir. İmam Muhammed ile Şâfiîler ve Hanbelîler sadaka gibi malî ibadetlerde aynı görüşü paylaşmakla birlikte namaz, oruç gibi bedenî ibadetlerde vakit gelmeden hükmün sabit olmayacağı görüşündedir. Onlara göre bu ibadetleri vakti gelmeden ifa etmek adak borcunu düşürmez. Belirli bir tarihte oruç tutmayı nezreden yani böyle adakta bulunan kimsenin o tarihlerde; iyileşmesi halinde üç gün oruç tutmayı adayan kimsenin de iyileşince üç gün oruç tutması vâcip olur. Adağın bu tarihlerde özürsüz olarak yerine getirilmemesi günah sayılır ve ilk fırsatta kazâsı gerekir. Meydana gelmesi istenmeyen bir şarta bağlı olarak adakta bulunan şahısların, meselâ yalan söylememeye, kötü bir fiili işlememeye nezredip bu fiili işlemesi halinde bir adakta bulunan kimselerin, Allah’a karşı verdiği bu sözde durması gerekir. Meselâ “Bir daha içki içmeyeceğim, içersem bir ay oruç tutayım” şeklinde adakta bulunma böyledir. Fakat istenmeyen şart gerçekleşirse dilerse adadığı şeyi yerine getirir, dilerse yemin kefâreti öder. Hanefîler bu durumda yemin kefâreti ödemenin daha isabetli bir davranış olacağı görüşündedir. Çünkü bu ahidleşme yemin sayılmaktadır. Sadaka vermekle ilgili adaklarda yer, zaman ve şahıs belirlemesi yapılsa bile bu belirlemeye uymak gerekmez. Falanca zamanda camiye halı adayan, falanca şehrin fakirlerine tasadduku veya şu yurdun öğrencilerinin yemeleri için kurban kesmeyi adayan kimse bu bağışını başka zamanda başka yer ve şahıslara verebilir. Kurban kesmeyi adayan kimse bu adak kurbanın etinden yiyemeyeceği gibi bakmakla yükümlü olduğu kimseler de (anne ve babası, dede ve ninesi, çocukları ve torunları, hanımı) yiyemez. Şayet yiyecek olurlarsa yediklerinin bedelini fakirlere tasadduk etmeleri gerekir.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları