Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
HAYVANAT BAHÇESİ DEVLETİ
Köşe Yazısı Tarihi : 31-08-2016       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

HAYVANAT BAHÇESİ DEVLETİ

Bilinen bir hikâyedir;

Her sabah bir ceylan uyanır Afrika’da

Kafasında bir tek düşünce vardır.

En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek,

Yoksa aslana yem olur.

 

Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da

Kafasında bir tek düşünce vardır.

En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek,

Yoksa açlıktan ölecektir.

 

İster aslan olun,

İster ceylan olun hiç önemi yok.

Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini,

Hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.”

 

Geçen gün bir hayvanat bahçesini gezerken aklıma geldi bu hikâye. Daha önce birkaç defa hayvanat bahçesi mantığına karşı olduğumu yazmıştım. Zulme dönüşen bu uygulamayı onaylayacak değilim tabi ama hayvanların kapatıldığı kafesler arasında dolaşırken bir yandan hayvanları gözlemledim bir yandan da hem yukarıdaki hikâyeyi hem de Darwin’in Evrim Teorisinin önemli bir ayağı olan “Doğal Seleksiyon” kuralını düşündüm. Ampirik gözlemlerle ulaşılmış bir sonuç olduğu belli olan bu hikâyenin bilimsel kisveye bürünmüş halini Darwin’de bulmak mümkün. Darwin’in doğal seleksiyon kuramı da hayatta kalma ve türünün devamını sağlamada güçlü olan ve ortama en iyi uyumu sağlayabilenin avantajlı olduğunu, zayıf ve acizlerin ise yok olmaya mahkûm olduğunu savunmuştur. Her iki ıkıl yürütmenin de ulaştığı ortak sonuç; “Güçlü yaşar, zayıf ölür. Tabiat kanunu bunu emrediyor.”

Bu değerlendirmeyi akıldan çıkarmadan hayvanat bahçesinde yaşayan aciz durumdaki hayvanları bir de bu gözle değerlendirelim. Bu hayvanların doğada yaşama şansı var mı? Yok. Ya etobur bir yırtıcının ya da kendi türünden daha güçlü başka bir hayvanın avı olacaklardı. O halde bu hayvanlar için hayvanat bahçesi bir yaşam sigortası, bir güvence haline gelmiştir. Doğru mu? Evet. Şimdi, Sokrates gibi, sorularla düşünce üretmek, belli bir yörüngede ilerlemek güzel ama bu yöntemin sağlıklı işleyebilmesi için aleyhte soruları da sorabilmek gerek. Mesela “Esaret altında uzun bir yaşamdansa kısa ama hür bir yaşam tercih edilmez mi?” sorusunu soralım ve akıl yürütmeye buradan devam edelim. Evet, bu ciddi bir itiraz ama öncelikle bunun homosantrik, insan bakış açısıyla ortaya konmuş bir iddia olduğunu belirtmek gerek. Tüm canlılar için böyle bir genelleme yapılıp yapılamayacağını bilemeyiz. Yiyecek garantisi ve can güvenliğini özgürlükten çok daha önemli gören hayvan türleri olamaz mı? Aslında bu iddianın kökeni kadim bir tartışmaya dayanır. Yüzlerce yıldır insanlık, güvenlik ve özgürlük ikilemi arasındadır. Bu iki talebin herhangi birinden tümüyle vazgeçmek mümkün olmadığından, asıl soru, “güvenlik uğruna özgürlükten hangi oranda taviz verilebileceğidir” ya da tam tersi. İnsanlığın siyasi ve içtimai tarihi bu tartışma bağlamında şekillenmiş, sonuç olarak, her türlü şiddet, baskı ve tehdide açık “sınırsız özgürlük” talebinden vazgeçilmiş; özgürlük alanının daraltıldığı, bunun karşılığında da huzur ve düzen güvencesi veren bir otorite ve kurallar ortaya çıkmıştır.

Toplum, altına imza attığı bir toplumsal sözleşme ile sınırsız özgürlük talebinden vazgeçmiş, oluşturulan kurallar bütünü ve yasaklara uyacağını taahhüt ederek güvenlik talebinin karşılanmasını sağlamıştır. Bu mutabakat bir otoritenin (Devlet) ve bir kurallar bütününün (Hukuk)  doğmasını sağlamıştır.

Bu konuda sürekli güncel kalan tartışma özgürlük ve güvenlik odaklılığın sınırları ile ilgilidir. Bir devlet güvenlik ihtiyacını öncelikli görür ve bu yönde adımlar atarsa özgürlüklerin daraltıldığı, otoriter/totaliter bir yönetime gidildiği eleştirileri yükselir. Özgürlüklerin genişletildiği durumlarda ise anarşizmin hortlaması gibi bir risk bulunur. Hiçbir otoriteyi ve kuralı kabul etmeyen anarşizm akımının ve devleti kutsayan faşizmin her dönemde –az da olsa- taraftar bulması bu tartışmanın insanlık var olduğu sürece devam edeceğini gösteriyor.

 Hayvanat bahçelerini biraz da bu bağlamda düşünmek gerekiyor belki de. Hayvanat bahçesi halkı özgürlüklerinden vazgeçerek huzur ve güven dolu bir yaşama sahip olmuş ve Hayvanat Bahçesi Devletini kurmuştur. Sınırları otorite tarafından belirlenmiş bir yaşam alanı ve beslenme rejimi de bu halkın ödediği bedel olarak kabul edilebilir. “Toplumsal Sözleşme” yazarı Rousseau “Toplumun parçası olmanın bedeli kölelik ise bu çok ağır bir bedeldir” der. Bu hayvanların arasında “Can güvenliğinin bedeli kafese kapatılmak ise bu çok ağır bir bedeldir” diye düşünen var mı bilemeyiz.

Aslında en başta cevaplanması gereken soru şu; “Doğa halinde anarşist bir anlayış mı egemen, huzuru sağlayan bir düzen mi?”

Bunları düşünen tek ben değilim muhakkak ama bunu düşündüren şeyin son zamanlarda artan güvenlik ihtiyacı olduğu kuşkusuz. Her gün bir yerlerde bombalar patlarken, insanlar ölürken, evlatlar ana/babasız, ana/babalar evlatsız kalırken özgürlük, biraz şımarıkça bir talep haline gelmiş durumda. Biz binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip bir milletiz. Şuan dünyada milyonlarca mensubu olmasına rağmen devlet kuramayan milletler varken, “İki Türk bir araya gelirse devlet kurar” sözünü söyletmiş Türk milleti bu konuda ayrıcalıklı bir konumu hak etmektedir. Bu durum aynı zamanda bize devletin kıymetini de öğretmiştir. Bu anlayış bizim gelenek-göreneklerimize, töremize ve en önemlisi de ruhumuza tesir etmiştir. Bu millet “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün hakkını her dönemde, her koşulda vermiştir. Allah şehitlerimizi cennetiyle şereflendirsin.

Not: Bir gün, şüphesiz, herkesin adalete ihtiyacı olur. Bu nedenle adalet en vazgeçilmez ilkemiz olmalı. Attığımız her adımda, kullandığımız her yetkide adil olmayı akıldan çıkarmamalıyız. Toplumda tam adaleti sağlayacak kuralları oluşturabilmek adına John Rawls şu zihinsel deneyi öneriyor;

“Kendini, gelecekteki toplumun bütün yasalarını oluşturacak bir meclisin üyesi olarak düşün. Bu meclis üyeleri ortak bir karara vardıktan sonra yasaları imzalayacaklar ve hepsi ölecek. Hemen sonra tekrar dirilecekler ve yasalarını hazırladıkları toplumun bir üyesi olarak yaşama devam edecekler. Ancak toplumun neresinde yer alacakları belli değil. Kadın veya erkek, zengin veya fakir, yöneten veya yönetilen… Bir kesime haksızlık yaparlarsa o kesimden olarak dünyaya gelme riski var. Yani öyle kurallar yapmalılar ki toplumun tüm kesimleri razı olsun.”

Bu belki zor ama daha kolay bir yolu var: Vicdan.

Not 1:

https://www.youtube.com/watch?v=Et1J5vFNWhk

2:

https://www.youtube.com/watch?v=0ao35s6k4Jo

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları