Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
CEZAEVİNDEN MEKTUP VAR
Köşe Yazısı Tarihi : 15-08-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

CEZAEVİNDEN MEKTUP VAR

Biz önemli bir iş yapıyoruz ve bu nedenle işimizi ciddiye alıyoruz. Bizim işimiz eğitim… Geçmişte, bugün ve gelecekte insanlığın yapısal sorunlarının büyük bir bölümünün çözüm anahtarı ya da sorunların derinleşme ve kadimleşme nedeni olan eğitim. Artık eğitim hayatın her alanında, hayatın kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş durumda, nefes aldığımız her yer ve zamanda. –Hem bireysel hem de kurumsal manada- Eğitimi unuttuğunuz/ihmal ettiğiniz veya belli kalıplara sıkıştırdığınız her an yerinizde saymaya ve –hatta- geri sarmaya başlıyorsunuz. Şu çok net, eğitim-öğretimi okulun sınırları içine hapsettiğiniz an okulu da bir hapishaneden farksız hale getirmiş olursunuz. Rastgele belirlenecek bir öğrenci örneklemi üzerinde yapılacak okula dair algı anketinde bu tezi destekleyecek bir tablo ile karşılaşacağımız kesin. Buna paralel olarak, klasik eğitim sürecinin modern bireye vaadi koca bir “hiç”. Birçok kurum bu hiç’in bir parçası durumunda ve bunun farkında bile değil. Oysa modern birey çok yönlü gelişen ve bu gelişime katkı sunacak birey ve kurumlara ihtiyaç duyan bir yapıda. Bu ihtiyaç çok bariz. Öyle ki tekdüze/tektipleşmiş eğitime karşı insanlar artık “okulsuz toplum” fikrini yüksek sesle dillendiriyor. Bu sese kulak vermeliyiz. Alınması gereken tedbirler olduğu açık. Evet, eğitim hayatın her alanında ama kurumsal anlamda eğitimin dinamosu okullar. Bu nedenle alınması gereken tedbirlerin birinci derecede muhatabı okullardır. Okullar kendilerini, çağın soru/sorun ve ihtiyaçlarına ne kadar adapte ederse o oranda misyonunu yürütebilir. Çağın koşullarına göre kendini revize edemediğinde ortadan kalkacak ilk kurum okul, ilk iş alanı öğretmenliktir. Tabi okulu ve öğretmenliği hiyerarşik anlamda bağlı olduğu üst kurullar ile birlikte düşünmek gerektiğini unutmamalıyız.

Okul, hizmet ürettiği toplum ve işlediği ham madde olan “öğrenci”nin değişen talep ve sorunlarını daima göz önünde bulundurmalı ki hem toplum adına bir değer üretsin hem de öğrencinin bireysel gelişimine katkı sunsun. Bunun için yapılacak olan belli, süreci çeşitlendirmeli ve renklendirmeliyiz. Bu bir sosyal sorumluluk ve vicdan meselesi olmanın yanında, günümüz için bir vazife haline gelmiş durumda. Değerler eğitimi, ahlak eğitimi, bilmem ne eğitimi, kıl, tüy..vb sadece panoları süsleyen birkaç yazı ve görselle sınırlı kalıyor. Oysa “Mahallemde aç yatan bir yoksul varken yediğim lokmadan utanırım” ya da “Yırtıksa bir kardeşimin ayakkabısı giydiğim ayakkabıdan utanırım” temalı projelerimiz olsa. En güzel pano süsleyen değil de fakir bir ailenin haftalık mutfak ihtiyacını karşılayan sınıfa ödül verilse ya da sadece okulunun değil, okulunun çevresinin temizliğini de görev edinmiş öğrenciler ödüllendirilebilse. Bunlar yapılabilir mi bilmiyorum ama bunun için yapılması gereken ilk şey değerlendirme kriteri olarak deneme sınav sonuçlarını tek kalem olmaktan çıkarmaktır. İnşallah yıllar sonra da aynı düşüncemi koruyabilirim, şuan için, kendi çocuklarım adına gelecek tasavvurum “başarılı birey”den önce “mutlu birey” şeklinde. –Geçenlerde haberlere yansıyan- Babası yaşında bir yaşlı amcayı azarlayabilen bir doktor olacağına, sahte deliller ile masum insanların hayatlarını karartan bir savcı olacağına, kendi halkına ateş emri veren bir subay olacağına edebiyle, onuruyla işini yapan bir işçi olması daha hayırlı olacaktır. Rabbim cümlemizin evlatlarını hayırlı evlat eylesin.

Okulların toplum adına bir değer üretme misyonuna örnek olarak ŞPUÇ Selçuk Gürdal İlköğretim Kurumu ve Dinar T Tipi Açık/Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile ortaklaşa yürüttüğümüz “Küçük Kalemlerden Öyküler Okuyoruz” projesinin bir dönütü, bir meyvesi olarak, yarışmaya katılarak derece elde eden mahkûmlardan birinin okul müdürümüz Mehmet Öztürk’e yazdığı mektubu –mektup sahibi ve ilgili kurum müdürünün onayıyla ve ismi saklı kalmak kaydıyla- sizinle paylaşmak istiyorum;

                                                                                                                            

“Selamün Aleyküm,

Çok kıymetli değerli hocam Sayın Mehmet Bey, bu mektubu size Dinar T Tipi Kapalı Cezaevinden yazıyorum. Öncelikle ellerinizden öper, sağlık, sıhhat, afiyet, ve başarı dilerim. Sevgili hocam, sizinle Dinar T Tipi kapalı cezaevinde Elifnur’un Öyküsü adlı bilgi yarışması ödül töreninde tanıştım. ….. olarak ödül aldım. Gerçi bildiğim 2 soruyu da heyecanla yanlış yapmışım. Yoksa kitaptaki öyküler o kadar akıcı yazılmış ki defalarca okudum. Adeta kitabı ezberlemiştim. O gün ki konuşmanızdan çok etkilenmiştim. Gerçi size o günden beri ulaşmak, mektup yazıp teşekkür etmek istedim ama yeni nasip oldu. Öncelikle böyle bir olaya sebep olup emek verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Emin olun ki buradaki kitabı okuyan arkadaşlarla görüşmelerimizde hepsinin beğendiğini, hatta birkaç kez okuduklarını söylediler. Aslında sizler bizlere büyük bir ışık yolu açmış oldunuz. Kendi adıma okuduklarımdan çok şeyler öğrendim. Bizler kader mahkûmu olarak burada esir olsak da bizlerin de bir kalbi var. Bu kalplerimizde hayalini kurduğumuz dünyalarımız var. Kitabı okuduktan sonra her bir öyküden çok şeyler çıkardım. Kendimi onların yerine koydum. Halime şükrettim, Rabbime hamd ettim. Anlatmakla bitmez. Bundan hepimiz eminiz. Sanıyorum ikinci kitap aklımda kaldığına göre “hayallerim”di. Sabırsızlıkla o kitabı okumayı bekliyorum eğer ki kitap haline getirdi iseniz göndermenizde bir mahsur yoksa eğer bir adet göndermenizi isterim. Yarışma da eğer kısa zamanda olacak olursa inşallah ona da katılacağım. Sabırsızlıkla bekliyorum. İnşallah sevkim çıkmadan burada katılabilirim. Rahatsızlığımdan dolayı sağlık sorunlarım nedeniyle büyük bir ameliyat geçireceğim. Ameliyatım Antalya’da olacağı için yakında gidebilirim. Bu nedenden dolayı katılamazsam eğer affedin. Ama yine de o kitabı bana ulaştırmanızı çok isterim. Yarışmada aldığımız ödül küçük olsa da mutluluğu çok çok büyük. Maddi olarak zorluk çekerken küçük de olsa beni sevindirdi, mutlu etti. Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Nasip olursa bir gün tanışmak ellerinizden öpmek isterim. Belki burada olmasa da inşallah çıktıktan sonra bir gün ansızın ziyaretinize gelebilirim. Çünkü ben bir öğretmenden bu kadar çok etkilenmedim. Babacan duruşunuz, konulara vakıf oluşunuz, gelecek nesil için gece gündüz demeden emek vermeniz, o sevinç ve heyecanınız beni gerçekten çok derinden etkiledi. Rabbim her zaman yar ve yardımcınız olsun…”

 

NOT: Buyursunlar…

https://www.youtube.com/watch?v=CMpg5mCO1V0

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları