Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
SİSTEMİN VE TOPLUMUN BİR “GÜNAH KEÇİSİ” OLARAK “ÖĞRETMEN”
Köşe Yazısı Tarihi : 16-06-2017       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

SİSTEMİN VE TOPLUMUN BİR “GÜNAH KEÇİSİ” OLARAK “ÖĞRETMEN”

                Yahudiler eskiden her yıl Yahudi toplumunun günahlarını yükleyerek günahlarından arınmalarına vesile olduğuna inandıkları bir keçiyi sırtındaki günahlar ile birlikte çöllere salarlarmış. Kaynağını Eski Ahit’ten aldığına inanılan bu ritüelin öznesi olan keçiye “Günah Keçisi” adı verilirmiş. Bizde de aslına gayet uygun bir şekilde, her olayda suçlanan, herkesin öfkesini ondan çıkardığı kendini aklamak isteyenlerin tukaka ilan ettiği kişi ve kurumlar “günah keçisi” olarak nitelenir.

Bizim toplumumuzun da sistemimizin de her sıkıştığı durumda günah keçisi ilan etmekten zevk aldığı birkaç zümre var ki bunların başında “öğretmenler” geliyor. Üç ay yattığı yerden maaş almaktan, haftada on beş saat çalışıp geri kalanında tembellik etmekten, sınavlarda her sıfır çeken öğrencinin tek sorumlusu ilan edilmekten tutunda daha bir sürü gerekçe ile öğretmen zaman zaman toplumun zihin duvarındaki dart tahtasının merkezine oturtulur. Biz de ister istemez böyle dönemlerde savunma refleksi ile hareket ediyoruz. Ben bile kaç defa öğretmenlik ile ilgili yazı yazdım burada.

                Güncel meselemiz Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Müdürlüğünün 2017-2023 dönemine yönelik hazırlamış olduğu “Öğretmen Strateji Belgesi”nin yankıları. Aslında kapsamlı bir belge olsa da onu asıl gündeme taşıyan “Bütün öğretmenlerin her dört yılda bir öğretmen yeterlilikleri çerçevesinde yapılacak olan sınava tabi tutulması” maddesi. Her ne kadar “Bu sınav sonuçlarını öğretmenlerin gelişim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve buna yönelik tedbirlerin alınması” şeklinde bir ifade ile tamamlanıp, sınav sonucunda öğretmenlere yönelik herhangi bir olumsuz yaptırım öngörülmediği belirtilmiş olsa da ülke gerçeklerinin farkında olan ve son dönemlerde eğitim camiasında yaşanan olumsuzlukları çok iyi okumuş öğretmen kitlesi haklı bir endişe taşıyor.

                Şahsen prensip olarak, her hangi bir haklı gerekçeye ve mantıki açıdan delillendirilmiş tezlere dayandırmadan hiçbir yeniliğe karşı çıkmam. Öğretmenlere uygulanacağı söylenen mesleki yeterlilik sınavına da aynı mantıkla bakıyorum. Sonuçta şimdiye kadar MEB’nın, ÖSYM’nin uyguladığı tüm sınavları başarıyla geçerek buralara geldiğimiz için –objektif, güvenilirliği ve geçerliliği yüksek bir şekilde uygulanmak koşuluyla- bu sınavında herhangi bir sorun teşkil edeceğine ihtimal vermiyorum.

                Öyleyse “endişelerimizin kaynağı ne?” sorusunu yanıtlamaya başlayabiliriz. Her şeyden önce bu uygulama “iyi öğretmen sınavda yüksek puan alan öğretmendir” yanılgısı üzerine kurulu. Oysa eğitime dair az çok bilgi sahibi olan herkes bilir ki öğretmenlik de esas olan çok bilmek ve yüksek puan almaktan ziyade muhatabı olan kitleye ihtiyacı olan bilgiyi en uygun şekilde verebilmektir. Asıl mesleki yeterlilik budur ve bunu ölçebilecek herhangi bir yazılı sınavın henüz icat edildiğini sanmıyorum.

Diğer bir açıdan, her dört yılda bir öğretmenlerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanacak bir sınav olgusunun, sonuçta bir insan olan öğretmenler üzerinde yaratacağı psikolojik baskıyı da hesaba katmak gerekir. Sekizinci ve on ikinci sınıflarda öğrencisi olan veliler çok iyi bilirler, o yıl çocuklarının sınav yılı olduğundan üzerlerine titrerler ve hiçbir iş yaptırmazlar ki sadece sınavına çalışabilsin. O zaman öğretmenlerin de her dört yılda bir sadece kendi sınavlarına ağırlık verme yönünde psikolojik ve zihinsel bir eğilim göstermemesini nasıl bekleyebilirsiniz? Artık bizde “çocuklar benim sınavım var siz serbestsiniz” deriz bol bol….: )

                Öğretmen performansını arttırmaya dönük bir önlem olarak daha önce de “Uzman Öğretmenlik” gibi bir kariyer sınavı yapılmış ama uygulama tam bir komediye dönüşmüştü. Sadece bir defa uygulanabilen bu sınavda uzman öğretmen unvanını alanlar bu unvanın getirilerinden yararlanırken diğer öğretmenlerin –sınavın uygulanamamasından kaynaklanan- mağduriyetleri yıllardır devam ediyor. Gözümüzün önünde böyle pratikler varken mesleki yeterlilik sınavına şüphe ile yaklaşmamız kadar doğal ne olabilir? Düşünün, hasbelkader sınavdan yeterli puanı alamadınız ve bir daha sınav hiç uygulanmadı(Öyle ya artık hükümet değil, bakan değiştiğinde bile her şey değişebiliyor). Ömür boyu “yetersiz öğretmen” damgası ile mi dolaşacağız? Böyle bir durumda meslektaşlarımızın ve öğrencilerimizin gözündeki düşeceğimiz duruma karşı da bir reçeteniz var mı?

                Kamunun hantallığı bilinen bir vaka ama kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmiyor; Kamuda istihdam edilen tek meslek dalı öğretmenlik mi? Fiziksel ve psikolojik açıdan mesleğinin gerektirdiği vasıflardan uzaklaşmış bir güvenlik görevlisi, güncel teşhis ve tedavi yöntemlerinden bihaber bir sağlık personeli, hatta sesini eğiterek ve ezberini arttırarak kıraatını geliştirmeyen bir din görevlisinden öğretmenin farkı nedir? Bu belge gündeme geldikten sonra sosyal medyada güzel bir caps paylaşıldı; (Vizontele filmindeki Cem Yılmaz repliğine atfen) Peki bu belgeyi hazırlayanlar da sınava girecek mi?

                Sınavın olumlu yönleri olabilir mi? Kuşkusuz olacaktır ama onları konuşmak için önce endişelerimizi dile getirmeli ve bu noktalarda güvence istemeliyiz. Yani şahsen ben sınava karşı çıkmıyorum ama sorularıma cevap arıyorum.

                Hiç kimse ülkenin eğitim sisteminde problemler olmadığını, mevcut problemlerde öğretmenin rolü olmadığını iddia edemez. Yalnız “eğitimi tek başına domine eden öğretmen” paradigması ve beraberinde getirdiği “tek başına mesuliyet” yaklaşımının temelden yanlış olduğunu kabul etmeliyiz öncelikle. Eğitimdeki sorunların “eğitimi bir amaç kabul etmekten ziyade mesleki yolda araçsallaştırma” gibi sosyo-psikolojik ve ekonomik sayısız nedeni var. Bir kere eğitimde öğretmen ne kadar önemli ise öğrenci ve öğrenci velisi de o kadar önemlidir. Çeşitli mecralarda dile getirilen “bu öğretmenlerle olmaz” kolaycılığını bizde “bu öğrencilerle, bu velilerle olmaz” şeklinde kendi lehimize kullanabiliriz pekala ama neye yarar? Sorunların çözümüne nasıl bir katkı sağlar? Hiç.

                Bir örnek ile çuvaldızı da kendimize batıralım, bu yıl sene sonu seminerlerinin bayramdan sonraya sarkan üç günlük kısmının tatil edilmesi ile ilgili yaşananları izledik. Bakanlık öğretmenlere seminerin ilk haftasından sonraki kısmını istedikleri yerde alma hakkı da vermişken böyle taleplerin toplumdaki öğretmene karşı oluşan olumsuz yargıyı haklı çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramayacağı kanaatini taşıyorum. Ne oluyor bu durumda? “Öğretmenlere müjde, tatil” haberini duyan sıradan vatandaş “zaten üç ay tatil yapıyordunuz demek az geldi, alın üç gün daha” demez mi?

                Bir de, getirilmesi planlanan bu sınavın altında “yaptığın iş çok önemli, ülkenin geleceğine sen yön veriyorsun o nedenle senin mesleki yeterliliğini test etmem gerekiyor” anlayışı var. Buna karşılık “bu kadar hayati bir iş yapıyorum da karşılığında alacağım ücret ne kadar” diye sorduğumuzda karşımıza çıkan denklem şu; “Hayati bir iş yapıyorsun ama hayati bir ücret hak etmiyorsun.” Hep söylüyorum, asla nankörlük etmek istemem. Asgari ücret ile beş kişilik ailesinin geçimini sağlayan abimi, emekli maaşıyla ev geçindiren babamı gördüğüm sürece şükreder ve rabbim devletimize zeval vermesin diye dua ederim. Ancak bir öğretmenin, bir ev bir araba sahibi olabilmek için on yıl bankalara çalışmak durumunda kaldığı gerçeğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Bir kitap bir dergi almanın lüks tüketim sayıldığı bir ortamda bir şeylerin ters gittiğini söyleyebilmeliyiz.

                Son olarak da hayati bir soru sorayım; bu ülkede sendikalar ne iş yapar, ne işe yarar? Sendikaların toplumda farklı karşılık bulabilen bazı ideolojik meselelerde ayrışmasını bir noktaya kadar anlayabiliriz de tüm öğretmenleri ilgilendiren böylesi bir konu da bile tek ses olamamaları hiç anlaşılır değil hiç.

Ama hadi siz yine eğitim sisteminin tüm günahlarını öğretmenlerin sırtına yükleyip salın çöllere ve arının bütün günahlarınızdan.

Bizi sadece sen anlarsın üstad:

https://www.youtube.com/watch?v=uM2vmy1w1M8

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları