Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
BİR LEVHA VE HİKAYESİ...
Değerli Okurlarım ; Milletimizin önemli bir özelliği de ne yazdığına bakılmaksızın tüm eski yazılara (Arapça veya Osmanlıca yazılar ) karşı büyük bir saygı ve hürmet göstermektir. Elimize geçen eski yazılarla yazılmış  kağıtlar , sayfalar , levhaların  üzerindeki  yazılar (bu yazıları okuyamayanlar için ) hemen dini ifadeler ...
Haber Tarihi : 12-12-2013  

Değerli Okurlarım ;

Milletimizin önemli bir özelliği de ne yazdığına bakılmaksızın tüm eski yazılara (Arapça veya Osmanlıca yazılar ) karşı büyük bir saygı ve hürmet göstermektir.

Elimize geçen eski yazılarla yazılmış  kağıtlar , sayfalar , levhaların  üzerindeki  yazılar (bu yazıları okuyamayanlar için ) hemen dini ifadeler olarak kabul edilerek en azından el ayak altında tutulmamasına yüksekçe bir yere kaldırılmasına özen gösterilir.

Bu davranış insanımızın samimi duygularını yansıtması bakımından takdir edilecek bir davranış olarak değerlendirilmelidir.

Mesela bir hattatın elinden çıkan çok güzel bir levhayı bu yazıyı okuyamayan kişilere gösterip bu levhada sizce  ne yazıyor olabilir diye sorulduğunda ;

Verilecek cevapların büyük bir kısmı herhalde levhadaki yazının dini bir yazı olabileceği şeklinde olacaktır.

Ancak bazen bu tür yazıların sanıldığı gibi dini bir muhteva taşımadıkları halde aynı saygıyı görmeleri en azından komik sonuçların doğmasına neden olmaktadır.

İşte bu gün sizlerle  bir hattatın elinden çıkan böyle bir levha ve bu levhanın hikayesini paylaşmak istiyorum.

Saygılarımla…

*****************

İŞTE O LEVHA VE HİKAYESİ

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Bakırköylü Ermenilerden Doktor Peştemalcıyan, ailesiyle birlikte Türkiye’den Almanya'ya göç edip Berlin'de bir halı ve kilim mağazası açar. Savaş başlayıncaya kadar işleri yolunda gitmiş, baba Peştemalcıyan işleri oğlu Aram Peştemalcıyan'a bırakmıştır. Ama savaş zorlu günleri de beraberinde getirir ve her gecen gün bir öncekini aratır hale gelir. Savaş bütün hızıyla sürerken 1943'un sonuna doğru Almanlar için savaşın gidişatı belli olmuş, daha fazla savaşacak gücünün kalmadığı ortaya çıkmıştır. Sovyet askerleri 1944 yılının Ocak ayında Oder Irmağı’nı geçerek önce Budapeşte'ye, Nisan başında ise Viyana'ya girerek Berlin’e doğru ilerlerler ve 25 Nisan'da Berlin'i kuşatırlar. Ruslar artık Berlin’dedir. Yağma ve talan Almanya’da sıradan bir iştir. Taciz ve tecavüzün bininin bir para olduğu o günlerde asil mesele hayatta kalmak ve tatlı canını kurtarmaktır. Bu zor şartların hüküm sürdüğü günlerde Rus İşgal Komutanlığı bir bildiri yayınlar. Bildirideki kesin emre göre her yer, Rus askerlerine açık tutulacaktır.

Savaşın acımasız yüzünü bütün çıplaklığıyla çoktan gören Peştemalcıyan ailesi de emre mecburen uyacaktır. Halı mağazalarının kapılarını açarak Rus askerlerinin yağmaya gelmesini endişe ile bekleyen ailenin bu bekleyişi fazla uzun sürmez. Peştemalcıyan Halı-Kilim Mağazası’ndan içeriye gürültü ve patırtı ile kılıksız, vahşi görünüşlü, Moğol tipli ve silahlı iki asker yüksek sesle bağıra çağıra konuşarak girer. Askerlerden biri halılarla ilgilenirken diğeri, genç kızlarını da aralarına alarak hareketsiz bir şekilde endişe ile olup biteni takip eden Peştemalcıyan ailesine yönelir. Etrafa şöyle bir göz atıyormuş gibi yaptıktan sonra genç kıza doğru yaklaşır ve elini uzatır. Aram Peştemalcıyan gayrı ihtiyari ve seri bir hareketle askeri bileğinden sıkıca yakalar. Çekik gözlü asker bu ani tepki üzerine tabancayı çekip Peştemalcıyan'ın şakağına dayar. Aram Peştemalcıyan, adeta taş kesilen karısına döner ağzından Türkçe “Şimdi bok’u yedik” cümlesi dökülür. Bu sözleri işitince irkilen asker silahını indirerek sorar. "Ne dedung? Ne dedung?..." Baba Peştemalcıyan olayın şoku içerisinde, ister istemez söylediği sözleri tekrarlamak zorunda kalır. "Şimdi bok’u yedik". O anda sanki bir mucize olur. Asker ani bir hareketle yıllar sonra bir dostunu görmüş gibi büyük bir sevinçle Peştemalcıyan’ın boynuna sarılır. Peştemalcıyan şok üstüne şok yaşmaktadır. Olayı kavramaya çalışıyor ve askerin Kırgız ağzıyla, "Miz gan gardaşiz, min sinig gardaşmam" yani "Biz kan kardeşiyiz, ben senin kardeşinim" derken sevinçten çılgına dönmesini hayretler içinde seyreder. Mağazayı basanlar, Rus ordusundaki Kırgız askerlerdir ve Sovyet ordusu ile Berlin'e kadar gelmişlerdir. Karşılarında Türkçe konuşanları görünce büyük şaşkınlık yaşamışlardır. Olay anlaşılıp şok atlatılınca Peştemalcıyan ailesi rahat bir nefes alır. Askerler özür dilerler, çaylar içilir, konuşmalar uzar ve iki asker sonraki günlerde mağazaya gönüllü bekçilik yaparlar.

Peştemalcıyan ailesi bir gün mağazalarını gezen bir Türk gazeteciyle tanışırlar ve gazeteciyi evlerine davet ederler. Yaşadıkları olayı büyük bir heyecanla ve yeniden yaşıyormuşçasına tekrar anlatırlar. Hayatlarını kurtaran bu sihirli cümlenin Peştemalcıyan ailesi için neler ifade ettiğini, hayatta kalmalarına sebep olan bu sözleri bir hattata yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini ve bu anı her zaman hatırlamak istediklerini söylerler. Gazeteci, onlara bu konuda yardımcı olabileceğini söyler. Türkiye’ye dönüşünde hattat ve mücellit Üstat Emin Barın'ın Çemberlitaş'taki atölyesine gider. Üstat Emin Barın’da kendisinden yazılması istenen cümleyi duyunca şaşırır. Zira ilk defa böyle ilginç bir taleple karsılaşıyordur. Hemen "Yazarım" diyemez, düşünmek için zaman ister. Daha sonra kendisinin Almanya’da bulunduğu ve cilt eğitimi aldığı sırada yaşadığı savaş günlerini hatırlayınca işi kabul eder. Bir hafta sonra tekrar gelen gazeteciye o cümleyi yazabileceğini söyleyerek yazımızın başlığında konu olan “celi sülüs levhayı” hazırlar. Levhanın etrafını da "Hatip ebrusu" ile süsler. Levha, Peştemalcıyan ailesinin artık dostu olan gazeteci tarafından Berlin'e götürülür. Levhanın hikâyesi işte böyle... Hayat kurtaran argo bir cümle, bir hattat’ın elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmüş ve 17 Temmuz 1966 tarihli Yeni Gazete’ye de haber olmuş. Üstat Emin Barın, daha sonraları dostlarına "Hadise o kadar ilgi çekiciydi ki gazeteci dostumdan dinleyince teklifini kabul etmek zorunda kaldım" diyecektir.


Haberle İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Bölüme Ait Diğer Haberler