Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
DİL YARASI
Köşe Yazısı Tarihi : 26-08-2017       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

DİL YARASI

Benim mülteciler ile ilgili düşüncelerim çok net. Bunu çeşitli vesilerle paylaştım. Fakat durumun her iki taraf açısından da “istenir” bir durum olmaktan giderek uzaklaştığı aşikâr. Hiç kimse vatanından, eşinden, aşından uzak, ne kadar süreceği belirsiz bir yaşamı istemeyeceği gibi hiç kimse de bu kadar uzun bir misafirliğe koşulsuz tahammül gösteremez. “Muhacire Ensar olabilmek” derken zihnimin bir köşesinde daima “Gelen muhacir olursa, karşılayan ensar olabilir” koşulu yer tutmaktaydı. Çünkü bu olguya çok yönlü (Örneğin mülteciler yüzünden işini kaybetmiş bir babanın gözüyle de) bakabilmek gerekiyor. En kapsayıcı ve kucaklayıcı bakış açısının tüm ideolojik ve mezhepsel kalıntılardan uzaklaşarak sadece zulme ve zalime odaklanmak olacağını düşünüyorum.

Geçenlerde Suriye’deki bir bombalı saldırıda vücudu ve yüzü büyük oranda yanan Hiba’nın haberi yansıdı medyaya. Eğer bakabildi iseniz fotoğrafını da görmüşsünüzdür. O yaşta bir kız çocuğunun ırkı, dini, dili, rengi nasıl bir tehdit oluşturmuş olabilir de o tehdidi ortadan kaldırmak için Hiba’ya bu muamele reva görülmüş olabilir? Var mı bu soruya bir cevabı olan? Ya da yanında 1 yaşındaki bebeği ve karnındaki doğmayı bekleyen yavrusu ile başı ezilerek öldürülen o Suriyeli kadın kime hangi zararı verdiği için bu zulme maruz kalmış olabilir?

Alyan, Ümran, Hiba…bu isimleri hepimizin ezberlemesi gerek. Bunca zulme sessiz kalmışken, bu isimlerin hesabını vermeden sorgumuzun biteceğini hiç sanmıyorum.

Bu konuda öyle bir nefret dili egemen ki bu dilin zamanla nefret kökenli eylemlere dönüşmesi kaçınılmaz. İstiyoruz ki mülteciler her an kendilerini bize borçlu hissedip ona göre yaşasın. Biz verirsek yesin, verirsek giysin. Onların da insan olduğu çıkıveriyor aklımızdan. Biraz mutlu bir mülteci görürsek öfkeleniyoruz. Denize giren bir mülteciyi falan görürsek ülkesine gidip savaşması gerektiğini hatırlatıyoruz hemen.

Bu noktada birlikte bir sorgulama yapalım istiyorum. Suriye’deki savaş net bir şekilde iyi ve kötünün savaşı değil, son derece kirli bir savaş. İnsanların parçası olmak istemeyeceği türden bir savaş. Bunu anlamak için “Arap Baharı” denen hareketleri iyi bir analiz etmek gerekiyor.Libya’da Kaddafi’nin devrilme sürecini anlatan Zenga Zenga (Sokak Sokak) belgeselini izlemenizi öneririm. Geçmişte Irak lideri Saddam’ın devrilme süreci, Afganistan örneği ve nihayet Arap Baharı örnekleri incelendiğinde zulme karşı insan hakları, diktatörlüğe karşı demokrasi gibi sloganların slogandan ibaret kaldığı görülmektedir. Ayrıca özellikle Libya, Mısır örneklerinde karşılaştığımız bir gerçek de, bu hareketlerin tamamıyla yöre halkının kotardığı hareketler olmadığıdır. Libya’da Kaddafi muhalif hareketi tamamıyla yok etmek üzere iken bir gece ansızın başlayan NATO hava harekâtı ile hem Kaddafi’nin hem Libya’nın kaderi bir gecede değişiyor ve Kaddafi devriliyor. Tarihin –özellikle Ortadoğu’ya- büyük bedeller karşılığı öğrettiği bir gerçek var ki, ABD veya NATO, kısacası Batı denen şey hiç kimseye kara kaşı kara gözü için yardım etmez. Ama nefret insanların gözünü o kadar kör edebiliyor ki amaca ulaşma adına her yol mubah görülebiliyor. Biz bunu Arap Baharı’nda çok net gördük.

Şimdi bu durumu somutlaştırmak adına ülkemizden bir örnek vereyim. 2013 yılında ülkemizde Gezi Parkı eylemleri adıyla ciddi boyutlara ulaşan gösteri ve olaylar yaşandı. Bu olayların fitilini ateşleyen daha yerel ve dar kapsamlı talepler olsa da eylemler bir süre sonra hedef büyüterek hükümeti devirme amacına evrildi. İnsanların siyasal iktidarı beğenmeme ve değiştirme adına anayasal bütün haklarını özgürce kullanabilme serbestiyeti demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur, şüphesiz. Ama o dönemde işler biraz farklı gelişti. Olaylar sırasında yapılan paylaşımları hatırlayın;

“İki gün daha direnirsek NATO müdahale edecek.” “3 gün daha eylemler devam ederse Birleşmiş Milletler hükümeti istifaya zorlayacak”

Tabiki eylemelere destek veren herkesi kapsamaz ama her ne pahasına olursa olsun hükümetten kurtulma gibi bir sonuç bekleyen önemli bir kitle ortaya çıktı.

Şimdi bir senaryo yazalım. Bu eylemler güçlenerek devam etse ve ülke bir iç savaşa sürüklenseydi. Bir tarafta hükümet karşıtları (ki belki bunlara özgürlük savaşçısı muhalifler denirdi) diğer tarafta oy vererek iktidara taşıdığı hükümete sahip çıkanlar(Bunlar da rejim yanlıları oluyor). Çok iyi hatırlıyorum her iki tarafta da eşim, dostum, akrabam, komşum yer alıyordu. Muhtemelen herkes için geçerli bir durumdu bu. Belki de gün gelecek öz kardeşinle birbirini boğazlamak zorunda kalacaktın ya da kapı komşunla birbirini öldürmek için yarışacaktın. Şimdi böyle bir savaşta taraf olmak çok kolay bir durum değil. Ülkeye yapılacak bir dış müdahaleyle amacına ulaşmayı savunanlar –bence- vatan hainidir kuşkusuz ama bu iç savaş sırasında insanlara bunu sorma ve ona göre hüküm verme şansımız olmayacaktı.

Neyse ki –belki de- köklü bir devlet geleneğine sahip bir millet olmanın getirileri ve tarihsel bağımsızlık düşkünlüğü bizi sıradan bir Ortadoğu ülkesi olmaktan uzaklaştırıyor.

Umarım mülteciler ile ilgili soruna kalıcı ve tatmin edici bir çözüm bulunur ve Farid Farjad’ın dediği gibi;

“Acı diyorum efendim, O da evrensel olmalı; Bir çocuğun eline diken batsa; İnsanoğlu yanmalı…” 

NOT:

https://www.youtube.com/watch?v=9ue5FAWBsl0

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları