Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
EBULFEZ ELÇİBEY
EBULFEZ ELÇİBEY                   Mescidi Haram’da cuma namazını bekliyoruz. Her zaman ki gibi çok kalabalık, sokaklardan akan insan deryası akın ediyor. Caminin kapıları namaz vaktinden çok daha erken saatlerde kapanmış. Namazı beklerken bir yandan Kabe’yi seyrediyor, bir yandan da ...
Haber Tarihi : 07-08-2017  

EBULFEZ ELÇİBEY

     

            Mescidi Haram’da cuma namazını bekliyoruz. Her zaman ki gibi çok kalabalık, sokaklardan akan insan deryası akın ediyor. Caminin kapıları namaz vaktinden çok daha erken saatlerde kapanmış. Namazı beklerken bir yandan Kabe’yi seyrediyor, bir yandan da safımızda yer alan dünyanın bir çok ülkesinden gelenlerle sohbet ediyoruz. Sağ tarafımda bir Malezyalı doktor var. Sol tarafımda ise bir Hint fakiri. Belgesellerden çıkmış gibi. Yöresel kıyafetleri içinde zayıf, kuru, esmer... Avusturya’da yaşayan bir kompozitörüm diyor. Sohbetin bir yerinde sizin gençleriniz tarihini bilmiyor deyince şaşırdım. Bir Hintli, Türk tarihi ve gençlerimizle ilgili yorumda bulunuyor. Türkiye’nin öneminden, Atatürk’ten ve daha birçok şeyden bahsediyor. Avusturya’da tanıdığı Türk gençleri bu yorumun nedeni sanırım derken, ülkemizdekiler aklıma geliyor ...

 

            Türk Milletinin bir ferdi olarak, yaşınız, eğitiminiz, göreviniz, işiniz ne olursa olsun, Türk tarihini öğrenmek bir sorumluluk ve zorunluluktur. Çünkü, tarihimizi bilmek kendimizi bilmektir. Kendini bilmemek ise koca bir hiçliktir. Yalpalamak, sarsılmak, boyun eğmek ve yıkılmaktır. Şühedanın kendisinden, fikrinden ve mirasından uzaklaşmaktır.

 

            Binlerce yıllık müstesna bir tarihi olan yüce Türk Milletiyiz ama bırakın tarihimizin büyük bir bölümünü, yakın tarihini bile yeterince bilmeyen nesiller yetiştiriyoruz. Ne acıdır ki kurgulanmış, doğrusu yalanı birbirine karışmış diziler ve filmlerde anlatılanları tarihimiz sanan bir gelecekten bahsediyorum. Tarafsız olmayanlardan, gerçeğin değil efendilerinin sesi olanlardan, kendilerini Türk hissetmeyenlerden zaman zaman tarihini öğrenmek zorunda nesilleri bırakıyoruz.

            Yakın tarihimizde bırakın değer görmeyi, adı sanı unutulan birçok insanımız var. Bu yazımda bilinmesi ve anlaşılması gereken, ismi gibi değerli, hayatını milleti için adamış önemli bir lideri yeniden hatırlatmak, tanımak ve öğrenmek isteyenlere bir kapı açmak istiyorum. Elçibey’in hayatını tekrarlamak yerine hayatının ve karakterinin önemli noktalarına yer vermek istiyorum.

            Ebulfez Elçibey.

            Nahcivan’ın Keleki Köyü’nün Halil Yurdu Yaylasında 24 Haziran 1938 Yılında  doğar. Kaderi, mücadele ve zorluklar üzerine yazılan Ebulfez, ilk tecrübesini doğar doğmaz yaşar. Büyükleri anlaşamayınca adı 40 gün sonra kulağına okunur.

            Elçibey, Bakü Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü Arapça bölümünü 1962 yılında bitirdi. 1970'li yıllardan itibaren en önemli düşüncesi Azerbaycan'ın bağımsızlığı oldu. 1975'de “milliyetçilik” suçundan bir buçuk yıl hapis yattı. 1976'da Salman Mümtaz El Yazmaları Enstitüsü'nde Türk ve İslam tarihinin ilk yazılı kaynaklarını inceliyor, bağımsızlık için daha fazla mücadele ediyordu. 1976 yılında Sovyetlere karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.

 

            Yıl 1988, Azerbaycan Rus işgali altında. Sovyet birliği (SSCB) dağılma sürecine girmiş. Ermeniler bu fırsattan faydalanarak ve Rusların desteğini de arkalarına alarak Karabağ’ı işgale başladı, sınırdaki köylere saldırdı. 250 bin Türk Batı Azerbaycan’dan göç etmeye zorlandı.

           

Macintosh HD:Users:fikriulusoy:Desktop:3ro4n8U6Lasg.jpg            Elçibey zulme ve saldırılara karşı direniş için Azerbaycan Türklerini meydanlara çağırdı. Toplantılar yaptı, mitingler düzenledi. Bağımsızlığa giden yolda bir olmak için 16 Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'ni kurarak birçok yurtsever örgütü bir araya getirdi ve cephenin başkanı seçildi. Amaç Azerbaycan Türklerinin bütünleşmesi ve bağımsızlıktı.

           

            Ermeniler 31 Mart 1918 tarihinde, Bakü’de Ruslarla birlikte 12 bin Türk’ü katlettikleri gibi yeni bir katliamın provokasyonu içerisindeydiler. Rus ordusu, Rusların ve Ermenilerin güvenliğini bahane ederek 20 Ocak 1990'da (Qara Yanvar-Kara Ocak- diye anılır) Bakü’de yine katliama başladılar.

 

            Katliama karşı gösterilen tepkiler ve Sovyetlerin dağılma süreci ile başlayan kaos ortamında tek çare bağımsızlıktı. Azerbaycan Halk Cephesi önderliğinde Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını ilan etti. Elçibey yaptığı konuşmada, "Hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. Bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır" diyordu. Elçibey, yapılan demokratik seçimin sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı seçildi.

 

            Sevgim – Türk Milletine!

            Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!

            İtaatim - Hocalarıma!

            Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma!

            Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere!

 

Diyen Elçibey’i bir siyasetçi değil, vatanını ve Türk Milletini çok fazla seven bir devlet adamı olarak düşünmek gerekir. Yaptığı, yapmaya çalıştığı, düşündüğü her şeyin tek bir belirleyeni, tek bir ölçüsü vardır; Türk Milletinin yararı.

 

            Peki, Devlet Başkanı seçilen Elçibey’in liderliğinde oldukça kısa bir zaman diliminde Azerbaycan’da neler yapıldı.

 

            Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşturulan gönüllü birlikler Ermeni saldırıları ve işgallerine karşı koymaya başladı.

            Bağımsız Azerbaycan ordusunun kurulması çalışmaları başlatıldı.

            İstiklâl marşı kabul edildi. Böylece bağımsız devletin ilk adımları atıldı.

            Rus askerlerini ve Hazar Denizi’nde bulunan Rus donanmasını sınırları dışına çıkarıldı.

            "Türkçe ses bayrağımızdır" diyen Ebulfez Elçibey, devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesine geçildi.

            Halka ve devlet görevlilerine Türkçe kursları açıldı, resmi yazışmalar Türkçe yapılmaya başlandı.

            Ekonominin düzeltilmesi için, üretimin arttırılması çalışmaları başlatıldı.            Kullanımda olan Rus parası tedavülden kaldırıldı, bağımsızlığın sembolü olan kendi parası, Manat piyasaya çıkarıldı.

            Sovyetlerden kalan yasalar değiştirilmeye başlandı. Öncelikle ceza kanunu, basın kanunu, petrol kanunu gibi kanunlar çıkarıldı.

            Özelleştirme kanunu çıkarıldı ve büyük devlet çiftlikleri satışa çıkarıldı.

            Petrol kanunu ile Bakü petrollerinin % 51’i Azerbaycan ve Türkiye’ye bırakıldı. Büyük petrol şirketlerine küçük paylar verildi. Rusya ve İran’a pay verilmedi.                                  

           

            24 Haziran 1992 yılında ilk resmi ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Anıtkabir şeref defterine şunları yazdı:

             “Ey böyük Türk'ün böyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum... Gayrı söylenecek başka söz kalmadı. En güzelini sen söyledin. Ne Mutlu Türküm Diyene”.

            Defteri şöyle imzaladı.

            Senin esgerin Ebulfez Elçibey

 

            Elçibey, hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele etti. Azerbaycan’da atasözü gibi görülen “Bir millet iki devlet” sözü kendisine aittir. Azerbaycan ve Türkiye’nin sınırlarının açılmasını, konfederasyonu savunan söylemleri oldu. Şöyle diyordu: “Türkiye ile aramızda vize olması kanıma dokunuyor. Türkiye ile Azerbaycan derhal birleşerek konfederasyona gitmelidir”.

 

            Türk Cumhurbaşkanına “Aga” diye hitap ediyordu. Büyük bir Türkiye sevgisi ile doluydu. Bu durumu yadırgayan üst düzey bir komutanı şu cümleyi sarf edecekti: “Efendim siz Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı’sınız, Türkiye’nin Azerbaycan valisi değil”.

 

            Hayalperestti. Türklerin bir araya gelmesi en büyük hayaliydi. Düşünceleri, inancı, ülküsü, Türk Milletine olan aşkı ve Türklerin birleşmesi fikri Devlet Başkanlığı görevinden uzaklaştırılması için figüranlar tarafından yeterliydi.

 

            Öyle de oldu. Elçibey, yaklaşık 1 yıl kadar devlet başkanlığı yapabildi. Türkiye’ye yakınlaşan, milli ve tam bağımsız bir Türk Devleti olmaya başlayan Azerbaycan’da hainler boş durmadılar. 4 Haziran 1993'de maruz kaldığı darbe sonucu -kan dökülmesin düşüncesi ile- Bakü'den ayrılarak doğduğu Keleki köyüne gitti.

 

            4 yıl süreyle kaldığı Keleki'den 31 Ekim 1997'de Bakü'ye dönerek 1995 yılında partiye dönüşen Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin Genel Başkanı olarak siyasi çalışmalarını devam ettirdi.

 

"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;

Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

 

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,

Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

 

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,

Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

 

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;

Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

 

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,

Himalaya Dağları’nı çalkarız bir gün olur.

 

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,

İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

 

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,

Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

 

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;

Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

 

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi

Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."

 

            Dizeleri Elçibey’e aittir.

            Hayatını ve Türkün kaderini, doğru olanın ve dürüst yaşayanın karşılaştığı sahipsizliği anlatan mısralardı dudaklarından dökülen.

            1992 yılındaki Anadolu’ya ilk gelişinde yanında ki bir Türk gazeteciye “Türkiye’de Atatürk’ü sevmeyenler de varmış doğru mu?” diye sormuştur. Türk Ocaklarında yaptığı konuşmasında da şaşkınlığını dile getiren şu sözleri sarfetmiştir “Türkiye’de Türk Ocağı mı olurmuş?”.

            Katılmış olduğu  düğünlerde “yol ver Türk’ün bayrağına” marşını çaldıran, Türkiye’den giderken gözleri dolan bir vatan aşığıdır Elçibey.

             “Gizli cemiyetimizin üyeleri ile bir karar verdik ve hiçbirimiz evlenmeden, milletimizi azat etmek için çalışacaktık. Ancak daha sonra aile kuranlarımızın bizim için onların aileleri yok, bu yüzden rahatlar, bizim sorumluluklarımız var gibi laflar ettiklerini işittik. Bir insanın ailesi varken de milleti için korkmadan mücadele edebileceğini göstermek için evlenmeye karar verdim” diyen Elçibey 41 yaşında evlendi. Bağımsız Azerbaycan Devletini kurmaya çalışırken ailesine zaman ayırmaya, bakmaya fırsatı bile olmadı. Kendine ait bir eve ise vefatından birkaç yıl önce sahip olabildi.

             Şii isek de önce Türküz diyordu. Bakü’ye bir Şah İsmail heykeli yapmak istiyoruz diyenlere şöyle cevap veriyordu:

            “Hemen karşısına bir Yavuz Sultan Selim heykeli yaparsanız olur” .

            Elçibey kendisini Tahran’a davet eden İran Cumhurbaşkanına Güney Azerbaycan’da Türkçe eğitim veren okulların açılmasına izin verdiği takdirde bu ziyaretin gerçekleşebileceğini söylüyordu

            1973 yılında ise gençlere şöyle sesleniyordu:

             “Ey Türk Genci her şeyi halledecek sensin! Bu şerefli yol seni bekliyor. Bu yol vardır, bu yol hazırdır. Dedenden babandan bir söz var. Diyor ki, yolcu yolunu bulur. Bense sana diyorum ki yol vardır kendi yolcusunu arar. Yol hazırdır ve yolcusunu beklemektedir. O yolu biz çizdik! O yolcu Türk Gençliğidir. Yola çıkın yolcu yolunda gerek! “.

            Ebulfez Elçibey tedavi görmek amacıyla 7 Temmuz 2000'de geldiği vatanında, Türkiye'de 22 Ağustos 2000 Salı günü vefat etti.

           

Macintosh HD:Users:fikriulusoy:Desktop:Ekran Resmi 2017-06-02 11.22.20.png            Bakü’deki mezarının üzerinde, "Burada Şerefli bir Türk asgari yatir" yazıyordu. Kabrini yıktılar, mezar yerini dümdüz edip, yıllarca kimsesizmiş gibi beklettiler.

“Beş̧ yıl üniversite talebesi oldum bu beş̧ yılda sırtım ne palto gördü̈ ne de plaş” diyordu. Rusların bağımsızlık ve millet sevgisinden uzaklaşması için kendisine sundukları imkanları, zor şartlar altında olmasına rağmen elinin tersiyle iten Elçibey, 1974 yılında düşüncelerinden ötürü Ruslar tarafından yargılandığı günlerin birinde mahkemede söz alarak şu şiiri okuyacaktır:

            “Her kimsenin var kimsesi

            Men kimsenin yok kimsesi

            Ey kimsesizler kimsesi

            Men kimsenin ol kimsesi

 

            Ölümünden sonra mezarının başına gelenler malum olmuştu sanki. Ya da doğru olanın, ahlaklı olanın çoğu zaman yalnız olduğu gibi.

            Mezarının başına gelenler öğrenilince Sayın Bahçeli, "Bari biz para toplayalım da, gönderip yaptıralım" deyince, apar topar bir mezar yaptılar.

            Elçibey’in ölümünün ardından, Bahtiyar Vahapzade dostuna yazdığı şiirin bir dörtlüğünde şöyle sesleniyordu:

            “Şimdi melek gibi göklerden yere,

            Dünyadan namusla geçti Elçibey

            O kabre gitmedi, sığamaz kabre

             Milletin kalbine göçtü Elçibey.”

 

            Mertti, mert olanı severdi. Ölümünün yaklaştığını hissederken bile “Bazı hastalıklar gelir aniden insanın canını alır ancak; kanser öyle değildir. Kansere yakalandığın andan itibaren senin canını alacağını biliyorsun. Bu hastalık mert hastalıktır” diyordu.  

            Kimsesizlerin kimsesi olan Rab ‘binin yanındasın.

            Ruhun şad olsun Elçibey.

 

KAYNAKÇA

1. Güler, U .(2006) . “Elçibey”. Ötüken.

2. Bakiler, Y.B. (2009). “Elçibey Azerbaycan'ın Unutulmaz Lideri”. Türk Edebiyat Vakfı.

 

3. Halilova, H. (2013). “Ebulfez Elçibey ile Bağımsızlığa Giden Yol”. Töre Devlet Yayınları

4. https://elcibey.files.wordpress.com/2012/02/milliyetci-demokrat-ebulfez-elcibey.pdf


Haberle İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Bölüme Ait Diğer Haberler