Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
BÖYLE OLUR ALAMAN’IN DOSTLUĞU-2
Köşe Yazısı Tarihi : 15-03-2017       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

BÖYLE OLUR ALAMAN’IN DOSTLUĞU-2

Mehmet Tekin

 

Türk milleti Almanya’yı gerek 1. Dünya Savaşı dönemindeki müttefikliği, gerekse son yarım yüzyıldaki büyük işçi göçü, sosyal ve ekonomik ilişkiler dolayısıyle  hep dost bilmişken, Almanya’nın bu dostluğa lâyık olmak için hiçbir çaba harcamadığını, hatta  politik ve duygusal gerekçelerle  Türkiye’yi koılayca harcama yolunu seçtiğini gördü.   Alman Parlamentosu, 2 Haziran 2016 günü, AİHM’nin aynı konuda verilmiş bir kararı da olmasına rağmen, 1915 yılında Osmanlı topraklarında yaşanan tehcir olayını “soykırım” olarak kabul etti. Bu yetmiyormuş gibi, 15 Temmuz 2016’da ayaklanmaya katılanlara, devletin varlığına, birliğine ve bütünlüğüne kastedenleri alkışladığı gibi, daha sonra devlet aleyhindeki eylemlerinden dolayı Türkiye’den kaçanlara kucak açtı, korudu. Yakın günlerde de Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ve bakanlarının Almanya’daki Türklere hitabetmelerine resmen engel olarak haddi aştı, uluslararası kuralları çiğnemiş oldu. Ama onlar bunu bir hak olarak gördüler, yaptıklarını savundular, savunmakta mahzur görmediler. Peki  iş bu kadarla kaldı mı? Hayır! Almanların çanakdaşı Hollanda, onlardan geri kalmadığını göstermek için bir Türk Bakanının Türk Konsolosluğuna ulaşmasını engelledi ve resmen sınır dışı etti… Bu küstah ve saygısız tavırla uluslararası bütün kuralları çiğneyen, vecibeleri yok sayan bir devlete –-ya da devletlere- karşı ne söylenebilir, ya da ne söylerseniz içiniz rahatlar?

Sözümüze, Türklere isnat edilen soykırım iddiasının gerçek olmadığını vurgulayarak başlayalım, ardından da iddia sahibi Almanların 2. Dünya Savaşı yıllarında binlerce Yahudiyi kin ve nefretle, vahşi bir hazla fırınlarda yakarak, işkenceler uygulayarak çeşitli şekillerde yok ettiğini ve bunun Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen tek soykırım olduğunu; daha sonra aynı şekilde yine Almanların dünyanın gözleri önünde Namibya’da katliamlar yaptıklarını, -bu arada Hollanda’nın onlardan hiç te geri kalmadığını- hatırlatalım. Bu iki gerçeği bilenler de takdir edeceklerdir ki, “katliam” sözü geçtiğinde, söz söyleyecek en son ülke Almanya’dır. Ama görülüyor ki, gerek bu ülkede, gerekse Hollanda’da demokrasi, İnsanlık değerleri, hukuk vb. herşey kendileri içindir. Başkalarının böyle bir hakları yoktur. Savundukları insanlık değerleri sahtedir. Son günlerdeki uygulamaları bunun göstergesidir.

Alman parlamentosunda  -içlerinde Türk asıllıların da bulunduğu-  200 küsur kara vicdanlının oylarıyla alınan soykırım kararı iki devletin geçmişteki  ve bugünkü bağları da hiçe sayılmış, geçmişin üzerine bir çizgi çekilmiş ve bu parlamento “dostluk” maskesini çıkararak gizlediği cüzamlı yüzünü göstermiştir.

Bu karar insanın aklına türlü türlü şeyler getiriyor. Mesela böyle bir karara neden gerek duyuldu?  Kimin için ve neyin karşılığında bu leke Alman milletinin alnına sürüldü? Gerçi şimdiye kadar Almanya’nın iç işlerimize müdahele anlamında birçok girişimleri görüldü, küstah milletvekilleri müstemleke valisi gibi Türkiye’ye gönderilip tahriklerde ve girişimlerde bulunduruldu, nedense  bunlar sineye çekildi. Sık sık  “AB’ye almayız” tehditleri savuruldu (sanki umurumuzdaydı). Söyleseler de, söylemeseler de almayacakları kesin. Ama bu ani çıkışlar neden? Acaba Türkiye kimin ayağına bastı? Herhalde Ortadoğu’da 100 yıl önce emellerine kavuşamayan ve bu emellerine engelle karşılaşmadan nail olmak isteyen birileri Türkiye’yi cezalandırmak ve hizaya sokmak istedi ve Almanya’yı taşeron olarak kullandı (Yarın başkaları da çıkarsa hiç şaşırmayın!). Muhtemelen bu kolektif hareketle gündem değiştirilecek, dikkatler Ortadoğu’dan başka yerlere çekilecek, böylece Türk Devleti meşgul edilip, yıpratılıp yıldırılarak, sınırlarının içinde kuzu kuzu oturması sağlanacak.. Bunu  ispatlamak hiç te zor değildir ve bu girişimler Ortadoğu’da o “birilerinin” emelleri gerçekleşip  hakimiyetleri kesinleşinceye kadar devam edecektir.  Muhtemelen  bu kararla 15 Temmuz kalkışması arasında da bir bağ vardır!

Alman Meclisinin  geçen yıl aldığı bu dengesiz, küstah karara ve son günlerde Alman Hükümetinin Türk Cumhurbaşkanına ve Bakanlarına karşı tutumlarına koca Alman milletinin çıt çıkarmadığına bakılırsa, ya hepsi içinden alkışlıyor, ya da bilerek pasif kalıyorlar. Çünkü kanaatimizce bu harekete dayanak teşkil eden kaynaklarından biri de çağdaş geçinen bu toplumun -diğer devletler de buna dahil- dini fanatizmi ve Haçlı hastalığıdır. Bu devletlerin geçmiş nesilleri ve bugünkü halkları Haçlı seferlerini anlatan destanları dinleye dinleye, özümseye özümseye iyi birer Türk ve Müslüman karşıtı olarak yetiştirildiler. Kitaplarında, destanlarında Türkler, Müslümanlar barbar, kâfir olarak tanıtıldı, böylece hem Haçlı seferleri döneminin, hem de  hınçla andıkları Osmanlı dönemin intikamını alma yolunda adımlar atıldı. Bu kin bitmez. Bu milletler zemzemle yıkasanız, ya da değil uzaya, cennete bile gitseler bilinçaltından kaynaklanan bu düşmanlık bitmez. Bunun belirtilerini önceden de yaşadık ve nedense Avrupalı olma sevdasıyla yuttuk. Hatırlanacağı gibi geçmişte, Türkiye daha AB ülkesi olmadığı halde terbiye etmeye başlamışlar, bu fasıldan olarak AB ve Dünya bankası gibi rengi, niyeti belli odakları kullanarak  20-25 yıl önce ders kitaplarımıza kadar uzanmışlar, kitaplardaki  milli mefahirimizi ve kültürel değerlerimizi temizleyip iğdiş etmişlerdi. Herhalde arzu ve beklentileri millî duygudan, inançtan, kahramanlık duygularından ve kültürel değerlerden yoksun nesiller yetişmesiydi. Ama bizim eğitimcilerimiz bunları kuzu kuzu yaptı, “biz” namına ne varsa silip süpürüldü.  Aynı şeyi Avrupa devletleri de yapmalıydı, ama yapmadılar. Hiçbir adım atmadılar.  Kitaplarına el bile sürmediler, sürdürmediler. Ve iş buraya geldi.

Çok tuhaf ve yazıktır ki, yurt içinde de, dışarda meydana gelen bu ve benzeri girişimleri  alkışlayan, destekleyen hatta bu konuda ihanet derecesinde sözler sarfeden, Türk vatandaşı sıfatı taşıyan yanlış kimlikli kişiler çıkabiliyor. Nitekim son dönemlerde tarihini ve milletini, kendini besleyip büyüten bu kutsal vatanın nimetleriyle birlikte kendilerini de inkâr eden, vatanın birliğine, bütünlüğüne, huzuruna kasteden, kendi vatandaşını, polisini, hatta meclisini bombalayacak kadar gözü dönen, sıkışınca kaçıp başka devletlere sığınan tipler çıktı. (Herhalde az önce bahsettiğim operasyon sonuç vermeye başladı!).  Anlaşılıyor ki hedef Türkiye’dir ve mesele Türkiye’nin  yıpratılması, uysal bir sömürge haline getirilmesidir. Ülkemizde hâlâ bu zihniyette olan ve bu girişimleri destekleyenler varsa, eğitim sistemimizin  bir yerlerinde  bazı arızalar var demektir. Eğitim sistemimiz yeni nesilleri (yabancıların rahatsız olduğu) vatan, millet aşkı, milli ve kültürel değerlerimiz ile mi yetiştirecektir, yoksa daha çok enternasyonal yönelimli, yabancı düşkünü  ve gözü dışarda olan vatandaşlar olarak mı yetiştirecektir?  Duruma bakılırsa, test hedefli tarih eğitimimiz ve genel olarak ikide bir tahavvüle uğrayan eğitim sistemimiz bir çöküntü yaşamaktadır. Bu durumda, geleceğimiz açısından bir değerlendirme yapılarak tedbir alınması devletin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın en önemli görevi değil midir?

Geçen seneki duruma son günlerdeki gelişmeler de eklendiğinde, Almanya’nın tutumunun hiç te dostça olmadığı ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmayacak derecede haddi aştığı gün gibi ortaya çıkmıştır. Türkiye kendileriyle geçmişte dostluğun da ötesinde müttefik olarak cephe ve silah arkadaşlığı dahi yapmışken, şimdi diplomatik nezaket kuralları açıkça çiğnenerek Cumhurbaşkanının ve Bakanların oradaki Türk vatandaşlarına hitabetmeleri engelleniyor. Küstahça beyanlara, edeple bağdaşmayan yayınlara çanak tutuluyor ve  bundan  adeta zalim bir  haz duyuluyor. Türk ve Türkiye düşmanlarının Türkiye aleyhtarı faaliyetleri, gösterileri, İslâm karşıtı girişimler sonuna kadar destekleniyor, ama  Türklerin sesi kesiliyor...Elbette gelecekte devletler, devlet adamları zorunlu olarak temaslarını sürdüreceklerdir, ama bir kere Almanya da, Hollanda da gözümüzden düştü, Türk milletinin  her ikisine de gönlü kırıldı. Özellikle Alman  milletine ve devletine olan güveni dibe vurdu ve  adeta “Ayıdan post, Almandan dost olmaz” diyecek duruma geldi. Geçmişi kara, kalbi kara yüzü kara Hollanda ise, siyasi edebe sığmayan davranışına rağmen, sanki “onların tıynetine de bu yakışır” dercesine  adam yerine bile konmadı.

Sonuç olarak, Almanya ve Hollanda  ne derlerse desinler, ne yaparlarsa yapsınlar,  ne tarihin akışı geri çevrilir, ne de güneş balçıkla sıvanır. Türk milletinin alnı ak, vicdanı rahattır. Onlar bu davranışlarıyla ancak kendilerini ve aynı çanağa işedikleri müttefiklerini tatmin eder, onları kuzu gibi güden ağabeylerinden de aferinlerini alırlar (Belki cennete böyle gireceklerini sanıyorlardır). Bu ülkelerin dostlukla bağdaşmayan bu politikalarını değiştirmeleri gerekir. Ama bu kafa onlarda olduğu sürece ne kafalarını değiştirirler, ne de gerçeği değiştirebilirler. İnanmak istiyoruz ki, hem Almanya’da, hem de Hollanda’da bu durumu tasvip etmeyen ve üzülen sağduyu sahibi çok sayıda vatandaş da vardır. Ama yine  inanıyoruz ki, “sükût ikrardan gelir.” Her ne olursa olsun, ortada bir gerçek vardır:  Almanya ve Hollanda Türkiye’ye karşı diplomasi dışı, “devlet olma” sıfatına yakışmayan çirkin eylemler  gerçekleştirmişlerdir. Elbette Türk Devleti bunu diplomasi sınırları içinde misliyle ödetecek tedbirleri alacaktır. Bu yapılmadığı takdirde hem milletin vicdanı sızlayacak, hem de  küstahlığın dozu artarak “iz  yapacak”, yeni küstahlıklara zemin hazırlayacaktır.

Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, Dünya yine dönmeye devam eder, “Gün doğmadan neler doğar” ve -teşbihte hata olmaz- atasözümüzde de ifade edildiği gibi, “it ürür, kervan yürür”, barış, dostluk ve insanlık bakî kalır, vesselâm. 2.6.2016 -10.3.2017

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları