Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
MACIRIM MACIRCA KONUŞURUM
Köşe Yazısı Tarihi : 25-05-2017       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

MACIRIM MACIRCA KONUŞURUM

Bir sosyal ağ olan facebook kullanıcılarına ilgi alanlarına göre katılmak isteyebileceği grup tavsiyelerinde bulunur. Bana da düzenli olarak “macırım macırca konuşurum” grubunu önerir, belli ki arkadaş listemden bir gruba üye olanlar var. Yine, geçtiğimiz Pazar günü youtube dan bir türkü dinleyeyim dedim. Türküyü dinledikten sonra altındaki önerilen videolarda “şu dağın arkasında muhacir sesi var” türküsünü görünce hemen açtım, dinledim ve çok beğendim. (linkini buyurun: https://www.youtube.com/watch?v=L3p2s37rGnY ) Bu vakalar üst üste gelince acaba kökenlerimi unutuyorum da birileri bunu hatırlatmaya mı çalışıyor diye düşündüm J

Bana, son zamanlarda, bizim oraları /kökenlerimi hatırlatan asıl neden ise biraz farklı. Müsaadenizle ondan bahsedeyim.

Her yıl nisan ayının sonu ile mayıs ayının başlarında, köyde yaşamakta olan babamdan “kuzugöbekleri çıktı, gelebilirsin” cümlesini duymak için sabırsızlanırım. Bilenler bilir ama bilmeyenler için söyleyeyim, kuzugöbeği bir mantar çeşididir. Çok lezzetli olmasının yanı sıra ilaç sektöründe kullanılan bir hammadde olması dolayısıyla da iyi para eder. İyi hatırlıyorum, çocukluğumda, yılın bu dönemi geldiğinde önemli bir gelir kaynağı halini alırdı, kuzugöbeği toplama. Eğer iyi bir toplayıcı iseniz günlük 200-250 tl kazanmanız mümkündü. Köyde yaşayanlar için gelir kaynağı olarak görülen bu faaliyet, “hafta sonu şehir dışından gelen kitle” için sadece keyifli bir aktivite olarak nitelendirilirdi. Çünkü ederi ve lezzetinden ziyade arama eyleminin vaat ettiği heyecan ve maceranın tadı kelimelerle tarif edilemez. Bazı günler “Dedeyanı”,  “Sarıkaya”  ya kadar gider pek bir şey bulamazsınız, bazı günler “Kışlaarkası”, “Çorlanyakası”ndan poşetleri doldurur dönersiniz. Artık ben de hafta sonları şehir dışından gelen kitleye dahil olduğum için kuzugöbeği toplama benim için de yılın belli bir döneminde kaçırılmayacak bir aktivite halini aldı. Bu nedenle, zamanı geldiğinde babamı arar, durumu sorarım. Geçen gün yine aradım;

  • Nerdesin baba?

  • Hacı Adem’in keçi yatağında kuzugöbeği aradım, bulamayınca Baklan’a iniverdim.

Baklan bizim köye yakın bir Denizli ilçesi. Baklan ile ilgili hayal meyal anılarım var ama bu ilçe hiçbir zaman şimdiki kadar anlamlı olmamıştı benim için. Bir mekânın bir insanda herhangi bir yaşanmışlığa bağlı olmaksızın derin bir anlam kazanma sürecine girmiş olmasının durduk yere olamayacağını tahmin edebilirsiniz. Bu süreci başlatan olay, Hasan Ali Toptaş ile tanışmamdır, daha doğrusu kitaplarıyla. Anlaşılacağı üzere kendisi bir yazar. “Geç tanıdığım için pişman olduğum yazarlar” diye bir cümle kurmuştum bir zamanlar ve Saadettin Öktem ile Alev Alatlı’nın ismini zikretmiştim ardından. Bu liste uzamaya devam ediyor, Hasan Ali Toptaş’ı da bu listeye ekledim. Toptaş’a dair hislerimi kendi kendime tarif ederken, kullanılabilecek en uç, en yoğun kelimeleri tercih ediyorum, şimdilik. Hislerimin kesin birer kanaate dönüşebilmek için zamana ihtiyacı olduğunu bildiğimden, şimdilik yüksek sesle dile getirmeyeceğim.

Hasan Ali Toptaş Baklan’da doğmuş ve çoğunlukla da eserlerinde o yöreyi konu ediniyor. O, mekân tasviri yapmaya başladığında ben bizim oralarda bir gezintiye çıkıyorum. Hatta “Dağ köylerine kaçmış olabilirler” ya da “muhacir köyleri” dediği zaman, ben, bizim köyden bahsettiğini hayal ederim hep.

Zaman zaman dile getiriyorum, köy romanlarını gerçekten seviyorsum hele hele gerçekçi olanlarına değer biçmek mümkün değil bana göre. Mesela Türk klasikleri dendiğinde benim aklıma “Kara Bibik ” gelir. Yaşar Kemal’in “İnce Memed” i ,Cengiz Dağcı’nın “Onlar da insandı” sı hep gözümde bir resim oluşturmuştur. Bir köy resmi bu. Hasan Ali Toptaş’ın romanları da kırsalda geçer ve ben onun romanlarında bahsettiği köylerin sokaklarında yürüdüğümü, kahvesinde çay içtiğimi, tarlalarında dolaştığımı hissederim. Mesela “Kuşlar Yasına Gider” de, annesinin dizlerini altına alıp oturduğu, sobanın yanındaki minder, bizim köydeki evimizde de sobanın yanında serilidir. Ya da evine inip çıktığı merdivenin yıllanmış tahtalarının çıkarttığı gıcırtı kulaklarımda yankılanır. Yine “Gölgesizler” de tarif ettiği ahır, bizim köyde her evin yanında bulunan türdendir. Rahatsız edici bir gerçekçiliği vardır Toptaş’ın. Ve aslında gözlerimizin önüne serdiği şey kurgusal bir resim değil, yaşanmışlığın kanıtı bir fotoğraftır. Belki de onu özel kılan yanı resmin ötesinde bir fotoğraf oluşturabilme başarısıdır. Ondan etkilenip ben de köy hikâyeleri yazmaya giriştim, yarım sayfa yazdım, aylardır yarım sayfa olarak bekliyor. Bir şeye benzetebilsem paylaşacağım.  

Bu arada bahsetmek istediğim bir konu daha var. O da alanım ile ilgili. Her geçen yıl yeni şeyler öğreniyor, yapabileceklerimizin sınırlarını biraz daha genişletiyoruz. Sosyal bilgiler “yaşanılan hayat”la en çok temas halinde olan derslerden biridir. Yani hayata dokunmak, hatta değiştirmek istiyorsanız bunun anahtarını size Sosyal Bilimlerden başkası veremez. Doğa bilimleri, teknolojide ilerleme vaat ediyorsa Sosyal Bilimler de “öz” de, “insan” da, “maneviyat” da ayakta kalabilmeyi vaat eder. Bana göre doğa bilimlerinin ilerleyişine paralel bir seyir izlemeyen sosyal bilimler modern dünyanın, modern ilişkilerin saldırılarına karşı “insan”ı yalnız bırakması anlamına gelir.

Bireylerin makineleşme, ilişkilerin mekanikleşme yönünde hızla ilerlediği günümüz dünyasında, insanın tutunabileceği son dal, nefes alabileceği son pencere “Vicdan”dır. Vicdan, bütün mülakatların tek sorusu olmalıdır bana göre. Çünkü vicdanlı insan ne ülkesine ihanet eder, ne de bir canlıya zarar verebilir. Vicdani değerlerini, maneviyatını kaybetmiş birey ve toplum korkutucu gelir bana. Buna karşılık, günümüzde bireysellik ve bencillik dört yanımızı kuşatmış olsa da, bizim geçmişimizde maneviyata dayalı koca bir gelenek var, sırtımızı yaslayabileceğimiz. Yalnız bu geleneğin geçmişte varlığı bir anlam ifade etmiyor, bunu yaşamalı, yaşatmalı ve taşıyıcılarına emanet etmeliyiz. Tam bu noktada da geleceği şekillendirmede önemli bir misyon üstlenen biz eğitimcilere önemli görevler düşüyor. Bir ucundan başladığımız takdirde yapılabilecek ne çok şey olduğunu anlayabiliyoruz hemen.

Örneğin, biz 5. Sınıflarda Sivil Toplum Örgütlerini, 7. Sınıflarda da Vakıf geleneğimizi anlatırız. Böylece hem geçmişten hem günümüzden örneklerle insanı insan, toplumu toplum yapan değerlerin yardımlaşma ve dayanışma olduğunu sezdirmeyi hedefleriz. Bu tür kazanımlar teorik ezberden öte yaşamsal bir pratiğe dönüştüğünde anlam kazandığından, öğrencilerimle birlikte bir proje geliştirdik ve –temsili olarak- “Selçuk Gürdal Yardımlaşma Vakfı”nı kurduk. Her şey usulüne uygun olsun diye bir Vakıf Senedi hazırladık, müdürümüze imzalattık, vakıf yönetim kurulu oluşturduk. Bu çalışmada amacım geleceğin yetişkinlerinin vicdanlı birer birey olmalarına katkı sağlamaktı. Paylaşmanın facebook da bir butona indirgendiği, insanların yediğini değil yediğinin fotoğrafını, giydiğini değil giydiğinin fotoğrafını paylaştığı garip bir dönemde yaşadığımızın farkındayım ama farkında olduğum bir şey daha var ki o da bu tavrın bizim usulümüz olmadığı. Biz bu değiliz. Bu garip dönemde hepimizin sorumluluk bilinci ile hareket etmesi şart.

Biz vakfımız aracılığı ile şimdiye kadar Mehmetçik Vakfı ve LÖSEV’e bağışta bulunduk. Daha sonra ilçemiz Cezaevinde küçük bir çocuğun annesinin yanında kalmakta olduğunu öğrenince onun için de bir şeyler yapabileceğimizi düşündük ve bunun sonucunda bir miktar oyuncak ve kıyafet ile –bir süreliğini de olsa- küçük bir çocuğun yüzündeki gülümsemeye vesile olduk. Böyle duyarlı öğrencilere sahip olduğum için bir kere daha gururlandım. Ayrıca desteğini esirgemeyen öğrenci velilerime ve öğretmen arkadaşlarıma, bizi yalnız bırakmayan okul müdürümüz Mehmet Öztürk’e, bize her türlü kolaylığı sağlamanın yanında kurumlarında bizi son derece nazik ve misafirperverce ağırlayan başta Dinar Ceza İnfaz Kurumu müdürü Metin Erkılıç olmak üzere tüm kurum personeline teşekkürü borç bilirim. 

NOT: Biraz ağır olacak ama bu defa da Müslüm Babayı selamlayalım;

https://www.youtube.com/watch?v=4sSYTmTLU0E

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları