Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
İYİYE MÜŞTERİ OLMAK
Köşe Yazısı Tarihi : 22-10-2017       
Ersin Acar


( Konuk Yazar )

İYİYE MÜŞTERİ OLMAK

Eğitim süreci bireyi sadece sınavlara değil, asıl hayata hazırlamalı ve bunu sağlayacak şekilde planlanarak gerekli imkânlarla donatılmalıdır. Dünya, sayısız “kazanılmış sınav, kaybedilmiş hayat” ve “kaybedilmiş sınav, kazanılmış hayat” örnekleri ile dolu iken tek yönlü bir gelecek öngörüsü ve buna bağlı olarak ortaya çıkan tek yönlü başarı kriterinde ısrar etmek sizce de anlamsız değil mi? Türkiye’nin en seçkin beyinleri, en yüksek makam sahipleri vatana ihanetten cezaevlerini doldurmuşken yada birer fare gibi kendilerine kaçacak delik ararken önceliklerimizi tekrar gözden geçirmek sureti ile vicdanı, her kim isterse istesin bir masumun hakkını gasp etmemeyi, bir masumun canına kıymamayı velhasıl kul hakkını en başa koysak; daha güzel, daha mutlu, daha adil, sevgi ve barış dolu bir dünyayı kurmak için çaba göstersek hayırlı bir iş yapmış olmaz mıyız?

Bir eğitimci olarak en büyük hayalim vicdanlı çocuklar yetiştirmek. Kendi evlatlarım içinde, aynısını düşünen eğitimcilerle yollarının kesişmesini diliyorum. Zaman zaman sınıfta örnekler ile vatan sevgisi, insan sevgisi konusunda bir şeylerden bahsederim. Hele ki konu empati, günahsız çocukların çektiği zulme falan gelmişse inanılmaz bir duygu yoğunluğu ile Suriyeli Alyan’dan bahsederim. Daha dünyada iki yılını tamamlayamadan Ege kıyılarına boğulmuş küçücük bedeni ile -hepimizin suratına inen bir tokat gibi- vurup, cennete uçan küçük melek Alyan. Şunu söylerim hep;

“Alyan Bodrum sahilinde yüzükoyun uzanırken onunla aynı yaşta kızım vardı benim. Bu konu ne zaman aklıma gelse kendime sorarım, Alyan’ın babası yerinde ben olsaydım ne yapardım? Galiba yaşamdaki tek amacım, evladımın katillerinden olabildiğince fazlasına en tarifsiz acıları yaşatmak olurdu. Bir canlı bomba olurdum örneğin.”

Vatan sevgisi konusunda ise yapılacak en doğru şeyin 15 Temmuz’u en doğru şekilde anlatmak olduğunu düşünüyorum. O gecenin hiçbir siyasi görüş, ideoloji veya yaşam tarzına indirgenemeyecek kadar önemli ve kapsamlı olduğunu, malını, canını tankın önüne koymakta zerre kadar tereddüt etmeyen o koca yürekli insanları anlamadan ve haklarını teslim etmeden vatan sevgisinin ne olduğunu tam alarak anlayamayacağımızı anlamak ve anlatmak gerek.

Ben öğrencilerimi gücüm yettiğince çok yönlü yetiştirmeye gayret ediyorum. Bu kapsamda geçen yıl kurduğumuz yardımlaşma vakfının faaliyetlerini bu yıl da sürdürüyoruz. Bu yıl ilk faaliyet olarak yardıma muhtaç olduğunu tespit ettiğimiz bir aileye 770 tl nakit ve kıyafet yardımında bulunduk. Bu yıl farklı bir proje olarak da öğrencilerime okumayı, kitabı sevdirecek bir faaliyete dâhil olduk. MEB tavsiyeli “Bibliyofiller” projesi ile öğrencilerimle her ay belirlediğim bir kitabı okuyoruz. Bibliyofiller projesinin sitesine yazdığım yazıyı sizinle de paylaşmak istiyorum:

‘Körpe bir zihnin iyi bir yazar keşfi, o bedenin dünyaya yeniden gelişidir aslında. Bu keşif hayata ve hayatın anlamına dair yeni bir bakış, yeni bir haykırış ve –nihayet- yeni bir arayıştır aynı zamanda. Her arayış kişiyi bir sonraki durağa iletmekle görevli bir vasıta olarak kabul edilmeli ve yaşamın anlamının bu duraklar arası serüvende gizli olduğu idrak edilmelidir. Kişiyi yeni arayışlara sevk etmeyen keşifler ise ölü doğmuş bir anlaşma kadar hükümsüz, hiçbir yolcusu olmadığı için seferleri iptal edilen bir trenin vagonları kadar amaçsız ve beyhudedir.

Bu durumun “tecrübe ile sabit”liğini kanıtlamak için kendi yaşantımdan bir örnek vereyim. Benim okuma serüvenimde Eric Hoffer’in “Kesin İnançlılar” kitabı tam da bu “keşif tecrübesine” denk düşer. Tamamen rastlantısal bir şahsi keşif olan bu eser –muhtemelen- ömrümün sonuna kadar temel başvuru kaynağım olarak kalırken hem yaşantımda rehber hem de tavsiyelerimin baş aktörü sıfatını taşımaya devam edecektir. Bu gün(üm)den geçmişe bakıp düşünüyorum da, o kitabı uygun şartlarda ve tam -okunması gereken- zaman(ın)da okumuş olsaydım hayata çok daha farklı açılardan bakar, düştüğüm birçok hataya düşmez, ait olmadığım hiçbir kavganın figüranı olmaz, ne istediğimin çok daha net ve çok daha erken bir dönemde farkına varırdım. Kabul gördüğü için doğru zannedilen kalıplara sıkışmış bir genç olmaz, olayları nedeni-sonucu, öncesi-sonrası, eğrisi-doğrusu ile değerlendirebilir ve bu sayede popülist sloganlardan uzak, daha doğru bir pozisyon belirleyebilirdim. Bir güruhun beni yürüyüşüne katmasına izin vermez “yanlış yolda herkesle yürüyeceğine, doğru bildiğin yolda yalnız yürü” düsturuna sarılırdım sıkı sıkı.

Hoffer’in “… Bir amaca inanç, bir dereceye kadar, nefsimize olan inancın kaybolmasından doğan boşluğu doldurmaktadır.” uyarısından sonra yaşayacağım herhangi bir hayal kırıklığında “kendini bir amaç uğrunda feda etme” eğilimi gösterirsem kendimi bir kenara çekip, “Bu eğilim kendi yetersizliklerine karşı geliştirdiğin bir savunma mekanizması mı yoksa gerçekten hayata bir değer katmanı sağlayacak bir yol ayrımı mı ?” diye sorardım.

Bu bir bakış açısı tabi. Diğer bir açıdan belki de kitapların/yazarların okuruyla ortaklaşa yazılmış bir kaderi vardır ve – yine – belki de “Kader Yazıcı” o kitabı, o insanın o anda karşısına çıkması için saklıyordur bir yerlerde. Peki, öyle olunca, Oruç Aruoba’nın tanımladığı “gelmeyip geçmişler” (benim anladığım kadarıyla zamanında yaşanmadan geçmişler) hanesine mi yazılır bu ya da programlanan zamandan önce okunsa -öylesine- “gelmiş geçmişler” hanesine mi? Bunu bilmek güç kuşkusuz.

Ama bildiğim bir şey var, eğer kendi “kitap kaderimi” yazma şansım olsaydı, iyi bir yazarla çok erken tanıştırırdım kendimi. O yazarın peşini bırakmaz, her söyleşisine, imza gününe katılır beni fark etmesini sağlardım. Hadi daha açık konuşayım, “kitap kaderimi” yazma fırsatım olsaydı, 12-13 yaşlarıma Hasan Ali Toptaş’ı yazar “Ben Bir Gürgen Dalıyım” derdim onunla, o yaşta. Onun kaleminden “üstelik herhangi bir şeye karşı direnmek daha şimdiden güzelleştirmişti beni. Varlığıma benim bilmediğim birçok anlam katmıştı.” ifadesini okuduktan sonra, bir gürgen dalı bile olsan hayata tutunmak için, hayatı anlamlı kılacak bir hedefin zorunluluğunu fark eder ve o yaşta “direniş”e geçerdim.  

Aynı coğrafyanın insanı olmaktan gurur duyduğum Hasan Ali Toptaş ile tanıştığımda ben, 30 yılını devirmiştim ömrümün. Aslında ben de çok isterdim ortaokulda beni Hasan Ali TOPTAŞ ile tanıştırıp yıllar sonra bile hayır duamı alacak birileri olsun ama olmadı. Şimdi ben öğrencilerimi tanıştırıyorum ki yıllar sonra onlar da benimle aynı “geç kalmışlığı” yaşamasınlar.

Biraz daha büyüyüp idrak edebilecek kapasiteye ulaştığımda bu defa Sadettin Ökten ile tanıştırır kendimi, onun o kadifemsi, sıcacık, kucaklayıcı sesiyle anlattığı “medeniyet tasavvuru”nun tesisinin hizmetkarı olmak isterdim.

Onların işaret ettiği ve beni çağırdığı yolu yürüyerek tecrübe etmek isterdim doğrusu. Bu noktada “herkes kendi değerlerini kendisi oluşturmalı” tezinin doğruluk payı var mutlaka ama bir yandan da hayat, bırakın kötüyü vasat kitaplarla bile zaman harcanamayacak kadar kısa. O nedenle kimsenin bize değerlerini dikte etmesine veya subliminal yollardan enjekte etmesine izin vermeyelim ama söyleyecek – dinlemeye değer – sözü olanları da karanlıkta bir kandil edinmekten gocunmayalım bence.

İyi romanlar, iyi öyküler, iyi şiirler okuyalım. İyiye müşteri olalım ki iyinin pazarı kurulsun. İyi yazarlar iş yapsın, çok satsın. Popüler olan ile nitelikli olan örtüşsün. Hiçbir yazarın değeri öldükten sonra anlaşılmasın, daha ilk eserini yazdığında gündeme bomba gibi düşsün. Çok satsın, çok kazansın.

Namaz kılmak için yaşlanmayı bekleyenler gibi üniversiteyi beklemeyelim kitap okumak için ve boş zamanlara da hapsetmeyelim yalnızca. Doğru kullanalım zaman sermayemizi, erken başlayalım okumaya. Klasikleri üniversiteye başlamadan bitirmiş olalım örneğin ve mutlaka şiir yazalım lise sıralarında. Bir yazarla tanışalım, mektuplaşalım mümkünse. Mutlaka bir kitaplığımız olsun ve “imzalı kitaplar” rafımız dolsun günden güne. Ama hiçbir imzalı kitabı takas etmeyelim sahafta.

Ve son olarak “iyi kitaplar okumayan adamın okumuş olmasıyla cahil kalması arasında hiçbir fark yoktur” diyen Mark Twain’e kulak verelim.’

http://bibliyofiller.com/iyiye-musteri-olmak/

Son olarak;

https://www.youtube.com/watch?v=P2GU81GlpII

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları