Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
ŞEHİR, HİKÂYESİNİ KAYBETMİŞ BİR KALABALIKTIR
Köşe Yazısı Tarihi : 07-07-2017       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

ŞEHİR, HİKÂYESİNİ KAYBETMİŞ BİR KALABALIKTIR

Her toplumun kendine has dinamikleri, refleksleri ve ritüelleri vardır. Bunlar sayesinde toplumlar varlığının devamını sağlarken yine bu dinamikler ile hem grup içi hem de gruplar arası ilişkilerin denetimini sağlar.

Toplumsal hafızayı tazeleme ve bireysel muhasebe imkânı sunan “kabir ziyareti” de bizim toplumumuzun önemli geleneklerinden biridir. Günlük hayat koşuşturmacasına bağlı olarak büyük oranda arife günü ve bayramlara hapsedilmiş olsa da bu gelenek zamana karşı ayakta kalma mücadelesini sürdürüyor. Bizde, herhangi bir aksilik olmazsa, her arife köyümüzün (Denizli-Bozkurt-Hayrettin) mezarlığını ziyaret eder, geçmişlerimizin ruhuna dua göndeririz. Önce mezarların üzerindeki yabani otlar temizlenir, çiçeklere dokunulmaz. Belki de bu “Bayram geliyor, evini temizlemeye geldim” demek içindir. Sonra başucundaki su kabı suyla doldurulur. Belki bu da “Misafirlerine su ikram edersin” demek içindir. Kuşlar, böcekler tüketir bu suyu. Yaşam ve ölümün içiçeliğine bir daha şahit oluruz o an.

Bizim köyde iki tane mezarlık var. Bizim akrabalarımızın, anılarımızın, yaşanmışlıklarımızın, unutulmuşluklarımızın neredeyse tamamı aşağı mahalle mezarlığında yatıyor. Bu nedenle o mezarlık bizim için okunmayı bekleyen bir kitap gibi. Eğer dinlemeyi/okumayı bilirseniz bir mezarlık o kadar çok hikâye anlatır ki insana;

Mezarlığa girer girmez sağ tarafta bir kadın mezarı, ölüm tarihi 1989. Takvimler 1989 u gösterdiğinde Hayrettin Köyünde iki erkek çocuk yaşardı, ikisi de beş yaşında. Pek anlam veremedikleri şeyler yaşanıyordu köyde o gün. Kadınlar ağıt yakıyor, dizlerini dövüyor; erkekler içlerine ağlıyordu usul usul. Ağızları bıçak açmıyordu ya kurulabilen birkaç cümle yankılanıyordu yavaşça; Genç ölüm…Öksüz iki evlat…

İki erkek çocuğun gözünde akmamakta direnen iki damla yaş. Bir bildikleri, bekledikleri var belli. Bir ara bir taş üzerine yatırılmış çıplak bir kadın bedeni beliriyor meydanda. İki erkek çocuk hemen kovalanıyor oradan “gidin burdan, günah olur…” diyerek. Bu bakış bir son bakış aslında ama yalnızca biri için. Bir çocuk son kez bakıyor annesine.

Ertesi gün aralarında konuşuyorlar;

  • Üç gün içinde mezardan çıkarılırsa yaşamaya devam edermiş.

  • Nerden biliyon?

  • Hoca söyledi ya

  • Evet bende duydum

Bu mutabakat o mezarın açılacağı ve anneye kavuşulacağı anlamına geliyor. Elleriyle mezarı açmaya çalışan iki çocuk. Ertesi gün ve ertesi gün. Her defasında bir büyüğün kolları arasında geri getiriliyorlar.

Neden izin verilmez ki ana-oğulun kavuşmasına?

Üçüncü günün sonunda anlıyorlar ki topraktan gelen toprağa döndüğünde ağlamaktan başka yapılabilecek bir şey kalmıyor geriye. İlk günden beri gözlerde tutunan bir damla yaş yağmur olup yağıyor köye. Ağlıyor herkes, bütün köy. Perdeler kapanıyor, sokaklar boşalıyor. Daha rahat ağlayabilsinler diye…

Bu satırların yazarı için o mezar taşı, bir arkadaşının annesine ait ebedi istirahatgah ve o mezar taşında “ellerimiz, toprak emanetini geri çağırdığında onu çıkarmak için değil; toprak emanetini çağırmadan ona sarılmak için yaratıldı” yazıyor benim için.

Mezar taşlarını okuyorum; doğum: 1976 ölüm:1977… doğum 1988in birinci ayı ölüm 1988in yedinci ayı… Ne çok çocuk mezarı var. Eskiden yeni doğanların hayatta kalma oranı günümüzdeki kadar yüksek değil tabi. Bizde anlatırız derslerimizde “toplumlar geliştikçe çocuk ölüm oranları azalır” diye. Eskiden amansız bir “yokluk” varmış. Doktoru, ilacı bulmak mucize.  Koca karı ilacı biraz, bolca dua ve gözyaşı. Kurtulanlarda oluyormuştur şüphesiz ama genellikle sonuç çocuk ölümü.

Az ilerde küçücük bir mezar. En büyük abime ait. O kadar küçük ki, tabuta kondu mu acaba, omuzlara alınabildi mi? Annem anlatır bazen;

“Üç günlüktü öldüğünde. Çok ağladım ardından. Sonra köyün yaşlılarından biri geldi; ‘Ne ağlayıpduruyorsun sen? Bebek ölümü bardak kırığına benzer, arkasından ağlanmaz. Daha çok çocuğun olur’ dedi.”

 Hayatı yaşayarak tecrübe etmiş bu adam yanılamazdı, yanılmadı da. İnşallah şefaatçi olarak bekliyordur bizleri.

Babaannem, karda kışta lazım olur hazır bulunsun diye kazılmış, boş mezarlara bakıyor;

  • Kim kazmış bunları?

  • Belediye.

Sıranın kendisinde olup o mezarın kendisine hazırlanmış olabileceğini düşünür gibi bakıyor. Sonra eşinin (dedemin) mezarının hemen yanındaki boş mezarı görünce “Burası bana nasip olur inşallah” diye içinden geçirdiğini tahmin ediyorum.

Üstünde bolca çiçek olan mezarı soruyor sonra. “….Amcam (dedemin kardeşi)” deyince “Sağlığında çok acı çektiği için mi çok çiçek diktiler acaba” diye mırıldanıyor. Bir denklem yaratıyor kafasında. Dedemin çektikleri, kendi çektikleri aklına geliyor sonra. Susuyor. İntihar etmişti büyük amcam hatırlıyorum. Bir sahne canlanıyor zihnimde;

Bir akşamüstü mahallede top oynarken rahmetli anneannem gelmiş ve “çocuklar gürültü yapmayın…amcanız kendini asmış” demişti. Onun kendini astığı ağacı, o ağacın kendisini kesene uğursuzluk getirdiği dedikodusunu hatırlıyorum hemen.

Üst yanında diğer amcamın eşinin mezarını görüyorum, hesaplıyorum 45 yaşında ölmüş. “O neden öldü” diye soruyorum. Anlatıyor;

“Onun oğlunun düğününde köye polis geldi. Kahrından burnunda yara çıktı. Demirci Köyüne değil de doktora götürdüler, onlar da yarayı yarmış. Öyle olunca dayanamadı, birkaç ay içinde öldü” diyor. Ölüm yılı 1980. Askeri darbe dönemi köye gelen jandarmaları kast ettiğini söylüyor bir başkası. Eğer yanlış hatırlamıyorsa, askeri darbelerin günah defterine yazılması gereken bir faili meçhul daha diye geçiriyorum içimden. Eskiden köylerde devlete (devleti temsil eden asker-polis-hakim-savcı-vergi memuru…vs) tanrı gözüyle bakıldığını tekrar anlıyorum, bir Hasan Ali Toptaş romanından değil gerçek hayattan.

Yaşlıca bir kadın elinde kuran ile geliyor mezarlığa. Annesi-babası-eşi hepsi bu mezarlıkta yatıyor. Ama o 19 yaşında bir erkek mezarının başına oturuyor önce, evladının. Evlat her şeyden önce geliyor, duada da. Hayattayken evlat acısı çekenlerden o. Onu tanıyorum, hikâyesini tanıyorum daha doğrusu. Dağda av tüfeği ile şakalaşırken arkadaşının kurşunu ile ölen gencin mezarı o. Biri hapse o buraya.

Başka bir kadın Kuran okuyor yine. Yalnız bir mezarın başında değil, belli bir açı ile almış mezarları karşısına. Zaman içinde mezar yerleri unutulmuş,  depremden-toprak kaymasından birbirine geçmiş tüm mezarlara doğru;

“Hepimiz Müslümanız yavrum” diyor “Dualar da hepsine.”

-Bakmayın şimdi bayramda her evin önünde son model arabaların olduğuna- Gariban köydür bizimki bir de muhacir köyü olunca çekilen acı saymakla bitmez. Yaşlıların hafızasında saklı sayısız acı. Mezar başlarında “Sağlığında da gün yüzü görmedi garibim” diye gözyaşı dökülür. Yokluktur, yoksulluktur, kimsesizliktir, bir yağlı urgana bağlayıp bütün acılarını bırakmıştır kendini boşluğa, evlatlık verilmiş ahırlarda yatırılmıştır, anasının babasının mezar yerini bile bilmez… Gerçekten de gün yüzü görmemiştir anlayacağınız sağlığında.

Her mezar taşının bir hikâyesi vardır köy mezarlığında yeter ki o mezar taşının Şehrazat’ını bulun. Oysa şehirde;

Çiçeği mezarlık kapısından satın alır(Çünkü çiçek yetiştirecek yerin ve zamanın yoktur),

Su kabını ve suyu mezarlık kapısından satın alır (Çünkü aklına gelmemiştir getirmek ve her geldiğinde bir önceki kap yerinde değildir),

Hatta Kuran okutmak için bile para karşılığı Kuran okuyacak birini bulabilirsiniz(Çünkü Kuran okumayı bilmiyorsundur ya da vaktin yoktur okumaya).

Şehirde bir mezarın değeri içinde define bulunma ihtimali ile doğru orantılıdır birileri içinde.

Velhasıl şehirler hikâyesini kaybetmiş kalabalıklardır ve şehirdeki her insan hafızasını kaybetmiştir.

Şehirden vazgeçip köyde yaşamayı savunanlardan değilim sadece şehrin hikâyesine kavuşmasını umuyorum. Bunun için her insanın yaratılış hikâyesini hatırlamaya yani hafızasını gerikazanmaya ihtiyacı var. Hiç birimiz şuan yaptıklarımız için yaratılmış olamayız. Birer kalem alıp kendi yaratılış hikâyemizi yazmaya başlayabiliriz. Ama önce;

https://www.youtube.com/watch?v=LElHMQyiK-o

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları